Makale

now browsing by category

 

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın 18 Mart 2015 Konuşması



Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın 18 Mart 2015 Konuşması

TRT’nin içine kedi kaçması nedeni ile yayını kestiği efsanevi konuşmadır…
Saygıdeğer konuklar,
Sevdalısını geride bırakıp, anasının nasırlı ellerini öpüp 100 yıl önce bizler için kavgaya tutuşanları, istikbalimiz için istiklal mücadelesi verenleri, savaştan barış çıkartanları, cumhuriyetimize önsöz yazanları anmaya geldiniz.
Beklendiğiniz topraklardasınız. Çanakkale’de değil çelikten kaledesiniz.
“Siperlerde bize de yer açın” diye haykıranlar,
“dedeciğim biz geldik” diyenler,
dünyadaki mahşerin 100 yıllık iftiharını yaşamaya hoşgeldiniz.
Biz çanakkalelilere onur verdiniz.
Değerli konuklar, sesime kulak verenler, sizi tanıyorum.
Sesimin şu an ulaştığı sizleri; adınızı, hayatınızı bilmesem de tanıyorum.
Yanınızda değildim, ama duydum.
Çanakkale türküsü söylenince eşlik ettiniz.
Görmedim ama biliyorum, siz de kınalanıp cepheye gönderilen aslanları, kendi cenaze namazını kılanları duyunca gözyaşı döktünüz.
15 yaşında toprağa düşenleri, okullarını bırakıp cepheye koşanları duyunca yandınız.
Nice acıları ve kahramanlıkları duyunca boğazınız düğümlendi, vücudunuz ürperdi.
Dualarınızda, dudaklarınızda onlara da yer verdiniz.
Evet sizleri biliyorum.
Seyit Onbaşı kadar olmasa da ağır yüklerin altına girdiniz.
Anafartalar’da Mustafa Kemal kadar olmasa da, acılara şahit oldunuz, nice darboğazlardan geçtiniz.
Mustafa Kemal gibi siz de kalbinizden vuruldunuz.
Onurunuzu, namusunuzu, inancınızı Çanakkale gibi korudunuz.
Hayatınızın bir yerinde Çanakkale gibi saldırılara uğradınız, Çanakkale gibi direndiniz.
Artık siz de Çanakkale’siniz. Çanakkale sizsiniz.
Değerli konuklar, müsaadenizle şimdi sizlere seslenmeyeceğim.
Sizlere siperleri, gemileri, birlikleri, tüfekleri de anlatmayacağım.
Çünkü bugün bütün kelimeler kifayetsiz, bütün cümleler yetersiz.
100. yıl nedeniyle bu defa aziz şehitlerimize hitap etmek, onların manevi ruhlarına seslenmek istiyorum.
Ey bu topraklar için toprağa düşenler,
bir hilal uğruna güneş gibi batanlar,
siz kara toprağın üstünde de, altında da bir oldunuz,
bizse ayrıştık, bölündük, hatta birbirimizi öldürdük.
Siz fakirlik içinde kazandınız,
bizse, zenginleştikçe kaybettik.
Siz düşmanınızı bile kucağınıza aldınız,
bizse dostumuzun dahi boğazına sarıldık.
Dün bir avuç yer ne kadar çok kişinin olmuş,
bugün koskoca bir memleket ne kadar az kişinin kalmış,
siz şimdi ebedi istirahatgahınızda uyuyorsunuz,
bizse derin uykulardayız. Ve asıl uyuyan biziz.
Ve Seyit Onbaşı’ya sesleniyorum.
Sen sadece 215 kiloyu değil koca Seyit,
sen vatan yükünü de sırtlayıp kaldıransın.
Oysa biz senin gibi ağır yüklerin altına giremedik.
Kolayı seçtik, sana layık olamadık.
Sen düşmanın dümenini bombalarken,
biz düşmanın dümen suyuna girdik.
Takımıyla yahya çavuşa sesleniyorum.
63 kişilik birliğinle kenetlenip bir olan yahya çavuş,
sen 2000 kişiye karşı destanlar yazansın.
bizse senin gibi, takımın gibi zorluklara karşı bir olamadık.
12 Eylül’de bölündük,
Sivas’ta yüreğimize ateşler düşürdük,
Maraş’ta ve daha nicelerinde insanlığımızı öldürdük.
Sevdiğini geride bırakan kahraman,
sen yârinin kokusunu, barutun kokusuna terk edensin.
Yar diye vatanını bilen, ölümü beklerken bile kadınına mektup yazıp, ruhum diye hitap edebilensin.
Bizse kadınlarımızı hak ettiği yere getiremedik,
özgecanları ve daha nice kadınlarımızı hayatta tutamadık.
Sen kadınına mektubunun arasında çiçekler gönderirken,
biz gözlerinin altından morluğu, vücudundan karayı, yarayı eksik edemedik.
Sizlerin vücudundaki kurşunlar onur madalyanız,
kadınlarımızın vücutlarındaki morluklarsa bizim utanç vesikamızdır.
Biz erkek olduk, ama adam olamadık.
Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal’e sesleniyorum.
Sen mektubunda düşmanların evlatları için “kahramanlar” diyensin, onların annelerine “gözyaşlarınızı dindirin” diye seslenensin.
Ve sen onları da evlat bilip, bu toprağı dost diye tanıtansın.
Biz senin gibi hoşgörülü olamadık.
Bu vatanda herkesi kucaklayamadık.
Değil yabancı anaların gözyaşlarını dindirmek, kendi analarımızın bile gözyaşlarını durduramadık.
*
Sözün özü “1915 Çanakkale ruhu” sınavından çok da başarılı çıkamadık. Ama çok şey öğrendik.
Ben de çok şey öğrendim.
Büyük balığın, küçük balığı her zaman yiyemeyeceğini, Nusrat senden öğrendim.
Merminin mertlikle, tüfeğin yürekle boy ölçüşemediğini siz atalarımızdan öğrendim.
Çanakkale’de, küllerinden yeniden doğmayı prangaları kırıp, yeniden ayağa kalkmayı öğrendim.
Çanakkale’yle ilgili birçok şeyi bildim, öğrendim, anladım.
Ama bir tek şeyi anlayamadım.
Ey büyük Atatürk,
seni anlayamayanları anlayamadım.
***
Ey analarının goncagülleri ve babalarının koç yiğitleri gene de üzülmeyiniz ve huzur içinde uyuyunuz.
Sizlerin huzurunda diyorum ki, Anafartalar’da ki gibi Türkiye’ye hücum da etseler, Arıburnu gibi direniriz.
Conkbayırı’nda ki gibi kalbimizden şarapnelle de vurulsak, namazgah tabyası gibi topla da dövülsek, Çimenlik kalesi gibi dik, Kilitbahir kalesi gibi sağlam dururuz.
57. Alay gibi gerektiğinde son neferimize, son nefesimize kadar mücadele ederiz.
Yürüdüğü yolda iz bırakmayan, o yoldan geçmiş sayılmaz.
Ey şehitlerimiz, siz de Çanakkale’de iz bıraktınız.
Haşa ne Çanakkale’si, tarihimizde de, yüreğimizde de, ruhumuzda da iz bıraktınız.
Bizler ilhamımızı siz şehitlerimizden alıyoruz,
biz de sizin gibi özgürlüğümüze ve barışa bu kentte sahip çıkıyoruz.
100 yıl önce hiç düşünmeden canından vazgeçen sizler
bağımsızlığınızdan, özgürlüğünüzden vazgeçmediniz
çocuklarından, analarından kopan sizler
hürriyetinizden koparılamadınız.
Şimdi, Mehmet Akif gibi hep bir ağızdan haykırarak diyeceğiz ki;
ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım
kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım
yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Aziz şehitlerimiz size söz;
barışın kenti Çanakkale’de, ülkemizde ve dünyada barışı yücelteceğiz. Kardeş olacağız.
Çünkü Çanakkale Savaşı kardeşlerle, düşmanların savaşıdır.
Çünkü kardeşliğe yapılan bir hücum, tek kelimeyle ihanet katarına eklenmektir.
Türkle – Kürt çatışırsa ne Türk kalır ne Kürt
Aleviyle – Sünni ayrışırsa ne Alevi kalır ne Sünni.
Oysa Türkle – Kürt, Aleviyle-Sünni birleşirse ne zalim kalır ne de zulüm.
onun için barışın kenti Çanakkale’den,
savaşın 100. yıldönümünden haykırıyorum;
Meriç kıyısındaki minicik bir kum tanesinden,
Ağrı dağı’nın yamacındaki yabani bir ota kadar her yere barış istiyoruz
Sinopta şu anda sahile vuran bir dalganın köpüğünden,
Hatay’ın Kızılçat köyünde açan çiçeğe kadar
herşeyde barış istiyoruz.
İstiyoruz ki; etrafımızdaki çember daralmasın,
barış ve özgürlük nefes alsın.
Barışın kenti Çanakkale’nin Belediye başkanı olarak;
inatla ama umutla barışın hakim olduğu bir dünya hayalimi sürdüreceğim.
Biliyorum ki ;
şehitlerimizin mezarlarında ki her bir kitabeyi öpen çanakkale rüzgarı, koparılmış güller gibi solan kahramanlardan her yere barış taşıyacak.
Biliyorum ki;
100 yıl önce kavuşma hayallerinin eriyip kül olduğu bu yerden, barış adıyla bir kıvılcım yanıp, çoban ateşiyle dağları dolaşacak.
Bunun için biz de siz şehitlerimiz gibi;
ekmeğimizden tasarruf edeceğiz, ama şerefimizden asla
candan olacağız, yardan olacağız,
ama özgürlük ve barış kokan bir dünyadan asla
biz de sizler gibi;
düşmanımızı kucağımızda taşıyacağız, ama sırtımızda asla.
Son nefesimizi tüketeceğiz, ama onurlu mirasınızı asla.
Bedenimizi çiğnetiriz, ama özgürlük ve barış yeminimizi asla.
Ey aziz şehitlerimiz,
siz toprağın altındakiler, biz üstündekilere ilham olsun.
Bükülmez bileklerinize, korku bilmez yüreklerinize selam olsun.
Özgürlük için toprağa düşüp, toprak olan siz şehitlerimizin ruhları şad olsun.
Saygıdeğer misafirler,
18 Mart Şehitler günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. yılı anma konuşmama son verirken;
bizlere bağımsız, başı dik bir ülke, özgürlükçü bir ruh miras bırakan başta Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları olmak üzere, onların kurduğu laik ve demokratik cumhuriyetimizi korumak ve kollamak ülküsüyle, ülkemizin varlığı ve bütünlüğü için dün olduğu gibi bugün de hiç düşünmeden canını vermiş Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Emniyet teşkilatımızın tüm şehitlerini rahmet, gazilerimizi minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Çanakkale gibi tarihi sorumluluğu çok büyük bir kentin belediye başkanı olmanın onuru ve 1915’in omuzlarımızdaki derin sorumluluğuyla sizleri sevgi ve saygıyla selamlarken
son sözüm şudur;
yaşasın kardeşliğimiz , yaşasın özgürlüğümüz
ve yaşasın barış…
Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan 
https://www.facebook.com/pages/Ülgür-Gökhan/644000068981427

