Ali Ulutaş

now browsing by tag

 
 

16 Şubat 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Geçen hafta Müslüman kökenli iki genç terör hazırlığı yaptıkları gerekçesi ile gözaltına alındılar. Mahkemeler tüm delilleri değerlendirerek ilgili kişilere gerekli hukuki kararlarını açıklıyacaklardır.

Birinci körfez savaşında ABD Irak’a saldırınca, Avustralya buradan harekete geçerek ABD’yi desteklemek için beş tane savaş gemisini körfeze göndermişti. Sonra ikinci körfez, Afganistan savaşlarına aktif olarak katılmıştı. O savaşlarda milyonlarca insanlar evlerini, yurtlarını terk ederek dünyanın çeşitli ülkelerine göçmen, sığınmacı olarak gitmişlerdi. Saldıran ordular o ülkelerde yüzbinlerce insan öldürmüşlerdi. Bununla da yetinmeyerek onbinlerce kadının, kızın namusunu kirletmiş, zorla cinsi taarruz etmişlerdi. Bu iğrenç saldırıyı bazen evin erkeklerinin, yaşlılarının, çocuklarının gözleri önünde yapmışlardı.

Biz ta o zamanlar köşemizde açık açık Avustralya’nın bu çirkin saldırılarda yer almaması gerektiğini dilimizin döndüğü, kalemimizin yazdığı kadar söylemiş, yazmıştık. Hele hele gencecik, hayatlarının baharında, kimisi evli çocuklu, kimisi nişanlı, kimisi bekar olan asker cenazeleri geldikçe, yetkililere bu köşeden seslenerek cenazeler sizin aile bireylerinizden olsa gene öyle metanetle karşılayacakmısınız? Ya da sizlerin aile bireylerinizden olan gençleri neden o çatışmalara göndermiyorsunuz? Ama o sesimizi duymamazlıktan geldiler. Bu durumu üzülerek belirteyim ki tüm diğer ülkelerde aynıdır. Devletleri yöneten politikacıların, milletvekillerinin, yüksek mevkilerdeki bürokratların, fabrikatör, bankacı, banker, zengin takımının çocukları çatışmalı bölgelere gönderilmez. Hep fakir tabakaların çocukları çatışmalı, problemli bölgelere gönderilir. Fakir haklın çocuklarının cenazeleri geldikçe onlar “vatan sağ olsun” derler, acılarını kalplerine gömerler. Onlar vatan için ölürler ama uğruna öldükleri vatan da hiç onların vatanı olmaz. Daima zenginlerin olur. Zenginler vatanperver, yoksullar seslerini biraz çıkarınca da vatan hainleri ilan edilirler.

Dünyada barışcı bilinen Avustralya, ABD’nin bu saldırganlığına ortak oldukça, bizler bizler genede köşede ilerde Avustralya’nın bu tutumuyla teröristlerin hedefi haline gelebileceğini belirtmiştik. Şimdilerde her hafta bir terör saldırısı, ya da saldırı hazırlığı haberlerini almakta ve üzülmekteyiz. Çünkü terörist ne zaman, nerede eylem yapacaktır, bilinmiyor. Mart’ın Place’deki saldırıda yaşamlarını yitiren o gencecik temiz insanlar biliyorlarmı idi o menfur saldırı ile karşılaşacaklarını? Daha nerelerde, ne zaman terörist faaliyetlerin olacağını, olabileceğini nasıl bilelim.

Şunu tekrar belirtmekte yarar görüyorum. Terörün daima iki boyutu vardır. Biri yapanlar, öbürü onlara o ortamı hazırlayanlar. Ortam da iki şekilde hazırlanır. Biri teröristleri eğiterek, kendilerine göre hedefler belirleyerek o cahil, eğitimsiz kesimin insanlarının beyinlerini yıkayanlar, kandıranlarca o ortam hazırlanır. Diğeri, işgalci ülkelerin bu saldırgan tutumlarının uyandırdıkları intikam duygularının harekete geçmesi olayıdır. Siz giderde birilerini evinden, yerinden, yurdundan ederseniz, karşısında da bir gün mutlaka intikamlarını almak için harekete geçen böyle kişi ve gurupları görürsünüz. Intikam ne zaman, nerede, nasıl alınır, bu çoğu zaman bilinmezde. O halde ülkelerin aydınları, sosyoloğları, psikoloğları, yazar-çizerleri, eğitimcileri, yani tüm duyarlı vatandaşları seslerini yükselterek, gerekirse kitlelere önderlik ederek, kitlelerle bütünleşerek her türlü demokratik yöntemlerle ülkelerin saldırgan politikalarına engel olmakdırlar. Bu saldırganlıklara karşı duyarsız kalınırsa, sonunda böyle terörist hareketler de kaçınılmaz olur.

Biz diyoruz ki Anadolu’da bir söz vardır. Denilir ki “Söyleyene değil, söyletene bak”. Gene başka bir sözle denir ki “Rüzgar eken, fırtına biçer”. İşte işin özeti buradadır. Siz gider elin yuvasını yakar yıkarsanız, el de sizi yakar. Siz Irak’a, Afganistan’a bilmem nereye davetsiz giderseniz, oralarda yaşıyanlar da size gelirler. Burada veya başka bir yerde onlarda size saldırırlar. Tüm saldırganlığa ve teröre lanet olsun.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
16 Şubat 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

11 Şubat 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Geçen hafta T.C. Baskonsolosluklarınca önümüzdeki milletvekili seçimi için YSK dan gelen bildiri gazetelere gönderilerek aynen yayınlatıldı, duyuruldu. Bir defada toplum iyi algılayamaz bir de köşemde ben duyurayım dedim. Galibe mümkün olmadı. Şimdi özet halinde tekrar görülen yanlışlıklarıda açıklayarak yazayım dedim.

Resmi açıklamalara göre vatandaşların oylarını kullanabilmeleri için önce konsolosluklara ve Büyük Elçiliğe gidilerek ya da posta veya e-posta ile
adres beyanında mutlaka bulunulması lazım. İkinci etapta da bilgisayar kullanılarak ya da bilenlere sorarak isimlerinin Yırtdışı seçmen kütüklerine kayıtları yapılmışmıdır. Bunun kontrol edilmesi üçüncü olarak da geçen seçimde görülmüştü. Bazı vatandaşların kayıtları yaşamakta oldukları, şehirde başka şehirlerde, hatta başka ülkelere yapıldığı görüldü. Vakit varken herkesin yurtdışı seçmen kütüklerini kontrol ettirerek bu şekilde yanlış kayıt edilmeler varsa düzelttirmeleri gerekli ve zorunludur. İyi niyetle diyeyim ki, bu YSK da işin yoğunluğu ve çokluğu nedeniyle böyle yanlışlıkların yapıldığı ve yapılabilirliğidir. Müracaatları dikkate alırlarsa, bu konuda gerekirse siyasi partilerden yardım talep ederlerse herşey zamanında düzelir, düzeltilir. Ancak yardım istemez ve bünyesinde çalıştırdıkları yeterli olmayan sayıdaki elemanlarıyla yanlışları düzelteceklerine inanmıyorum. Bunu ilerde göreceğiz. Bunun için vatandaş en acil şekilde kayıtlarını yaptırmalı ve doğruluğunu da kontrol etmeli, ettirmelidirler diyorum.