16 Nisan 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

17 Nisan, Köy Enstitülerin kuruluş yıl dönümüdür. Türkiye’de bu enstitülerin isimleri bile kalmadı. Yalnız o çağdaş enstitülerin öğrencilerince ve sevenlerince her yıl çeşitli anma toplantıları yapılırdı. Şimdilerde hiç bir ses duymamaktayız. Bu vesile ile ben de araştırdım. Yazar Vedat Günyol’un “Daldan Dala” isimli kitabından “Köy ve Eğitim sorunu” başlıklı makalesinden bazı alıntılar yaparak bu konuyu işlemek istedim.

Diyor ki Vedat Günyol “Cumhuriyet’in kuruluşu yıllarında Türk halkı eğitimsiz, bakımsız, sömürülen, sömürülmeye el verişli, bu halkla ne yapılabilirdi. Bunun için Atatürk Batı’nın eğitim uzmanlarını yurda çağırarak çeşitli raporlar hazırlattı. Bunlardan Amerika’lı Eğitim uzmanı filozof S. Devey eğitim işlerinin yeniden düzenlenmesi, kalınmaya köylerden başlanması yolunda raporlar verdi. Daha 1926’larda açılan Köy ÖĞRETMEN Okullarında Köy Enstitülerine gelinceye kadar uzunca bir inceleme, araştırma dönemi yaşandı. Tonguç’un, Hasan Ali’nin memleket gerçeklerine dayandırdığı çalışmalarda 1940’larda Köy Enstitüleri kuruldu. İnönü’nün desteği ile savaş yıllarında yaygınlaşıp gelişen bu kurumlar çok Partili döneme geçince saldırılara uğrayarak yok edildiler.

Atatürk, köylü efendimizdir diyerek kalkınmayı köyden başlanmasına inanmıştı. Ama eğitimsiz, bilinçsiz bir köylü ile de bu işin başarılamıyacağını biliyordu. Bunun için Köy Öğretmen okullarını açmış, köylere giderek yeni harflerle okuma-yazmayı bizzat kendisi önderlik ederek öğretmeye çalışmıştı.

Köy Enstitüleri, kafa eğitimini iş eğitimine sıkı sıkıya bağlayan, iş eğitiminden kafa eğitimine geçme yolunda atılacak atakça adımları atan bir eğitim kurumları idiler. Ama bu gerçeklik egemen çevreleri ürküttü. Bugün o Enstitüler yeniden yaratılırlar mı? İmkanı yok. Çünkü köyler boşalmış, nüfus şehirlere kaymıştır.

İsmail Hakkı Tonguç ve ekibinin amaçladıkları şu idi. Türkiye’yi bir an önce yaratıcı insanlar topluluğu haline getirmekti. İş içinde iş yoluyla, iş eğitimini ön plana almaktı amaçları.

Filozof Bergson “akıl, önce bir şeyler yapmayı kurar, insanın nesneler üzerinde eyleme geçmesini amaçlar” diyor. İşte Köy Enstitülerinin çıkış noktası budur. İsten yola çıkarak akıl yolunda, akıl alanında yararlı olmak.

Köyün, köylünün kalkındırılması, Cumhuriyet öncesi ve sonrasının belli başlı sorunlarından biridir”. Bana göre de başlıcasıdır. Bugün köyler boşaltılmış, Ziraat yapılamaz duruma düşürülmüş, hayvancılık yok noktasında, dışardan et, süt, yumurta, hatta saman ithal etme noktasına dönüştürülmüştür. Daha düne kadar bu ürünler ihraç ediliyordu.