Şimdi geçen seçimde görülen yanlışları açıklayayım. O zaman randevu ile oy kullanma sistemi vardı. Görülen mahzurlarından dolayı randevu sistemi kaldırıldı. Bunun mahzurlu olduğunu çok soruna neden olacağını bir ozaman da açıklamıştık. Doğruluğumuz yeni anlaşıldı. Kütüklerdeki yanlış yazılımlar düzeltildi mi? Bu konuda henüz bir açıklama yok. Ve biz hala bu endişemizi taşımaktayız. Vatandaş kayıtlarının doğru yapıldığına dair düzeltilmedi ise sorumlusu kim? YSK mı yoksa hükümetler mi? Bunu da ilerde göreceğiz. En büyük endişe ve eleştirimiz de oyların yerinde sayılmaması, saydırılmaması olayıdır. Bunu da gece yarıları alel acele çıkarılan torba yasasının gereği olduğu anlaşıldı.

Bu yasanın Anayasa Mahkemesine götürülerek iptal ettirilmesi gerekir. Bu da siyasi partilerin, özellikle de muhalefet partilerinin görevleri olsa gerekir. Bizler her kesim destek verdikleri, seçimleri kazanmasını arzu ettikleri siyasi partinin, partilerin kaçar oy aldıklarını bilmek istemeleri en doğal haklarıdır. İlgili kocaman bir Bakan sayım esnasında şu kadar ilde aynı anda neden elektrikler kesildi? sorusuna “trafolara kediler girdi” diyerek toplumla alay ediyorsa, toplum da oyların Türkiye’ye taşınarak orada sayılmasına güveni olmaz. Verdiği oyların güvenliği için her türlü çareye baş vurur.

İş geldi seçimi kim kazanır sorusuna dayandı. Geçen seçimde, seçimlerde görülmüştü. AKP iktidarları devlet olanaklarını kullanarak, kimi yerlerde sahte oy kullandırarak, kimi yerlerde rüşvete benzer hediye paketlerini dağıtarak seçimleri kazandıkları hala iddia edilmektedir. Şeffaf seçim yapılmadığı iddia edilmektedir. Ne olursa olsun, görülen tüm darbelere, tahribatlara rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik, demokratik yapısını tamamen ortadan kaldırılıp, denemelerine rağmen teokratik, şeriatçı, gerici bir yapının egemen hale getirileceğine inanmıyorum. Buna iç kamuoyunun tepkisi ile birlikte dünya devletlerinin izin vermeyeceklerini de biliyorum. Bulunduğu bölgenin güvenliğini tehdit edecek bir yapıyı denerlerse ertesi gün petrol bulamıyacaklarını, krediler alamıyacaklarını bu yüzden uçakların uçurulmıyacağını, trenlerin, arabaların hareket edemiyeceğini, ekonomik bunalımın hat safhaya ulaşacağını tahmin etmek çok da zor olmasa gerek.

Çağımız insanlığın üçüncü büyük devrimi olan bilişim çağıdır. Bu çağın gerisinde kalan toplumlar tarihten silinmek durumundadırlar. Bu çağın güzel uygarlığının gücü toplumları geriye değil, ileriye taşır. Bu yüzden korkmuyorum. Çağın hedeflediği uygar, laik, demokratik toplum düzeninin kuruluşu geldiğimiz ülkemiz ola Türkiye’de biraz aksatılıp geciktirile bilinir. Ancak o uygarlık yolunu tümüyle kapatmaya kimsenin, kimselerin gücü yetmez, uygarlık böylelerini ezer geçer ve yoluna devam eder. Hayatın gerçeği de budur. Kimse ham hayal peşinde koşmasın.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
11 Şubat 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

2 Şubat 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Sevgili okurlar, önümüzdeki Milletvekili genel seçimi ile ilgili T.C. Sydney Başkonsolosluğunca yapılan duyuru ve kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. Önce derneklere gönderilen duyuru ile başlıyayım. YSK’dan gelen bu duyuruda çok eksiklikler bulunmaktadır. İlerde hepsini açıklarım.

T.C. Sidney Başkonsolosluğu
Tarih 23/01/2015

2015 Milletvekili Genel Seçimleri
2015 yılında ülkemizde gerçekleştirilecek 25. Dönem Milletvekili genel seçimlerinde yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde oy kullanmalarını teminen gerekli hazırlıklar yürütülmektedir.
Bu çerçevede, aşağıdaki hususların dikkate sunulmasında yarar görülmektedir.
– Türkiye’de gerçekleştirilecek Milletvekili Genel Seçimleri 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacaktır.
– Yurtdışında yaşayan seçmen niteliğine sahip vatandaşlarımızın seçim döneminde oy kullanabilmeleri için “Yurtdışı Seçmen Kütüğü’ne kayıtlı olmaları gerekmektedir. “Yurtdışı Seçmen Kütüğü’nde yer almanın tek yolu “adres beyanı’nda bulunmaktır.
– Vatandaşlarımız, evvelce adres beyanında bulunmuşlarsa, Yurtdışı Seçmen Kütüğü’ne kayıtlı olup olmadıklarını, seçim döneminden önce mutlaka Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı’nın internet sitesinden (http://www.ysk.gov.tr/ysk/YurtDisiSecmenSorgu.html) kontrol etmelidirler.
– Yurtdışında yaşayan ve seçmen niteliğini taşımakla birlikte, Yurtdışı Seçmen Kütüğü’nde kayıtlı olmayan vatandaşlarımızın adres beyanlarının yapılması için veya kayıtlarında eksik ya da yanlış bilgi bulunan vatandaşlarımızın adres beyanlarının düzeltilmesi için;

i) Başkonsolosluğumuza şahsen müracaatla “Adres Beyan Formu” doldurmaları,
veya;
ii) T.C. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinden (http://www.nvi.gov.tr/Hakkimizda/Projeler,Aks.html?pageindex=11) indirebilecekleri Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlarımız İçin Adres Beyan Formu-B’yi (ön ve arka sayfa) eksiksiz doldurduktan sonra, nüfus cüzdanlarının önlü/arkalı fotokopisiyle birlikte posta yoluyla Başkonsolosluğumuza göndermeleri gerekmektedir.
– Yurtdışında yaşayan seçmenlere Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından seçimlere ilişkin kişiselleştirilmiş e-posta mesajları gönderilebilmesini teminen, anılan Kurul’un web sayfasında (www.ysk.gov.tr) bulunan “Yurt dışı seçmen sorgulama” bölümüne “e-posta” bilgisi eklenmiştir.
– Bu sayede, yurtdışı seçmen kütüğü kaydını kontrol etmek amacıyla “Yurt dışı seçmen sorgulama” bölümüne giriş yapacak vatandaşlarımızdan temin edilen e-posta adreslerine seçimlere ilişkin gerekli bilgilendirme mesajları gönderilebilecektir.
– Görev bölgemizde ve “Yurtdışı Seçmen Kütüğü’nde kayıtlı olan vatandaşlarımızın sözkonusu seçimler için Sidney’de nerede ve ne zaman oy kullanabilecekleri bilahare duyurulacaktır.
-İhtiyaç duyulması halinde vatandaşlarımız “0466 888 032″ numaralı Başkonsolosluğumuz telefonuna seçimle ilgili sorularını yöneltebilirler.
Vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.

T.C. Sidney Başkonsolosluğu

Bu duyuru resmi duyurudur. Geçen hafta yazdığımızı doğrular niteliktedir. Her vatandaş yukarıda belirtilen adresleri takip ederek yurtdışı seçmen kütüklerine kayıtlarını yaparak, yaptırarak oyunu kullanmalıdır.

Eskide okullarda Yurttaşlık Bilgisi diye bir ders okutulurdu. O derste vatandaşların devlete karşı görevleri dört ana kategoride belirtilirdi.
Bunlar 1) oy kullanma 2) askere gitmek 3) kanunlara uymak; ve 4) kazancı oranında vergi vermek, şeklinde idi. Vatandaş bu asli görevlerini her zaman yerine getirmiştir. Şimdi bir de devletin vatandaşlara karşı görevlerine bakalım. Devlet 1) vatandaşların güvenliğini sağlar 2) eğitim ihtiyaçlarını giderir 3) sağlığını koruyucu hizmetlerde bulunur 4) ekonomik düzeylerini iyileştirici tedbirler alır, şeklinde idi.

Şimdi bir bakalım. Vatandaş genel olarak devlete karşı olan görevlerini istisnalar dışında yerine getirmektedir. Şöyle ki seçim zamanı herkes oyunu kullanmaktadır. Özellikle şimdilerde zenginler bedel ödeyerek askere gitmemektedirler, ancak çoğunluğu fakir ve dargelirli aile çocukları askerlik görevlerini yerine getirmektedirler. Bunun için ta eskiden beri halkımız demiştir ki “Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir”. Fakirler askere gider, ölür, ama ülkenin nimetlerinden zenginler faydalanır. Kanunlara karşı da boyunları kıldan incedir. Vergiyi de kaçırmayı bilmezler. Ama milyarderlerimiz çeşitli oyunlarla gelirlerini az gösterir, Manukyan kadar bile vergi ödemezler.

Devletin vatandaşlarına karşı ödevlerine gelince de güvenlik kalmamış. Ülke kan Gölü’ne dönmüş, güvenlik kuvvetleri harıl harıl vatandaşları vurmak, öldürmektedirler. Eğitim 4+4+4 formülü ile yarı yoldan sonra özellikle kız çocukları için haydi kızlar kocaya formülü ile hayatın gerisine atılmakta. Zorunlu din dersleri ile öte dünya vaatleri ile uyuşuk nesiller yetiştirilmekte. Ekonomide nüfusun yarısı açlık sınırının altında bir gelirle geçinmek zorunda. Ülke gelirinin yüzde sekseni nüfusun yüzde yirmisine gitmekte. Gelirin yüzde yirmisi de nüfusun yüzde sekseni arasında bölüştürülmekte. Sağlık tesislerin modernliği dışında dünya standartlarının çok çok altında.

Sonuçta görülen şudur ki, devlet vatandaşlara karşı olan görevlerini yerine getirmediği için ve vatandaşların da bunu öğrenmemeleri için Yurttaşlık Bilgisi gibi hayati dersleri eğitim proğramlarından kaldırdılar. “Uyan ey halkım vurulduk, unutmaya bizi”.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
2 Şubat 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

27 Ocak 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Her yazıda gündem Türkiye’deki siyasal olaylarca yorumlarımızla dolmaktadır. Bu yazı da da gündem Avustralya’da Türkiye ile ilgili yaptığımız bir çalışmayı anlatmaya çalışacağım.

Daha önce Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili toplum üyeleri ile seçim günü sandıkların başında görev yapmak üzere bir çalışma gurubunu oluşturmuştuk. Oluşturulan gurupla çok başarılı bir seçim organizasyonunu ve çalışmasını gerçekleştirmiştik. Seçimden sonra da gurup olarak diyaloğumuza ara vermeyip arada bir toplantılar yaparak buradaki ve Türkiye’deki olayların tahlilini kendimizce yapmaya devam ettik. Sonunda 16 Ocak Cuma akşamı Lidcombe Community Hall da yaptığımız geniş katılımlı toplantıda Avustralya’da, Türkiye’deki seçimlere direk katkıda bulunmak için Cumhuriyet Halk Partisi paralelinde bir örgütlenme gerçekleştirdik. CHP nin atadığı resmi temsilcimiz geniş haberlerle toplumu bilgilendirdi. Şu anda kendisi Türkiye’de ve CHP merkezinde bulunmaktadır.

Kendisine geçen seçimde burada görünen aksaklıklar ve yanlışlıklar birer rapor halinde verildi. Sözlü ve çok yerinde öneriler ve parti çalışmaları ile ilgili eleştiriler de yapıldı. Sözlü öneri ve eleştirilerin tümü not alındı. Daha önce verilen yazılı öneri ve eleştirilerle birleştirilip yeni bir rapor hazırlanarak CHP genel merkezine ulaştırıldı. Resmi temsilcimizin yakında dönmesiyle birlikte burada çalışmaları yürütmek üzere bir yönetim kurulunu oluşturacağımızı da haber vermiş olayım. Oluşturulacak yönetim kurulu bundan sonra Avustralya’daki Türkiye’deki seçimlerle ilgili çalışmaları yürütecektir.

Geçen seçimde randevu alınarak oy kullanma sistemi çok aksaklıklara neden olmuştu. Şimdi YSK randevu ile oy verme sistemini ilan etti. Ancak seçmenlerin nerelerde oy kullanacakları ile ilgili yönlendirme henüz netlik kazanmış değildir. Bu durumun en kısa zamanda düzeltilmesi lazımdır. Zira Sydney’deki seçmen Avrupa’ya, Victoria’ya, Canberra’ya, oradakiler başka yerlere yönlendirilmişlerdi.