Artık bundan sonra İmam Hatip okullarına dönüştürülen çağdaş okullar yeniden açılmalıdır. İhtiyaç dışındaki İmam Hatip okulları, çağdaş Ortaokul ve Liselere dönüştürülmeli. Teknik okullar açılıp çoğaltılarak her meslek için kalifiye elemanlar yetiştirilmeli. Günün koşulları göz önünde bulundurularak laik, çağdaş, demokratik, içerikli, insan ve doğa sevgisine dayalı, insan haklarının ne olduğunun öğretilmesini içeren yeni eğitim proğramlarının geliştirilerek uygulamaya konulmalıdır. Öbür dünya hayallerini ile yeni neslin beyinlerinin yıkanmasından vaz geçilmeli. Türkiye ancak çağdaş bilimsel-teknik eğitimde yetişecek nesillerle kalkınabilir.

Şu anda Türkiye’yi yok etmeyi amaç edinen misyonerler şunu iyi bilsinler ki, Türkiye 1920’lerin Türkiye’si değil. Anadolu halkı da o zamanki okuma yazma bilmeyen, dünyadan habersiz olan halk değildir. Bu halk dünyadaki gelişmeleri değerlendirecek olgunluğa erişmiştir. Bu halkı, çağdaşlık, uygarlık yolundan geri döndürmeye kimsenin gücü yetmiyecektir, böyle biline.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
16 Nisan 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

3 Nisan 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

28 Mart 2015 tarihinde NSW eyaletinde Parlamento seçimleri yapıldı. Neticeler açıklandığında gördük ki iktidardaki Liberal-Ulusal Partiler Koalisyonu  16 sandalye kayıbı ile iktidarlarını korudular. İşçi Partisi de daha önce 20 olan sandalye sayılarını 34 e çıkarttı. Bu sonuç üç ay önce liderliğe getirilen lider için başarı, ancak üyesi bulunduğum İşçi Partisi için de başarısızlıktır. Görünen odur ki İşçi Partisi önümüzdeki seçimi kazanması için halkla daha çok iç içe olması, iktidarın eksiklerini ve yanlışlarını topluma iyi anlatması ve topluma güven vermesi gerekiyor. Bu ülkede seçmen çok uyanık ve bilinçlidir. İnanmadığını derhal bir sonraki seçimde cezalandırabiliyor. Bu da demokrasi kültürünün iyi algılandığını göstermektedir.

Bir de yıllardır bu ülkede görünen şöyle bir olay vardır. Seçimlere gölge düşürebilecek herhangi bir olayın yaşanmamasıdır. Partiler iktidara gelmeleri halinde nasıl bir uygulama yapacaklarını medya vasıtasıyla defalarca topluma duyururlar. Liderle TV lerde medenice yan yana gelerek tartışır ve el sıkışarak ayrılırlar. Oradaki tavır ve hareketleri, açıklamaları toplum tarafından dikkatlice takip edilir ve oylarını da ona göre kullanırlar. Bir de gördükki isimleri herhangi bir yolsuzluğa karışmış olanlar mutlaka seçimi kaybediyorlar. Kendi Partileridir diye seçmen yolsuzluğa adı karışanları hiç af etmiyor. Darısı geldiğimiz ülke olan Türkiye’mize olsun diyorum. Bakalım önümüzdeki Milletvekili genel seçimlerinde yolsuzluk iddiaları ile suçlanan milletvekillerine Türk seçmeni nasıl cevap verecektir? Bir de bu ülkede seçimlerde iktidarlar iktidar nimetlerini koz olarak kullanmamaktadırlar. Rüşvet, torpil yapılmamakta. Devlet çarkı seçim atmosferinin dışında bağımsız olarak kendi işlevini sürdürmektedir. Devlet politik oyunlara alet edilmemektedir.

Bu tür uygulamalar da devleti güçlü olarak ayakta tutmakta, devlet saygınlığını, güvernirliğini daha çok arttırmaktadır. En acçğı da her hangi bir Bakan  medyanın karşısına çıkarak “Trafolara kediler girdi” diyerek basitleşmemektedir.

Bir de yaşamakta olduğum Auburn seçim çevresinde bazı Türkler İşçi Partisi yeni Başkanı için “O Ermeni’dir yada Ermeni dostudur, ona oy vermeyin” şeklinde ırkçılığa varan propagandalar yaptılar. Tabii bu tutmadı. Ben tüm gün seçim mahallinde görev yaparken bir tek aileden böyle bir suçlama duydum. Diğer oy kullanan Türk kökenli seçmenlerin hemen tamamı İşçi Partisine oy verdiklerine şahit oldum. Yani toplumun aklı başındadır. Yalanlara, iftiralara kapılmamakta ve çok da sağ duyulu hareket etmektedir.

Olayın aslı şudur. Yeni İşçi Partisi liderini Ermeni toplumu davet etmiş, konuşturmuş ve dostluk guruplarını oluşturarak kişiye üyelik teklif etmişler, o da üye olmuş. Vay sen nasıl oraya üye olursun diye ver yansın ediyorlar. Adam diyorki “Siz davet ederseniz, size de gelirim. Dostluk gurubunuz var da teklif ederseniz, size de üye olurum. Ayrıca, seçimi kazanırsam, eğer NSW Parlamentosundan Türk/Ermeni meselesine Parlamentonun karışmaması için karar da çıkarttıracağım.” Daha ne desin? Bu asılsız ucuz propagandayı yapanlar adam gibi bir dostluk gurubunu oluştursun, adama da üyelik teklif etsinler. Kabul etmezse o zaman eleştirsinler. Ama ne yazık ki politikadan anlamayanlar Türk toplumu adına ortalığa çıkıp böyle toplumu küçük düşürücü dedikodular yapmaktadırlar. Bu küçük politikalar yüzünden topluma her hangi bir Partiden güven duyulmamakta ve Türk kökenli birisi bu eyalette bir Parti tarafından aday gösterilmemektedir. Gelecekte daha seviyeli politikalar duymak ve içinde bulunmak dileğiyle.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
3 Nisan 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

26 Mart 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Yaşamım boyunca her yerde toplumun gereksinmelerini, menfaatlerini, toplumsal hizmetleri hep ön planda tuttum, savundum ve savunmaya da devam edeceğim.

Geçenlerde yaşamakta olduğumuz Sydney’in Auburn seçim bölgesinin iki milletvekili adayının Türk’lerle yaptıkları söyleşi toplantılarına katıldım. Bu adayların biri Lübnan kökenli, halen Auburn belediyesinin Başkanıdır. Liberal-Ulusal Koalisyonun buradaki adayıdır. Diğeri de ALP nin, yani Avustralya İşçi Partisinin bu mahallede gösterdiği adaydır. Özelliği, bu kişi aynı zamanda Eyalet çapında Parti lideridir. Seçilmesi durumunda bu mahallenin milletvekili eyaletin Başbakanı olacaktır. Bir Başbakan haliyle kendi seçim bölgesini ihmal etmez.