Bu yanlıştan dolayı bir çok seçmen oylarını kullanamamışlardı. Tüm bu aksaklıkları Parti merkezine ilettik. Umarım YSK daki seçmen kütülerinin doğru yazılmasına Katkıda olur. Bir de daha önce adres beyanında bulunanlardan, hatta Başkonsolosluğa müracaat ederek T.C. nüfus cüzdanını ve T.C. pasaportunu alan vatandaşlardan bile seçmen kütüğünde kayıtları bulunmayanlar bile görüldü.

Şimdi diyorum ki, ülkedeki siyasi yapıya oyları ile katkıda bulunmak isteyen vatandaşlar, kim hangi siyasal partiye oy vermek istiyorsa mutlaka konsolosluğa giderek adres beyanında bulunması ve yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlarını yaptırmaları lazım. Adres beyanında bulunduktan sonra ilgili Web sitesinden seçmen kütüğüne kayıdının yapılıp yapılmadığını kontrol etsinler. Kayıdı çıkmayan vatandaş oyunu kullanamıyacaktır. Resmi uygulama böyledir. Gerekli kontrolleri yapmadan sandık başına gelen vatandaşlara oy kullandırılmayınca hezeyan etmeleri neticeyi değiştirmeyecektir. Bunun için tekrar belirtiyorum. Kim hangi siyasi partiye oy vermek istiyorsa önce adres beyanında bulunması, sonra da yurtdışı seçmen kütüğüne kaydının yapılıp yapılmadığını araştırmaları gerekir.

Biz bu gurup olarak Türkiye’deki seçimlerde CHP yi desteklemek için çalışmaktayız. Bu şimdiden birilerini rahatsız etmişe benziyor. Onlar rahatsız ola dursunlar, bizler Türkiye Cumhuriyet Devleti’ni kuran, bu güne ve sonsuza kadar yaşamayı için her türlü özveriyi göstererek, her türlü engellerle karşılaşmasına rağmen Atatürk’ün tam bağımsızlık, yurtta barış ve dünya da barış, laik düzen, çağdaş yaşam ve Altı Ok ilkesinden ödün vermeden işlevini sürdüren Cumhuriyet Halk Partisi için çalışacağız. Geniş kitleleri bu konuda bilgilendirerek duyarlı hale getirmeye çalışacağız. Yapıcı eleştiri ve önerileri her zaman dikkate alacağız. Engellemeleri, karşı propagandaları da kendi küçük dünyaları ile baş başa bırakarak yolumuza devam edeceğiz. Toplumdan aldığımız olumlu sinyallerden, başarılı olacağımıza inanıyoruz. Gelişmelerden toplumu sürekli bilgilendirmeyi ihmal etmiyeceğiz.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
27 Ocak 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

19 Ocak 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Bu yazıda siz değerli okurlarıma geçtiğimiz yakın günlerde yaşamakta olduğumuz ülkemiz Avustralya’da ve geldiğimiz baba yurdu olan Türkiye’de cereyan etmekte olan olayları birkaç örnekle özet halinde sunarak değerlendirmeye çalışacağım.

Birinci örnek, yaşamakta olduğumuz NSW’da siyasi faaliyet sürdürerek halen eyalette iktidar olan Liberal Partisinin eski Genel Başkanı ve Başbakanı olan Barry O’Farrell ile ilgilidir. Adı geçen şahısa önce bir iş adamı kendisine Değeri $3,000 olan bir şişe şarap ikram etmiş. Takriben 10 ay önce olay basına yansıyınca Başbakan inkar etmişti. Sonra medyada yapılan araştırmalarla Başbakanın şarabı alınca Gönderen şahsa bir teşekkür mektubunu yazdığı ve telefonla da konuştuğu ortaya çıkarılınca, Başbakan Başbakanlık’tan istifa ettiği gibi politik hayatını da sonlandırdı.

İkinci örnek, gene yaşamakta olduğumuz NSW eyaletinde Martin Place’de bir kahveyi basan ve kendisi ile birlikte iki suçsuz insanın ölümüne de sebep olan İran asıllı kişiye bu eyaletin muhalefet partisi olan İşçi Partisinin Başkanı ve geleceğin Başbakanı gözü ile bakılan John Robertson’un o olayın müsebbibi olan İran’lıya geçmişte bir referans mektubunu verdiği ortaya çıkınca geleceğin Başbakan adayı olan İşçi Partisinin Eyalet Başkanı sorumluluğunun ve yanlışını kabul ederek görevinden istifa ettiği gibi politik hayatını da sonlandırdı.

Bu iki olayda istifa ederek politik hayatlarını sonlandıran iki politikacı da ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarında, kendi yanlışlarının yüzünden üyesi bulundukları siyasi partilerinin halk nazarında zarar görmemeleri, itibarlarını kayıp etmeleri için böyle davrandıklarını bildirmeleri idi. Bu politikada dürüstlüğün halen geçerli olduğunun da ispatı idi.

Üçüncü  bir olay da Queensland parlamentosunda Liberal Parti üyesi bir bayan Milletvekilinin ehliyetinin polis Tarafından iptal edilmesi idi. İlgili milletvekili daha önce aldığı trafik cezasını zamanında ödemediği için cezası arttırıldığı gibi ikinci defa ehliyeti iptal edilmiştir. İptal eden polis teşkilatıdır.

Şimdi bu olayları Türkiye’deki politikacılarımızla kıyaslayalım. Geçmişten günümüze kadar politikacı ve bürokratlardan bazılarının isimleri çeşitli yolsuzluklara karıştırılır. Çeşitli iddialarla belgeler açıklanır. Ama kimse yerinde kıpırdamaz, kıpırdatılmaz. Bazı güçler böyle zanlıları daima korurlar. Böyle olunca da yeni iddialar ortaya çıkar. Deniliyor ki bunlara dokunsalar ucu gider koruyanlara dokunur. Doğrumudur bilemiyorum. Ama iddialar böyledir.

Bazıları geçmişte görevden alınmışlardı. Yerleri değiştirilen görevliler de görülmüştü. Hatta bazı Politikacılar yüce divana da gönderilmişlerdi. Ceza alanlar olduğu gibi aklananlar da olmuştu. Ancak beyinlerde, vijdanlarda tatmin edici açıklama ve uygulama yaratılmamıştı. En son günümüzde icraatin başı olan AKP Hükümeti’nin Dört eski Bakanları ileri sürülen yolsuzluk iddiaları yüzünden Bakanlıklarından istifa ettirilmişlerdi. Soruşturmaları da önce yolsuzlukları araştıran komisyonda AKP li üyelerince oy çokluğu ile red edildi. Şimdilerde Mecliste görüşülmesi gerekirken durmadan görüşmeler ertelenmektedir. Görünen odurki görüşülse bile oy çokluğu ile gene red edilecektir.