Liberal Partisinin adayı Belediye Başkanlığında başarılı bir çalışma yürütememektedir. Şöyleki Belediye sınırları içerisinde bulunan yollar, sokaklar bozulmakta, kaldırımlar bir yandan yıpranırken öbür yandan otlar büyümekte, biçilmemekte. Çoğu sokaklarda evlerde atılan çöpler toplanılmamaktadır. Diğer belediyeler evleri bölgelere ayırarak yılda 4 defa çöp toplamakta iken, Auburn Belediyesi bunu önce 6 ayda bile indirdi. Şimdilerde telefonla randevu alıyor ve öyle çöpünüzü taşıtabiliyorsunuz. Bu da gecikmelere neden oluyor. Ha bu Başkan güzel yaptığı bir iş vardır. O da kendisi inşaatçi olduğundan, belediyeden belli bölgelere flat denilen apartman yapma ruhsatını çıkartarak inşaat yapıp para kazanabiliyor. Bunun yanlış olduğunu, çevreyi mahvettiğini kendisine söylediğimde, kendisinin böylelikle vergi veren biri olduğunu söyledi. Sonuçta görülen odurki, bulunduğumuz bölgenin coğrafi güzelliği giderek kayıp olmaktadır.

Türk’lerin bazı gurupları da kişinin Belediye Başkanı olması hesabıyla adeta yağçekme yarışı içerisinde görülmektedirler. Tabii herkes özgürdür. İsteyen istediği adayı veya Partiyi destekleyebilir.

Ben bu ülkeye geldiğimden beri İşçi Partisinin üyesiyim. Devamlı desteklerim, ama birileri gibi gözü kapalı desteklemedim de. Gördüğüm yanlışları Parti içerisinde sözlü ve yazılı her zaman eleştirdim. Zaten yanlışlarından vaz geçmeyince vatandaş cezalarını veriyor, derhal bir sonraki seçimde iktidardan düşürüveriyor. Bu ülkede tutucu seçmen çok azdır. Adaylara başarılar diyerek bu bölümü özelliyeyim.

Bu yazı yayınlanıncaya kadar bu bölgede seçim bitmiş olacaktır. Kazanan Parti ve adaylar topluma ayrıca duyurulacaktır. Her gün sabah saatlerinde Auburn tren istasyonuna aile servisini yaparken Park Rd karşısında da 14-15 kat yükseklikte bir apartman yapılmaktadır. Baktım ki binanın gölgesi okulu kaplamış, öğrenciler bir nebze güneşe hasret kalmaktadırlar. Bir öğretmen olarak okulların yanına yüksek bina ruhsatını veren belediyecilere bir daha lanet okudum.

Bir de Liberal Partisinin seçim vaatlerine baktığımızda, 1500 hemşire, 1000 yeni sınıf, 3000 den fazla öğretmen, bir o kadar polis, fazladan tren be otobüs seferleri duyduk, anladık ta, kaç yıldır iktidardasınız? Neden yapmadınız? Seçim gelince mi aklınıza geliyor? Seçimi kazanırlarsa bu vaatlerin takipçisi olacağız. Yalakalarının da yüzüne vurmaya devam edeceğiz. Bekleyip görelim.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
26 Mart 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

12 Mart 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Düşündüm bu hafta ne yazayım diye. Gündem o kadar dolu ki seçim yapmak bazen zor oluyor. Öyle ise her daldan meyve koparalım bir meyve salatası olsun.

28 Mart 2015 Cumartesi günü NSW eyaletinde milletvekili genel seçimi yapılacaktır. Herkes ülkeye iyi hizmet vereceğine inandığı partiye oyunu verecektir. Bu ülkede seçimler oldukça olgunluk içerisinde geçiyordu. Kaybeden, kazanan lideri kutluyor, öyle ayrılıyordu. Sandık başında geçen seçimde iki Arap kökenli vatandaşın kavgaları dışında bir olay olmamıştı. Bir kaç yerde de işçi partisi adayının resimleri asıldıkları yerlerde geceleri söküldüğü görülmüştü. Failleri bilinmediğinden bir şey yapılmamıştı. Bu yıl gene Auburn bölgesi işçi partisi adayı Luke Foley’e ait olan resimler bir kaç yerde söküldükleri görülmektedir. Bunu yapanlar acaba neyi amaçlamaktadırlar? Kişi eğer o adayı destekleyecekse, resminin sökülmesi o desteği azaltacağına daha çok arttırır. Bulunması, görülmesi durumunda da belki bir olaya neden olurlar. Onun için bundan sonra aday olacaklar kendi etraflarına bu tür nahoş olayları yapmamaları uyarısında bulunurlarsa ülkede bir karışıklığı önlemiş olurlar. Yarışmacılara başarılar diliyoruz.

Ülkemiz Türkiye’de de önümüzdeki Haziran ayında milletvekili genel seçimleri yapılacaktır. Temennimiz sessiz, uygar bir seçimin gerçekleşmesi yönündedir. Yetkililere uyarımız trafolara yeniden kedileri girdirmesinler. Vatandaş bu güveni kayıp ederse birgün öyle bir sille vurur ki tarihlerde eşi görülmemiştir. Hatta tavsiyemiz o iki ayaklı veya dört ayaklı kedileri çok uzak yerlere götürüp bağlasınlar. Önlerine de yeterince yem atsınlar ki dönüp trafoları kemirip elektrik kesintilerine sebep olmasınlar.

Bu giden hafta Dünya Emekçi Kadınlarını anma günü çeşitli etkinliklerle kutlandı. Bilindiği gibi 1850 li yıllarda Amerika’da kadın sanayi işçilerinin uygun iş koşulları ve uygun ücret talepleri kanla bastırılmıştı. 1900 lü yıllarda Danimarka’da toplanan Dünya Sosyalist Kadınlar birliğine Clara Zetkin tarafından sunulan önerge ile önce Emekçi Kadınlar Günü kabul edildi, sora Birleşmiş Milletler 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak ilan etti.

Ben de nacizane kadınlara yapılan tüm baskı ve tecavüzleri, cinayetleri kınıyor ve kadını anlatan bir şiirimi okurlarla paylaşmak istedim.

Kadın ailede ana
Kadın güzellikten yana
Kadın hayat verir sana
Kadını horlama cahil!

Kadın hayatın direği
Kadın yaşamın gerçeği
Kadın sevdanın durağı
Kadını horlama cahil!

Kadın kokan bir güldür
Kadın şakıyan bülbüldür
Kadın yürünecek yoldur
Kadını horlama cahil!

Kadının onuru yüce
Kadın kelamdaki hece
Kadınsız gündüzler gece
Kadını horlama cahil!

Kadın koklanan bir gül
Kadın konuşan o dil
Kadın anlaşılan hal
Kadını horlama cahil!

Kadın insanın onuru
Kadın yiğidin gururu
Kadın ahretin süruru
Kadını horlama cahil!

Kadındır yuvayı kuran
Kadındır sevgiyi veren
Kadındır çiçeği deren
Kadını horlama cahil!

Kadındır kahırı çeken
Kadındır sevgiyi eken
Kadındır fidanı diken
Kadını horlama cahil!

Kadın oyunları bozan
Kadındır dertleri yazan
Kadın sever Baba Ozan
Kadını horlama cahil!

Dünyanın her yerinde şiddete maruz kalan Özgecan’ların sevgilerini yüreğimde taşıyarak zulüm edenleri şiddetle protesto eder, tüm kadınlara saygılar sunarım.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
12 Mart 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

5 Mart 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Geçenlerde Auburn’da çarşıya gittiğimde bir dost ile oturup sohbet ettik. Sohbette dostum dediki “Sen AKP yi çok eleştiriyorsun, eleştireceğine gel birazda AKP li ol” diye teklifte bulundu. Bir de CHP örgütlenmesine verdiğim destekten dolayı da yurt dışından bazı arkadaşlar eleştirmektedirler. Şimdi açıklıyayım. Bir AKP, CHP, MHP, HDP ve diğer partiler Türkiye’de Anayasa ve diğer yasalar çerçevesinde kurulmuş ülkeye be insanına hizmet etmek, doğru temelde ülkeyi yönetmek, dünya devletlerine yanıtarak temsil etmek üzere faaliyet gösteren partilerdir. Vatandaş olarak da bizlere düşer görev bu partilerin tüzüklerini, proğramlarını, uygulamalarını inceleyerek, izleyerek birilerini tercih etmek ve ona destek sunmaktır. Bu vatandaş olmanın olmazsa olmaz temel koşuludur.

Şimdi biraz AKP yi yeniden tanımaya çalışalım. AKP 2002 seçimlerini üç temel iddiasını topluma anlatarak kazanmıştı. Bu üç temel iddia 1. Yoksullukla mücadele 2. Yolsuzluklara mücadele 3. Yasaklarla mücadele olarak formüle etmişlerdi. Toplumdan da kabul görünce oylar AKP ye akmıştı. Şimdi yıl 2015. Bakıyoruz bu iddialarını yerine getirdiler mi? Yoksulluk katlanarak artmış. Çiftçi iflasta, ürettiği malını satamıyor, üretimi bırakmış vaziyette. Yolsuzluk dünyanın iddiaları ile gündemden hiç düşmüyor. AKP de bu iddialarla suçlananlar bağımsız yargının karşısına aklanmak için çıkmamaya direniyorlar. Yasaklar eksileceğine hergün artıyor. Dünyada en çok biber gazını ithal eden ülke konumuna düştük. İşsizler ordusu hergün büyümekte. 30 bin civarında öğretmen kadrosuzluk nedeniyle atanamıyorlar. İktisat mezunları iş bulamıyorlar. Köylere, mahallelere AKP ye oy vermezseniz hizmet alamazsınız tehditleri yağmaktadır. Sivas’ta Madımak Otelini yakanlar zaman aşımı ile bırakıldılar. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin onurlu mensupları kumpaslarla içeriye tıkıldılar. Kimileri onurlarına yedirmeyip intihar ettiler. Tutuklananlar sonra bırakılmak zorunda kalındı. “Bitsin bu hasret” diyerek Amerika’daki Zat’ı muhterem yurda davet edildi. Sonra rantı bölüşemeyince “Ne istediler de vermedik” denilerek Paralel yapı iddiasıyla yüzlerce, binlerce hakim, savcı, polis ya görevden alındı, ya da sürüldüler.

Gezi Park’ı eylemlerinde öldürülen 11 genç için polislere destan yazdırıldı. 16 yaşındaki Berkin Elvan terörist ilan edildi. İhale yolsuzlukları ve benzeri yolsuzluk iddiaları açığa kavuşturulmadı. Sayıştayın denetleme, inceleme raporları meclise getirilmiyor. Bütün bu ve benzeri olaylardan dolayı ben AKP li olamam. Olanlara da derim ki bu olumsuzluklar aklanmadan “Ben AKP li olurum, olabilirim” diyenler bunlara ortak olmayı kabul ediyorlar demektir.

CHP ye destek vermekte olduğuma gelince de durum şöyledir. CHP Türkiye’yi kuran ve bu güne dek de kollayan partidir. Lozan’ı imzalayan, Hatay’ı alan, Kıbrıs’ta Faşist Sampson darbesini püskürterek çıkarma yapan, ortanın solu proğramını benimseyen, çıkarttığı sendikal hak yasaları ile işçilere sendikal haklara kavuşturan, çağdaşlığın olmazsa olmazı laikliği gözünün ışığı gibi savunan, insan haklarını savunan, Atatürk’ün altı okunun kendisine bayrak edinen, hiç bir yolsuzluk ve hırsızlığı bağrında taşımayan, yürekleri halkı için çarpan bir parti olduğu için desteklemeye devam edeceğim.

Bir de hayatın gerçeği olan diğer Sol geçinen örgütlenmelere bakalım. CHP dışında Sol görüşler be örgütlenmeler vardır ve var olacaklardırda. Ama bunların çokları oturdukları yerde bilmem kaç dakika da devrim yaparlar. Türkiye’yi ve dünyayı tahlil ederler, kendilerinden başka düşünenleri beğenmezler, hep havada uçarlar. Seçimlerde de hepsinin aldıkları oy toplamı yüzde birleri bile doldurmaz. Böyle durumlarda onlara verilecek her oy, AKP nin işine yaramaktadır. O zaman AKP ye karşı olan her kesin kitle tabanı olan, oy potansiyelleri yüksek olan, iktidar şansı olan partiler de oylarını birleştirmeleri gerekir. Türkiye’nin sosyal ekonomik şartları böyle gerektirir. Binde bilmem kaç oy dahi alamıyan partilerin TV lerdeki parlak söylemlerine kapılmak, ülke gerçeklerini görmemek demektir. Benim düşüncem böyledir. Ben yolumu kitlelerle çizer ve öyle yürürüm.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
5 Mart 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

24 Şubat 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Geçenlerde Türkiye de iktidar yanlısı bir TV programını izledim. Konuşmacının birisi “Bu ülkeyi düşmanlardan kurtararak Cumhuriyet’i birlikte kurduk. Bunun için kimse kimseden daha çok ulusalcı değildir “dedi. Tarihi bilmiyenler de böyle zannederler. Düşünüyorum da bazı insanlar diğer insanları aptal mı zannediyorlar ki böyle yalanları utanmadan, sıkılmadan,  yüzleri kızarmadan ulu orta söylüyorlar.

Kısa kısa cümlelerle biraz geriye gidelim. Avrupa  rönesans ve reform hareketleri ile adım adım gemi, silah, tekstil ve makine sanayileri devrimlerini gerçekleştirirlerken, Osmanlı İmparatorluğu o tarihlerde hilafeti getirerek örümcek kafalı şeyhülislamların fetvaları ile insanlarının araplar gibi ibadet etmeyenleri öldürülmelerinin vacipliği ile asırlarca uğraştılar. Yapılan teknik icatları “Gavur icadıdır” diye yasakladılar. Bu yüzden matbaayı bile icadından bilmem kaç yüzyıl sonra kabul etmek zorunda kaldılar. Matbaa yurda geldikten sonra da mürekkebinde domuz yağı vardır diye 30-40 yıl daha kullandırmadılar.