Böyle olunca Türkiye’de kitlelerin temiz siyasete olan güvenleri sarsılıyor, bu giderek çeşitli mihraklarca da kullanılarak demokratik parlamenter sistem aleyhinde menfi propagandalara da neden oluyor. O zaman da ülke iç karışıklıklardan bir türlü kurtulamıyor.

Yapılması gereken ise, başta ismi böyle yolsuzluklara karışan kişiler, en başta içinde barındıkları siyasi partinin kendileri yüzünden yıpranmasını önlemek için görevlerinden ve politikadan ayrılarak bağımsız yargının karşısına çıkmaları ve ispatlarlarsa tezlerini, aklanmaları toplum içerisinde rahat gezmeleridir. Bunu yapmadıkları müddetce kendileri, aile bireyleri gelecek nesilleri hep böyle zanlı anılacaklardır. Partileri de onların yüzünden çok zarar görecektir.

Diyorum ki bağımsız yargı önünde aklanmak kadar güzel bir olay başka yerde görülmez.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
19 Ocak 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

4 Ocak 2015 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Bu yazıda Sydney Martin Place’de meydana gelen üzücü olayı gecikmeli olarak yazmak istedim. Gecikmeli diyorum çünkü sıcağı sıcağına yazılan yazılarda hissi davranmaktan kurtulunmuyor. İstedim ki ortam biraz durulsun, sis perdeleri açılsın ki gerçeğe yakın bir yorum yapabileyim.

Şimdi en başa dönelim. Kafeyi basan kişi İran uyruklu imiş. Medyadan öğrendiğim kadarı ile bu kişinin İran’da büyük dolandırıcılıklar yaparak Avusturalya’ya kaçtığı ve sığınmacılık pozisyonunun sonunda oturum aldığı açıklanıyor.İran’ın da bu kişinin iadesini talep ettiği ve Avusturalya yetkililerinin de bunu reddettiklerini medya açıklıyor. Ardından bu kişinin karısının öldürülme olayına ve daha birçok şuça ismi karışıyor,aldığı cezalardan da kefaletle dışarı çıkarıldığı anlaşılıyor.

Bir defa şu sığınmacı olayına bakalım. Belli dönemlerde çeşitli ülkelerden dünyanın gelişmiş ülkelerine, bu arada Avusturalya’ya da sığınmacı müracaatları olmuştur. Avusturalya makamları bunların iddialarının doğru olup olmadığını ne kadar sağlıklı araştırıyor, neye göre karar veriyor bilemiyorum. Ancak görüyoruz ki benzeri iddialarla sığınmacılığa başvuranların bazılarının istemleri red ediliyor, bazılarına da daimi oturma vizeleri veriliyor. Bu tür başvuruların sağlıklı sonuca bağlanmadığı kanısındayım.Bu konuda devlet organlarının daha geniş araştırmalarda bulunmaları en akılcı yöntemdir. Titiz davranılırsa ülkedeki iç güvenlik ve huzur daha iyi olur diye düşünüyorum. Hissi davranarak, ucuz acıma mantığıyla hareket edilirse ülkede iç huzur bozulur, tamiri de zor olur. Şunu da belirteyim, bu tür anarşik olaylara, uyuşturucu ve benzeri suçlara iştirak edenlerin derhal vizeleri iptal edilerek bir daha gelmemeleri koşuluyla geldikleri ülkelere gönderilirlerse bu iyi, caydırıcı bir sonuç doğurur. Bir de kimsenin basit nedenlerle ceza almalarına karşıyım. Ancak şuç işleyen birinin de kefaletle, bilmemneyle salıverilmesi böyle sonuçlara neden olur. Ceza giymiş ise cezasını ceza evinde tamamlaması gerekir. Kesin iyileşme halleri görülmeden hafifletici yöntemler uygulanmamalıdır.

Bir de olayda operasyona katılan güvenlik birimlerinin tutumlarını çok acemice buluyorum. Aylar öncesinden beri tv kanallarında tanıtımları yapılan lazer ışınlı, elektrik şokunu veren silahlar gösteriliyordu. Kafenin etrafında da keskin nişancıların yerleştirildiği açıklanmıştı. İlgili kişi kafenin penceresinin iç önünde tur atıp duruyorken keskin nişancılar neden o kişiyi hedef almadılar? Ya da içeride çalışan işçi ve müşterilerden fırsat bulanlar yanılmıyorsam mutfak kapısından kaçarak dışarı çıktılar. Aynı kapıdan çelik yelekli,lazerli tabancaları olan ekiplerden birkaçı içeri girip elektrik şokunu neden denemediler? Operasyonun şekli bu açıdan iyice sorgulanmalı ve güvenlik birimlerinin bu konudaki eğitim yetersizlikleri en kısa zamanda giderilmelidir diye düşünüyorum.

Devlet yetkilileri olayı tüm yönleriyle soğukkanlı bu durumla incelemeli ve gelecekte böyle hadiseleri, hiç arzu etmiyoruz ama,olursa da en akılcı ve en etkili yöntemlerle müdahale ettirmeliler diye düşünüyor ve öneriyorum.

2015 yılın da insanların daha insancıl, barışçı, sevecen, özgürlükçü olmaları dileğiyle herkesin yeni yılını kutlar,mutluluklar dilerim.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
4 Ocak 2015

Ali-Ulutas-Makale-Header

24 Aralık 2014 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Fetullah Hoca’nın “AKP ve Erdoğan bize yönelik yaptığı suçlamaları aynı ortamda itiraf ederek özür dilerse barışabiliriz” dedi.

Halk TV de Samanyolu TV temsilcisi diyor ki “Erdoğan’ın itiraf ederek özür dilemesi Cemaate attığı iftiralardan dolayı kul hakkının sahibine teslimi anlamındadır. Bunu yaparlarsa barışılabilinir, din de böyle belirtir” dedi.

Cemaate yönelik iftiralarının itirafı ile kul hakkı teslim edilirse, öncesinde birlikte iftiralarla, sahte delillerle, düzmece iddianemelerle, emir kulu olarak kullanılan özel yetkili mahkemelerle kumpaslar kurularak Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Oda TV, İşçi Partisi, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, halkın oyları ile seçilen milletvekilleri’nin kul hakları ne olacak? Kul hakkı yalnız cemaat üyeleri için mi geçerlidir?