O yetersiz, eğitimsiz yoksulluk içerisinde yetişen bazı kadrolar denize düşen yılana sarılır misali yanlış hesaplarla I. Dünya Savaşı’na girdiler. Sarıkamış’ta Fizan’da, Sina ve Kanal seferlerinde, Galiçya kıyılarında yüzbinlerce Anadolu evlatlarının ölümlerine ve Karlofça Barışı’ndan bu yana devam eden toprak kayıplarına neden oldular. I. Dünya Savaşı’nda yenilen devletin o dönemin yöneticileri tarafından ülkeyi kurtarmak için türlü arayışlara yöneldiler. Bir gurup yeni bir şahlanışla ülkeyi işgallerden kurtarıp emperyalist orduları kovacaklarını ve bağımsızlıklarını alacaklarını savunuyorlardı. Diğer gurup da kurtulmak için mutlaka ABD veya İngilizler gibi güçlü bir devletin mandalığını savunuyorlardı. Bağımsızlık yanlıları Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında birleşip önce Kuvva-yı Milliye teşkilatları ile milis hareketlerini sonra bunları birleştirerek merkezi milli orduyu kurarak düşmanlarla boğuşurlarken, mandacı guruplar hain Vahdettin vasıtasıyla, şeyhülislam fetvalarıyla Anadolu’daki milli uyanışı etkisizleştirmeye çalışıyorlardı. Bir yandan hilafet ordularıyla yurt severlerin üzerine saldırıyorlarken, bunlar yetmeyince Ankara’da kurulan TBMM’ye seçilerek gelen sarıklı unsurları ile meclis içinden ve tahrik ettikleri eşraftan etkili kişilerce İngiliz’lerin silah yardımları ile çıkarttıkları yöresel iç isyanlarla da milli hareketleri ve bağımsızlık savaşını yıpratmaya çalışıyorlardı. Bu faaliyetlerini de “Din elden gidiyor! İslamiyet ortadan kaldırılıyor!” fetvalarıyla yapıyorlardı.

Sonuçta dincilerin ve birlikte oldukları emperyalistlerin tüm engellemelerine rağmen ulusalcılar, milleyetçiler, laikler, solcular topluma doğru temelde önderlik ederek birlikte Anadolu İhtilali’ni gerçekleştirdiler. Dış düşmanları kovarlarken iç düşmanları da yenerek etkisiz hale getirdiler. Bu dinamizmle çağdaşlığa giden yolun timsali olan Cumhuriyet’i kurdular. Akılcı ve çağdaş kalkınma hamleleriyle ülke adım adım kalkındırılırken 1950 lerden sonra değişen dünya güç dengeleriyle kalkınma önce yavaşlatıldı, sonra da adım adım durduruldu.

Günümüzdeki dünün mandacı dincilerinin takipçileri olan AKP iktidarları da bugüne kadar Cumhuriyet’in kazanımları olan devletin mallarını satarak ayakta kalmışlardır. Devletin malları azaldıkca AKP’nin iktidarda kalma imkanı da giderek zorlaşmaktadır. Halkı yoksullaştırarak, tehdit ve baskı altında tutarak, asılsız propagandalarla sonuna kadar uyutup iktidarda kalacaklarını sananlar yanılmaktadırlar. Örnek dünün Demokrat, Adalet, Anavatan, Doğruyol partilerine baksınlar. Yerlerinde yeller esmektedir. Ama devleti kuran o tarihi çınar olan CHP hala her iftira ve engellemelere rağmen her geçen gün yeniden güçlenmektedir. Anadolu insanı var oldukça CHP de var olacaktır. Bu ülkeyi de kimseler yıkamıyacaklardır.

Karlofça Barışı’ndan bu yana kayıp edilen topraklar savaşılarak, kan dökülerek, yenilerek bırakılmak zorunda kalınmıştı. Ecdatları olduklarıyla övünen AKP yöneticileri, ecdatları olan Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın türbesini IŞİD katillerine teslim edip kaçarlarken yarın hangi yüzle Söğüt Kasabası’na giderek Ertuğrul ve Osman Gazi’lerin manevi huzurlarında saygı duruşunda bulunacaklardır. Kobani’yi kontrol altında tutan PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD gerilaları ile ABD’nin koridor isteminin gerçekleştirilmesi için yapılan gizli görüşmeler sonunda Süleyman Şah Türbesi’ni ve oradaki askerleri geri çekmeyi üstün bir operasyon diye yutturmaya çalışanlar bunun hesabını ağır ödeyecekler. Süleyman Şah’ın sandukasını da Abdullah Öcalan’ın posterleri ile PKK bayrağının arasına yerleştirdiler. Bunu da AKP’ye oy veren yardakçılarının dikkatlerine sunuyorum. Lozan Barışı ile Süleyman Şah Türbesi’nin Türkiye’nin yurt dışındaki tek toprak parçası olduğu tescillendirilmişti. Bugün o toprak parçamızı IŞİD’e teslim edenler utanmadan toplumun yüzüne bakarak kahramanlık yaptıklarını söyliyebiliyorlar.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
24 Şubat 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

16 Şubat 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Geçen hafta Müslüman kökenli iki genç terör hazırlığı yaptıkları gerekçesi ile gözaltına alındılar. Mahkemeler tüm delilleri değerlendirerek ilgili kişilere gerekli hukuki kararlarını açıklıyacaklardır.

Birinci körfez savaşında ABD Irak’a saldırınca, Avustralya buradan harekete geçerek ABD’yi desteklemek için beş tane savaş gemisini körfeze göndermişti. Sonra ikinci körfez, Afganistan savaşlarına aktif olarak katılmıştı. O savaşlarda milyonlarca insanlar evlerini, yurtlarını terk ederek dünyanın çeşitli ülkelerine göçmen, sığınmacı olarak gitmişlerdi. Saldıran ordular o ülkelerde yüzbinlerce insan öldürmüşlerdi. Bununla da yetinmeyerek onbinlerce kadının, kızın namusunu kirletmiş, zorla cinsi taarruz etmişlerdi. Bu iğrenç saldırıyı bazen evin erkeklerinin, yaşlılarının, çocuklarının gözleri önünde yapmışlardı.

Biz ta o zamanlar köşemizde açık açık Avustralya’nın bu çirkin saldırılarda yer almaması gerektiğini dilimizin döndüğü, kalemimizin yazdığı kadar söylemiş, yazmıştık. Hele hele gencecik, hayatlarının baharında, kimisi evli çocuklu, kimisi nişanlı, kimisi bekar olan asker cenazeleri geldikçe, yetkililere bu köşeden seslenerek cenazeler sizin aile bireylerinizden olsa gene öyle metanetle karşılayacakmısınız? Ya da sizlerin aile bireylerinizden olan gençleri neden o çatışmalara göndermiyorsunuz? Ama o sesimizi duymamazlıktan geldiler. Bu durumu üzülerek belirteyim ki tüm diğer ülkelerde aynıdır. Devletleri yöneten politikacıların, milletvekillerinin, yüksek mevkilerdeki bürokratların, fabrikatör, bankacı, banker, zengin takımının çocukları çatışmalı bölgelere gönderilmez. Hep fakir tabakaların çocukları çatışmalı, problemli bölgelere gönderilir. Fakir haklın çocuklarının cenazeleri geldikçe onlar “vatan sağ olsun” derler, acılarını kalplerine gömerler. Onlar vatan için ölürler ama uğruna öldükleri vatan da hiç onların vatanı olmaz. Daima zenginlerin olur. Zenginler vatanperver, yoksullar seslerini biraz çıkarınca da vatan hainleri ilan edilirler.

Dünyada barışcı bilinen Avustralya, ABD’nin bu saldırganlığına ortak oldukça, bizler bizler genede köşede ilerde Avustralya’nın bu tutumuyla teröristlerin hedefi haline gelebileceğini belirtmiştik. Şimdilerde her hafta bir terör saldırısı, ya da saldırı hazırlığı haberlerini almakta ve üzülmekteyiz. Çünkü terörist ne zaman, nerede eylem yapacaktır, bilinmiyor. Mart’ın Place’deki saldırıda yaşamlarını yitiren o gencecik temiz insanlar biliyorlarmı idi o menfur saldırı ile karşılaşacaklarını? Daha nerelerde, ne zaman terörist faaliyetlerin olacağını, olabileceğini nasıl bilelim.