Ulusal Kanal da eski MHP li Başkan Yaşar Okuyan darbeleri açıklayıp eleştirirken “bunun Faşist bir diktatörlük” olduğu açıklıyor. Ama Mecliste eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün seçiminde eğitim sisteminin değiştirilerek 4+4+4 proğramının oylanarak kabulünde, tüm okulların
İmam-Hatip okullarına dönüştürülmesinde, türbanın kamu alanında serbest bırakılmasında, ilkokulların birinci sınıflarından itibaren din derslerinin zorunlu okutulmasında meclisteki oylamalarda MHP nin AKP ye verdiği desteği hiç eleştirmiyor.

Kim ne derse desin. 17-25 Aralık olayının ortakları, yani iddia edilen yolsuzluk, rüşvet, hırsızlıkların, tüm kumpas ve sahte davaların, intihar eden onurlu askerlerin, mağdur edilen askeri ve sivil personelin, babasını hapiste görerek dünyaları karartılan çocukların ızdıraplarına, dağılan yuvaların kul hakları ne olacak? Bunları yapanları mecliste, Bürokraside, medyada kim kimler bu güne kadar destek verdilerse tümü vebale ve işledikleri suça ortaktırlar. Suçları birbirlerinin üzerine yıkarak kimseler temize çıkamaz. Eğer bugün suçlanan cemaat suçlu ise “Ne istediler de vermedik” diyen bir icraatın Başbakanı, Hükümeti, Partisi, destekçileri tümüyle suçludurlar. Bu suçlardan aklanmanın yolu da tümünün bağımsız yargının önünde hesap vermeleri ile olur. Kuru laflarla, politik manevralarla kimse konuyu saptıramaz, unutturamaz. Tarih içerisinde bu yapılanların hesapları tek tek sorulacaktır.

Ortada oynanmak istenen oyun acaba şöyle mi sonuçlandırılmak isteniyor? Tüm suçları Zaman Gazetesi ile Samanyolu TV ye ve bu çevrelere yükleyerek be kamu oyunda da böyle bir algı yaratarak AKP temize mi çıkarılmak isteniyor? Kamu oyunda böyle bir endişe var.

Türkiye’de eskide yayınlanan bir reklam vardı. Deniliyordu ki; “Aslında yok birbirimizden farkımız, ama biz Osmanlı Bankasıyız”. Biz de diyoruz ki bunlar bugün kavga etselerde, birbirlerinden farkları yoktur. Ne yaptılarsa, ne yapıldıysa birlikte yaptılar. Suçu birilerinin üzerine yıkarak kimseler temize çıkmaz.

2011 de izinden dönerken uçak yolcularının içerisinde Güneydoğu Asya’ya turlarla gezmeye gelen Hoca efendinin taraflısı dersanelerinin bir grup öğretmenleri ile tanışmış ve bazı konularda tartışmıştık. “Bu yapılanların hesabı ulusalcı partilerin iktidarlarında sorulacaktır?” dediğimde, öğretmenlerden biri “Siz Ulusalcı bir Partinin iktidara gelebileceğini mi sanıyorsunuz? O günler geçti. Onlar bir daha iktidar olamayacaklar” demişti. Şimdi bakıyorum, demek ki Ulusalcı olunmayınca hırsızlıklardan, yolsuzluklardan, rüşvetten, iltimaslarlan her türlü hile ve hurdalardan ne mal alınıyormuş?

Şu bir daha ortaya çıkıyor ki, Ulusalcılar, devrimciler, demokratlar, namuslu liberaller hırsızlık yapmazlar, yolsuzluk yapmazlar, rüşvet almaz-vermezler. Adam kayırmazlar. Devlet mallarını, yani millet mallarını yerli ve yabancı işbirlikçilere peşkeş çekmezler ve çekilmesine seyirci kalamazlar. Politikalarını halkı uyutarak, dini duygularını sömürerek üretmezler. Emperyalistlere boyun eğmez, onların kirli oyunlarına teslim ve ortak olmazlar. Kendi vatandaşlarının demokratik haklarını kullanmalarını terörizm olarak değerlendirmezler. Çağdaşlığa, özgürlüğe yürüyüşlerinde asla geri adım atmazlar. Kur’an ayetleri ile ortada dolaşıp hırsızlık yapmazlar. Tarihte kim tarafından yapılmışsa yapılsın, yapılan hizmetleri çarpıtarak inkar etmezler.

Yani sözün kısası geçmişteki darbelerle devrimciler, demokratlar, ulusalcılar etkisiz hale getirildi. Meydan böylelerine bırakıldı. Bunların hali de ortadadır. Herkes ileriyi görsün ve değerlindermisini ona göre yapsın.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
24 Aralık 2014

Ali-Ulutas-Makale-Header

17 Aralık 2014 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

15 Aralık 2014 sabahı internette gezinirken Türkiye’de Polisin zaman gazetesine baskın yaparak Ekrem Dumanlı’yı ve bir kaç kişiyi gözaltına aldıklarını öğrendim. Bu olayın bir kaç yönü vardır, açıklıyayım.

Batılı bir aydın olan Voltaire siyasal rakipleri göz altına alınınca der ki “sizin dünya görüşlerinize tamamen karşıyım. Ama bu farklılığımız sizin söz ve düşünce hürriyetlerinizi açıklamanızın engellenmesine savunuyorum anlamına gelmez. Söz, düşünce ve her türlü demokratik haklarınızı ve adil yargılanmanızı sonuna kadar savunacağım” demişti. Bu da Voltaire’i Voltaire yapan, dünyaya tanıtan, saygınlığını arttıran bazı sözlerindendi. Hala da o kişiye saygı duyularak her yerde tekrarlanır.

İşte bu anlamda kastedilen espiriye dayanarak biz de diyoruz ki kişilerin ve kurumların hak ve özgürlükleri kısıtlanamaz, yasaklanamaz, gasp edilemez. Kaçma ve delil karartma durumları haricindeki baskın ve tutuklamalar kabul edilemez. Varsa bir ihbar Cumhuriyet savcılıklarınca ifadeye çağrılmalılar. Çağrıya uymamaları halinde yakalama ve tutuklama emirlerinin verilmesi lazımdır. Normal hukuksal yol budur ve bu yola uyulmamaktadır.

Bir başka boyut geçmişte ordudaki emekli ve muazzaf askerlere, internet andıcı, balyoz hareketi, askeri casusluk davası, Oda tv, işçi parti yöneticileri, Merhume Prof. Türkan Saylan, gazeteci İlhan Selçuk, yazarlar Ahmet Şık ve arkadaşı, Prof. Haberal ve Fenerbahçe Futbol Kulübü başkanı Aziz Yıldırım’a yönelik gecenin Üçünde, Dördünde yapılan baskın ve gözaltıları AKP yönetimi ve bugün suçladıkları Paralel yapının elemanları birlikte hazırlanmış ve uygulamışlardı. Hatta Zaman Gazetesi yazarıyla, çizeriyle o tutuklamaları sonuna kadar sayfalarında destekleyici yayınlar yapmıştı. AKPye tüm güçleri ile destek veriyorlardı.