Şunu tekrar belirtmekte yarar görüyorum. Terörün daima iki boyutu vardır. Biri yapanlar, öbürü onlara o ortamı hazırlayanlar. Ortam da iki şekilde hazırlanır. Biri teröristleri eğiterek, kendilerine göre hedefler belirleyerek o cahil, eğitimsiz kesimin insanlarının beyinlerini yıkayanlar, kandıranlarca o ortam hazırlanır. Diğeri, işgalci ülkelerin bu saldırgan tutumlarının uyandırdıkları intikam duygularının harekete geçmesi olayıdır. Siz giderde birilerini evinden, yerinden, yurdundan ederseniz, karşısında da bir gün mutlaka intikamlarını almak için harekete geçen böyle kişi ve gurupları görürsünüz. Intikam ne zaman, nerede, nasıl alınır, bu çoğu zaman bilinmezde. O halde ülkelerin aydınları, sosyoloğları, psikoloğları, yazar-çizerleri, eğitimcileri, yani tüm duyarlı vatandaşları seslerini yükselterek, gerekirse kitlelere önderlik ederek, kitlelerle bütünleşerek her türlü demokratik yöntemlerle ülkelerin saldırgan politikalarına engel olmakdırlar. Bu saldırganlıklara karşı duyarsız kalınırsa, sonunda böyle terörist hareketler de kaçınılmaz olur.

Biz diyoruz ki Anadolu’da bir söz vardır. Denilir ki “Söyleyene değil, söyletene bak”. Gene başka bir sözle denir ki “Rüzgar eken, fırtına biçer”. İşte işin özeti buradadır. Siz gider elin yuvasını yakar yıkarsanız, el de sizi yakar. Siz Irak’a, Afganistan’a bilmem nereye davetsiz giderseniz, oralarda yaşıyanlar da size gelirler. Burada veya başka bir yerde onlarda size saldırırlar. Tüm saldırganlığa ve teröre lanet olsun.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
16 Şubat 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

11 Şubat 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Geçen hafta T.C. Baskonsolosluklarınca önümüzdeki milletvekili seçimi için YSK dan gelen bildiri gazetelere gönderilerek aynen yayınlatıldı, duyuruldu. Bir defada toplum iyi algılayamaz bir de köşemde ben duyurayım dedim. Galibe mümkün olmadı. Şimdi özet halinde tekrar görülen yanlışlıklarıda açıklayarak yazayım dedim.

Resmi açıklamalara göre vatandaşların oylarını kullanabilmeleri için önce konsolosluklara ve Büyük Elçiliğe gidilerek ya da posta veya e-posta ile
adres beyanında mutlaka bulunulması lazım. İkinci etapta da bilgisayar kullanılarak ya da bilenlere sorarak isimlerinin Yırtdışı seçmen kütüklerine kayıtları yapılmışmıdır. Bunun kontrol edilmesi üçüncü olarak da geçen seçimde görülmüştü. Bazı vatandaşların kayıtları yaşamakta oldukları, şehirde başka şehirlerde, hatta başka ülkelere yapıldığı görüldü. Vakit varken herkesin yurtdışı seçmen kütüklerini kontrol ettirerek bu şekilde yanlış kayıt edilmeler varsa düzelttirmeleri gerekli ve zorunludur. İyi niyetle diyeyim ki, bu YSK da işin yoğunluğu ve çokluğu nedeniyle böyle yanlışlıkların yapıldığı ve yapılabilirliğidir. Müracaatları dikkate alırlarsa, bu konuda gerekirse siyasi partilerden yardım talep ederlerse herşey zamanında düzelir, düzeltilir. Ancak yardım istemez ve bünyesinde çalıştırdıkları yeterli olmayan sayıdaki elemanlarıyla yanlışları düzelteceklerine inanmıyorum. Bunu ilerde göreceğiz. Bunun için vatandaş en acil şekilde kayıtlarını yaptırmalı ve doğruluğunu da kontrol etmeli, ettirmelidirler diyorum.

Şimdi geçen seçimde görülen yanlışları açıklayayım. O zaman randevu ile oy kullanma sistemi vardı. Görülen mahzurlarından dolayı randevu sistemi kaldırıldı. Bunun mahzurlu olduğunu çok soruna neden olacağını bir ozaman da açıklamıştık. Doğruluğumuz yeni anlaşıldı. Kütüklerdeki yanlış yazılımlar düzeltildi mi? Bu konuda henüz bir açıklama yok. Ve biz hala bu endişemizi taşımaktayız. Vatandaş kayıtlarının doğru yapıldığına dair düzeltilmedi ise sorumlusu kim? YSK mı yoksa hükümetler mi? Bunu da ilerde göreceğiz. En büyük endişe ve eleştirimiz de oyların yerinde sayılmaması, saydırılmaması olayıdır. Bunu da gece yarıları alel acele çıkarılan torba yasasının gereği olduğu anlaşıldı.

Bu yasanın Anayasa Mahkemesine götürülerek iptal ettirilmesi gerekir. Bu da siyasi partilerin, özellikle de muhalefet partilerinin görevleri olsa gerekir. Bizler her kesim destek verdikleri, seçimleri kazanmasını arzu ettikleri siyasi partinin, partilerin kaçar oy aldıklarını bilmek istemeleri en doğal haklarıdır. İlgili kocaman bir Bakan sayım esnasında şu kadar ilde aynı anda neden elektrikler kesildi? sorusuna “trafolara kediler girdi” diyerek toplumla alay ediyorsa, toplum da oyların Türkiye’ye taşınarak orada sayılmasına güveni olmaz. Verdiği oyların güvenliği için her türlü çareye baş vurur.

İş geldi seçimi kim kazanır sorusuna dayandı. Geçen seçimde, seçimlerde görülmüştü. AKP iktidarları devlet olanaklarını kullanarak, kimi yerlerde sahte oy kullandırarak, kimi yerlerde rüşvete benzer hediye paketlerini dağıtarak seçimleri kazandıkları hala iddia edilmektedir. Şeffaf seçim yapılmadığı iddia edilmektedir. Ne olursa olsun, görülen tüm darbelere, tahribatlara rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik, demokratik yapısını tamamen ortadan kaldırılıp, denemelerine rağmen teokratik, şeriatçı, gerici bir yapının egemen hale getirileceğine inanmıyorum. Buna iç kamuoyunun tepkisi ile birlikte dünya devletlerinin izin vermeyeceklerini de biliyorum. Bulunduğu bölgenin güvenliğini tehdit edecek bir yapıyı denerlerse ertesi gün petrol bulamıyacaklarını, krediler alamıyacaklarını bu yüzden uçakların uçurulmıyacağını, trenlerin, arabaların hareket edemiyeceğini, ekonomik bunalımın hat safhaya ulaşacağını tahmin etmek çok da zor olmasa gerek.

Çağımız insanlığın üçüncü büyük devrimi olan bilişim çağıdır. Bu çağın gerisinde kalan toplumlar tarihten silinmek durumundadırlar. Bu çağın güzel uygarlığının gücü toplumları geriye değil, ileriye taşır. Bu yüzden korkmuyorum. Çağın hedeflediği uygar, laik, demokratik toplum düzeninin kuruluşu geldiğimiz ülkemiz ola Türkiye’de biraz aksatılıp geciktirile bilinir. Ancak o uygarlık yolunu tümüyle kapatmaya kimsenin, kimselerin gücü yetmez, uygarlık böylelerini ezer geçer ve yoluna devam eder. Hayatın gerçeği de budur. Kimse ham hayal peşinde koşmasın.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
11 Şubat 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

2 Şubat 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Sevgili okurlar, önümüzdeki Milletvekili genel seçimi ile ilgili T.C. Sydney Başkonsolosluğunca yapılan duyuru ve kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. Önce derneklere gönderilen duyuru ile başlıyayım. YSK’dan gelen bu duyuruda çok eksiklikler bulunmaktadır. İlerde hepsini açıklarım.

T.C. Sidney Başkonsolosluğu
Tarih 23/01/2015

2015 Milletvekili Genel Seçimleri
2015 yılında ülkemizde gerçekleştirilecek 25. Dönem Milletvekili genel seçimlerinde yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde oy kullanmalarını teminen gerekli hazırlıklar yürütülmektedir.
Bu çerçevede, aşağıdaki hususların dikkate sunulmasında yarar görülmektedir.
– Türkiye’de gerçekleştirilecek Milletvekili Genel Seçimleri 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacaktır.
– Yurtdışında yaşayan seçmen niteliğine sahip vatandaşlarımızın seçim döneminde oy kullanabilmeleri için “Yurtdışı Seçmen Kütüğü’ne kayıtlı olmaları gerekmektedir. “Yurtdışı Seçmen Kütüğü’nde yer almanın tek yolu “adres beyanı’nda bulunmaktır.
– Vatandaşlarımız, evvelce adres beyanında bulunmuşlarsa, Yurtdışı Seçmen Kütüğü’ne kayıtlı olup olmadıklarını, seçim döneminden önce mutlaka Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı’nın internet sitesinden (http://www.ysk.gov.tr/ysk/YurtDisiSecmenSorgu.html) kontrol etmelidirler.
– Yurtdışında yaşayan ve seçmen niteliğini taşımakla birlikte, Yurtdışı Seçmen Kütüğü’nde kayıtlı olmayan vatandaşlarımızın adres beyanlarının yapılması için veya kayıtlarında eksik ya da yanlış bilgi bulunan vatandaşlarımızın adres beyanlarının düzeltilmesi için;

i) Başkonsolosluğumuza şahsen müracaatla “Adres Beyan Formu” doldurmaları,
veya;
ii) T.C. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinden (http://www.nvi.gov.tr/Hakkimizda/Projeler,Aks.html?pageindex=11) indirebilecekleri Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlarımız İçin Adres Beyan Formu-B’yi (ön ve arka sayfa) eksiksiz doldurduktan sonra, nüfus cüzdanlarının önlü/arkalı fotokopisiyle birlikte posta yoluyla Başkonsolosluğumuza göndermeleri gerekmektedir.
– Yurtdışında yaşayan seçmenlere Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından seçimlere ilişkin kişiselleştirilmiş e-posta mesajları gönderilebilmesini teminen, anılan Kurul’un web sayfasında (www.ysk.gov.tr) bulunan “Yurt dışı seçmen sorgulama” bölümüne “e-posta” bilgisi eklenmiştir.
– Bu sayede, yurtdışı seçmen kütüğü kaydını kontrol etmek amacıyla “Yurt dışı seçmen sorgulama” bölümüne giriş yapacak vatandaşlarımızdan temin edilen e-posta adreslerine seçimlere ilişkin gerekli bilgilendirme mesajları gönderilebilecektir.
– Görev bölgemizde ve “Yurtdışı Seçmen Kütüğü’nde kayıtlı olan vatandaşlarımızın sözkonusu seçimler için Sidney’de nerede ve ne zaman oy kullanabilecekleri bilahare duyurulacaktır.
-İhtiyaç duyulması halinde vatandaşlarımız “0466 888 032″ numaralı Başkonsolosluğumuz telefonuna seçimle ilgili sorularını yöneltebilirler.
Vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.

T.C. Sidney Başkonsolosluğu

Bu duyuru resmi duyurudur. Geçen hafta yazdığımızı doğrular niteliktedir. Her vatandaş yukarıda belirtilen adresleri takip ederek yurtdışı seçmen kütüklerine kayıtlarını yaparak, yaptırarak oyunu kullanmalıdır.

Eskide okullarda Yurttaşlık Bilgisi diye bir ders okutulurdu. O derste vatandaşların devlete karşı görevleri dört ana kategoride belirtilirdi.
Bunlar 1) oy kullanma 2) askere gitmek 3) kanunlara uymak; ve 4) kazancı oranında vergi vermek, şeklinde idi. Vatandaş bu asli görevlerini her zaman yerine getirmiştir. Şimdi bir de devletin vatandaşlara karşı görevlerine bakalım. Devlet 1) vatandaşların güvenliğini sağlar 2) eğitim ihtiyaçlarını giderir 3) sağlığını koruyucu hizmetlerde bulunur 4) ekonomik düzeylerini iyileştirici tedbirler alır, şeklinde idi.

Şimdi bir bakalım. Vatandaş genel olarak devlete karşı olan görevlerini istisnalar dışında yerine getirmektedir. Şöyle ki seçim zamanı herkes oyunu kullanmaktadır. Özellikle şimdilerde zenginler bedel ödeyerek askere gitmemektedirler, ancak çoğunluğu fakir ve dargelirli aile çocukları askerlik görevlerini yerine getirmektedirler. Bunun için ta eskiden beri halkımız demiştir ki “Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir”. Fakirler askere gider, ölür, ama ülkenin nimetlerinden zenginler faydalanır. Kanunlara karşı da boyunları kıldan incedir. Vergiyi de kaçırmayı bilmezler. Ama milyarderlerimiz çeşitli oyunlarla gelirlerini az gösterir, Manukyan kadar bile vergi ödemezler.

Devletin vatandaşlarına karşı ödevlerine gelince de güvenlik kalmamış. Ülke kan Gölü’ne dönmüş, güvenlik kuvvetleri harıl harıl vatandaşları vurmak, öldürmektedirler. Eğitim 4+4+4 formülü ile yarı yoldan sonra özellikle kız çocukları için haydi kızlar kocaya formülü ile hayatın gerisine atılmakta. Zorunlu din dersleri ile öte dünya vaatleri ile uyuşuk nesiller yetiştirilmekte. Ekonomide nüfusun yarısı açlık sınırının altında bir gelirle geçinmek zorunda. Ülke gelirinin yüzde sekseni nüfusun yüzde yirmisine gitmekte. Gelirin yüzde yirmisi de nüfusun yüzde sekseni arasında bölüştürülmekte. Sağlık tesislerin modernliği dışında dünya standartlarının çok çok altında.

Sonuçta görülen şudur ki, devlet vatandaşlara karşı olan görevlerini yerine getirmediği için ve vatandaşların da bunu öğrenmemeleri için Yurttaşlık Bilgisi gibi hayati dersleri eğitim proğramlarından kaldırdılar. “Uyan ey halkım vurulduk, unutmaya bizi”.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
2 Şubat 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header