Sonra bir gün geldi, yaptıklarının ilerde kendi başlarını yiyeceğinin farkına varınca, işledikleri suçun içinden sıyrıla bilmek için büyük biraderin küçük biraderi haşlaması, suçu onun üzerine yıkarak kendisini temize çıkarmasını böyle senaryolarla uygulamaya çalışıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar o saydığım gözaltı ve uzun tutuklamaların suçluları bu iki biraderdir. Birbirlerini yeseler de bu suçtan yargı önüne çıkmadan kurtulamazlar. Bir gün o yargı mutlaka çalışacaktır.

Ekrem Dumanlı özür dileyerek çıkması halinde ilk ziyaret edeceği kişilerin tutuklanmalarına sebebiyet verdiği gazetecilerin olacağını açıkladı. Bana göre geçmiş ola. O insanların çektikleri acıları, kaybolan yıllarını, ızdıraplı aile yaşamlarını nasıl tamir edecekler? İntihar eden onurlu askerleri nasıl hayata getirecekler? Uğradıkları maddi ve manevi zararları nasıl tamir edecekler? Sıra kendilerine gelince mi demokrasi havarisi kesiliyorlar? Yapılan asılsız ihparlarla bir nevi dağıtılan orduyu, itibarları zedelemeye çalıştıkları ordu mensuplarına ne diyeceklerdir?

Biz yaşamımız boyunca Türkiye ve dünyada her yerde hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının, yok edilmesinin karşısında olduk, yaşadığımız sürece de olmaya devam edeceğiz. Hak ve özgürlükler kişilere ve iktidarlara göre savunulmaz. İnsani değerlere, demokratik çağdaş yaşam için savunulur. Çağdaş bir yaşam için savunulur. Çağdaş, düşünebilen, sorgulayabilen, eleştirebilen, gerekirse protesto edebilen bir genç nesilin yetişmesi için savunulur. Bu günlerde yetiştirilmek istenen biatçı nesil hiç bir zaman onların arka bahçesi olmayacaktır. Dünyada bunun örnekleri çoktur. Türkiye’deki bu uygulamalar da son örnekleri olacaktır. Zaman her şeyin ispatıdır. Bekleyip göreceğiz.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
17 Aralık 2014

Ali-Ulutas-Makale-Header

9 Aralık 2014 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Bu sanal alem insanı rahat bırakmıyor. Içinde gezindikçe insan görüp özlediklerine inanamıyor. Bu başlığı şunun için böyle yazdım.

Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. Onun Cumhurbaşkanı da büyük bir şahsiyettir. Her hareketi, her sözü her zaman ses getirir. Din şurasında söylediklerini dinledim. Hayret ettim. Adeta kendisinden önceki iktidarlar, özellikle Atatürk dönemindeki laisizmin kabulü ile adeta Anadolu insanı dininden, imanından uzaklaştırılmış. Kimse namazını eda etmemiş. Kurbanını kesip çevresine dağıtmamış. İmkanı olan hacca gitmemiş. Ya da cenazesini defn ederken İslami ritüeller uygulanmamış. Ezanlar okunmamış, camiler kapatılmış gibi bir imaj yaratmaya çalışıyor.

Halbu ki o dönemde camiler gürül gürül dolup taşmış. Ezanlar Türkçeleştirildiği için halk anlayarak, bilerek daha bir duygulanmış. Herkes her an ibadet gereklerini yerine getirirlermiş. İmkanı olanlar o zaman da kurbanlarını kesip dağıtırlarmış. Biz o tek Partili dönemin sonunda büyüdük. Görevimiz gereği Anadolu’nun çeşitli yörelerinin köylerinde ve şehirlerinde görev yaptık, ikamet ettik, her yöre halkı ile çeşitli sohbetler ettik. Ama kimseden inancın kısıtlanması, ibadetlerin yerine getirilmemesi ile ilgili bir kınama, eleştiri, şikayet işitmedik. Korkularından susmuşlar diyenlere şunu söyliyeyim. Yirmi yıllık öğretmenlik görevimin büyük bölümünü Sünni inancına bağlı vatandaşların arasında ve Sağcı Partilerin iktidarları dönemlerinde görev yaptım. Her türlü sohbet ve hatta bazen de siyasal tartışmalara katıldım. Ama inanca ve ibadete yönelik bir şikayet duymadım. Bir köyde bir gün köyün en fakir vatandaşlarından biri beni kınamak için “İnönü döneminde biz çarıktan başka bir şey giymiyorduk” diyince, yanımda o dönem Adalet Partisi ilçe yönetim kurulu üyesi o şahsa dönerek “Herkes kundura giyerken sen hala çoban lastiği ile geziyorsun, terbiyesizlik etme” diye tepki göstermişti. Halkın içerisinde ikicilik, ayırımcılık, bölücülük yoktu. Bu öğeler siyasal kadrolar tarafından ve halen katmerli olarak halka aşılanıyor. Toplum guruplara böldürülüyor, birbirlerine düşman hale getiriliyor. Düşünüyorum da böyle hareket eden iktidar bir gün içerde farklılıklardan dolayı büyük çatışmalar çıkarsa acaba iç barışı nasıl kuracaktır.

İşin özünü bir şiirle özetlemek istiyorum.

Evrende insanlık yaşayacaksa
Yaradılanı sev, yaradan için.
Bilimin yükünü yaşıyacaksa
Yaradılanı sev, yaradan için.

Savaşları bırak, barışa Yürü
Deneylerle uğraş olma bir sürü
Hurafe üstüne bilimi bürü
Yaradılanı sev, yaradan için.

Dünyayı yeşert ki hayat bulasın
İnsanları sev ki dosluk alasın
İkilikten uzak geri kalasın
Yaradılanı sev, yaradan için.

Kibirin fitnenin gitme yanına
Rüşvetle hırsızı takma şanına
Harama el atma yazık canına
Yaradılanı sev, yaradan için.

İnsan eğitmeye çoğalt okulu
Hurafeye karşı eğit akılı
Bilimin kilidi orda takılı
Yaradılanı sev, yaradan için.

Savaşlar felaket, zenginlik barış
Güzelliğe sevda çekmeye yarış
İkilikten ayrıl birliğe karış
Yaradılanı sev, yaradan için.

İşte Baba Ozan böylece yazar
Bozguncu olana her yerde kızar
Aşkın şarabıyla bazen de sızar
Yaradılanı sev, yaradan için.

Yaradanın aşkıyla yaradılanı sevmeyenler kimler olurlarsa olsunlar, inanıyor görünmeleri riyakarlıktır.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
9 Aralık 2014

Ali-Ulutas-Makale-Header

4 Aralık 2014 – Ali Ulutaş – Dostlara Yeniden Merhaba

Ali-Ulutas-Makale-Header

Bu yazıda okurlarıma özet halinde Sevr barış antlaşmasını yazacağım. Herkes Sevr’in adını söyler de içeriğinde neler var bilmezler. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının bu antlaşma teklifini niçin red ederek tarihin çöplüğüne attıklarını ilgili maddeler okununca daha iyi anlaşılır kanaatindeyim. Şimdi ilgili tekliflere bakalım.

Sevr Antlaşması

Sevr’in emperyalist ve intikamcı niteliğini iyi anlamak için tamamını okumak gerek. Kısıtlayıcı, yasaklayıcı, tehdit edici, şaşırtıcı pek çok maddesi var. Bazı genel hükümleri Görelim.

  1. Antlaşma Müttefiklerin istediği gibi uygulanmazsa, İstanbul Osmanlı Yönetimi’nden geri alınacak.
  2. Doğu Trakya (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ, Gelibolu) Gökçeada, Bozcaada, Yunanistan’a verilecek İzmir bölgesi (İzmir, Kuşadası, Tire, Ödemiş, Manisa’nın batısı, Akhisar, Kırkağaç, Soma, Foça, Ayvalık, Burhaniye) Osmanlı egemenliği altında kalacak ama bu hakkı Yunanistan kullanacak. Yerel yönetim beş yıl sonra, Millet’ler Cemiyeti’nden, bu bölgenin Yunanistan’a bağlanması istenebilecek.
  3. Kuzeydoğu’da 1914’ten önceki sınır geçerli olacak. Artvin, Erzurum’un Kuzeydoğu’su ve Iğdır’a kadar Kars. Türkiye dışında kalacak.
  4. Doğu Anadolu’da Ermenistan ve aşamak olarak Kürdistan kurulacak.
  5. Güneyde Cehyan, Osmaniye, Dörtyol, İskenderun, Antakya, Maraş’ın Güney’i, Gaziantep, Urfa, Mardin, Cizre, Suriye’ye verilecek.
  6. Osmanlı Devleti, sınırları dışında kalan bu topraklar üzerindeki bütün haklarından vazgeçecek.
  7. Boğaz’lar (bütün kıyıları ile Marmara Denizi) bölgesi, özel bütçesi, teşkilatlı, bayrağı, polisi olan yarı devlet niteliğindeki bir karma kurulun egemenliğinde olacak.
  8. Bu bölgedeki tüm istikamlar yıkılacak ve silahsızlandırılacak. Bu bölgede bulunan ve Top ulaşımına elverişli bütün demir ve karayolları kullanılmaz hale getirilecek. Türkiye’nin bu bölgede telsiz ve telgraf istasyonu kurması yasaklanacak. Boğaz’lar bölgesi askeri amaçla, yalnız İngiltere, Fransa ve İtalya tarafından kullanılacak.
  9. Jandarma 35,000, kara kuvvetleri 15,000 kişi ile sınırlı olacak. Ancak gönüllüler askere alınacak. Boğaz’lar bölgesindeki Türk jandarması Müttefikler arası işgal komutanlığına bağlı olacak. Subay ve Er’lerin sayısı, Birliğin bulunduğu kesimdeki Müslüman olan ve olmayan nüfusa oranlı olarak belirlenecek. Silah, cephane, askeri araç ve gereç yapımı, ithali ve ihracı, Müttefikler arası Askeri Denetim Kurulu’nun denetimine bağlı olacak. Zırhlı tank ve araç yapımı yasaklanacak. Seferberlik ilanı yasaklanacak.
  10. Deniz Kuvvetleri kurulması yasaklanacak. Balıkçılık ve Polis hizmeti için en fazla 7 gambot, 6 torpidobot kullanılabilecek. Öteki bütün askeri gemiler yokedilecek. Yavuz zırhlısı Müttefiklere teslim edilecek. Türkiye’nin savaş ve denizaltı gemisi yapması ve edinmesi yasaklanacak. Deniz Kuvvetlerine alınacak Subay ve Er’lerin sayısı, Müttefikler arası Deniz Kuvvetleri Denetleme Kurulu kurulunca saptanacak.
  11. Hava Kuvveti kurulması yasaklanacak.
  12. Bütün Kapitülasyonlar (ticari ayrıcalıklar) yararlanacakların sayısı arttırılmış olarak sürecek. Adalet rejimi Müttefiklerce yeniden saptanacak. Soy, dil ve din azınlıkları, bağımsız ve denetimsiz olarak, diledikleri kadar İlk, Orta ve Yüksekokul açabilecek ve kendi dillerinde eğitim yapabilecekler.
  13. Osmanlı Maliyesi, Müttefiklerce seçilecek bir Maliye Kurulu’nun denetimi altında olacak.
  14. Mondros Andlaşması’nın, galiplere stratejik yerleri, Doğu illerini, ayrıca Toros tünellerini işgal ve haberleşmeyi denetleme hakkı veren maddeleri sınırsız olarak yürürlükte kalacak.

Özetle maddeler böyle. Bu maddeleri rahmetli Saygın insan Turgut Özakman’ın Vahidettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele kitabından aldım. Hele hele Mustafa Kemal’i Vahidettin büyük paralarla Anadolu’ya göndermiş yalanı ile toplumu kandırmaya çalışan yalancıların iddialarına karşın herkesin bu kitabın okumalarını tavsiye ederim.

Bu Antlaşma ile Anadolu insanları Osmanlı’nın şahsından tamamen köleleştirilmek isteniliyordu. Devlet tamamen yok ediliyordu. İşte tüm bunlara karşın Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tüm olanaksızlıklara, imkansızlıklara, düşmanlıklara rağmen, yeni ve büyük mucizeler yaratarak ülkeyi kurtarmaları ve ilgili Antlaşmaları çöpe atmalarını emperyalistler unutmamışlar ve şimdilerde yerli uşakları vasıtasıyla yeniden denemeye kalkışmaktadırlar.

Şunu kimse unutmasın. Anadolu’da Kuvvayı Milliye ruhu maya tutmuştur. Bu mayayı atmaya kimsenin gücü yetmiyecektir. Anadolu insanı emperyalizme yem olmayacaktır. Ülkedeki yurtsever güçler harekete geçince kimseler önlerinde duramayacaktır. Bu böyle bilinmelidir.

Saygılarımla
Ali Ulutaş
4 Aralık 2014

Ali-Ulutas-Makale-Header