Türk Matematikçileri

Matematiğin Aydınlık Dünyası Belgeseli 

Profesör Ali Sinan Sertöz
Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümü

Matematik onu yaratanların elinden çıkıp ders kitaplarına girinceye kadar büyük bir değişim geçirir. Kitaplardaki matematik ister istemez uygulanacağı alanların beklentisi doğrultusunda katı, kesin ve teknik ayrıntılar içermektedir. Oysa matematikçiler o matematik bilgilerini hiç de kitaplarda gördüğümüz soğuk yüzleriyle yaratmazlar.

Matematiğin bilinmezlikleri içinde düşe kalka, çoğu zaman yanılıp düzelterek ilerler matematikçiler sonuca. Bir maceradır matematik labirentlerinde gerçekleri aramak. Bu belgeselde matematik macerasına katılmış ve çoğu topraklarımızda yaşamış matematikçilerin konuya bir insan olarak yaklaşmalarını ön plana çıkarıyoruz. Çekimleri Perge, Miletos, İznik, Didim, Bodrum Kalesi ve Davutlar Milli Parkı’nda gerçekleşen belgeselde Süleymaniye ve Şişli Askeri kütüphanelerinin zengin arşivlerinden orijinal elyazması kitaplar da görüntüye geliyor. Bu belgesel size matematiğin insan ögesini tanıtacak ve yüzyıllardır bu matematik macerasına insanların gönüllü olarak katılmış olmasını doğal karşılamanıza yol açacak.

matematigin_aydinlik_dunyasi_cd1

matematigin_aydinlik_dunyasi_cd2

  • Sunan: Ali Sinan Sertöz,
  • Yapım-Yönetim: Zehra Tülin Sertöz Özgün
  • Müzik: Can Attila,
  • Kurgu: Yusuf Şen,
  • Araştırma ve Metin: Ali Sinan Sertöz, Reyyan Ayfer, Zehra Tülin Sertöz
  • Kamera-Ses: Alyat Burç, Cihangir Aydoğan, Hüseyin İmancı, Volkan Çınar, Necati Kaynarca
  • Oynayanlar: Alparslan Acarsoy, Müjdat Alpak

Bu belgesel TRT yapımıdır. TRT Marketten Orjinal DVDsini satın almak için buraya tıklayın.


Türk  Matematikçileri


Hüseyin Rıfkı Tamani (…-1817)

_big_1294742690

  • Kırım’ın Taman beldesinde doğmuştur. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1806 yılından ölümüne dek Mühendishane’de başhocalık yaptığı bilinmektedir. İngiliz matematikçi John Bonnycastle’in 1789 yılında yayınladığı Öklid’in Elemanlar kitabını kullanıp, geometriyle ilgili olmayan kısımları dışarda bırakarak, Elemanlar’ın tercümesini yapmıştır. Bu çalışmanın Elemanlar’ın lk Türkçe tercümesi olduğu düşünülmektedir. 
  • Ali Rıza  Tosun, 2007 yılında, “Hüseyin Tamani’nin çalışmaları ışığında Öklid geometrisinin Türkiye’ye girişi” başlıklı bir doktora tezi yazmıştır. Tezin bir kopyasına buradan ulaşabilirsiniz. 
  • Tamami hakkında ayrıntılı bilgiler için bkz  Osmanlı Matematik Literatürü Tarihi, I. cilt,  hazırlayanlar: Ekmeleddin İhsanoğlu, Ramazan Şeşen, Cevat İzgi, sayfalar 266-272.

Başhoca İshak Efendi (1748-1835)

zhz6

  • Başhoca’nın doğum ve ölüm tarihleri İnternet’te kaynak belirtilmeden verilmiştir. Ölüm tarihi doğru olmakla beraber, doğum tarihinin yaklaşık olduğunu sanıyorum.
  • Cem Tezer’in kapsamlı bir yazısı ve bu konuda yaptığı bir konuşmanın metni.
  • Maverd blog sayfasından yazarı bilinmeyen kapsamlı bir yazı.
  • Türk Matematikçileri, Kemal Zülfü Taneri, Cinius Yayınları, 2009.

Hüseyin Tevfik Paşa (1832-1901)

Huseyin-Tevfik-Pasa 122713_1626_NLTRKMATEM13

Vidinli Hüseyin Tevfik Paşa (1832-1901) bir Osmanlı generali ve bilim adamıdır. İstanbul’da 1892 yılında İngilizce olarak yazdığı özgün bir eser olan “Linear Algebra” (Lineer Cebir) adlı eseri dünya çapında çağın en önemli Matematik kitaplarından biridir.

Hüseyin Tevfik Paşa 1832 yılında günümüzde Bulgaristan sınırları içinde olan, o zamanlar Osmanlı Devleti’ne bağlı Vidin kentinde doğdu. Babası Hasan Tahsin Efendi’ydi. Ailesi İmamzadeler olarak tanınırdı[1]. İlköğrenimini Vidin’de tamamladıktan sonra 14-15 yaşlarında İstanbul’a gitti ve Maçka’da bulunan Mekteb-i İdadi-i Askeriye’de okudu. Daha sonra Harbiye Mektebi’ni bitirdi ve Erkan-ı Harbiye’ye kabul edildi.

Harbiye Mektebi’nde matematik derslerindeki yeteneğiyle Cambridge Üniversitesi’nden mezun olmuş olan matematik hocası Tahir Paşa’nın dikkatini çekmiş ve Tahir Paşa kendisine özel dersler vermiştir. Mezun olduktan sonra kendisi de Harbiye’de cebir cebir dersleri vermeye başladı, Tahir Paşa ölünce onun matematik dersleri de Hüseyin Tevfik Paşa’ya kaldı. Harbiye’deki hocalığı devam ederken, Tophâne Tecrübe ve Muayene Komisyonu’na da getirildi. 1868′de Paris’teki Mekteb-î Osmanî’ye müdür muavini olarak gönderildi ve aynı zamanda balistik ve tüfek imalatı üzerine incelemelerde bulunmakla görevlendirildi. Bu arada matematik bilgisini geliştirmek için Paris’te üniversiteye devam etti ve Paris’te kaldığı iki yıl boyunca makaleler yayımladı ve bilimsel toplantılara katıldı.

Hüseyin Tevfik Paşa, 1872′de Osmanlı Devleti’nin Amerikan silah fabrikalarına ısmarladığı tüfeklerin imalatını ve şartnâmeye uyulup uyulmadığını kontrol etme göreviyle ABD’ye gönderildi. 1878 yılına kadar ABD’nin Rhode Island eyaletinde kaldı ve bu süre içinde matematikle uğraştı; Lineer Cebir adlı İngilizce kitabını bu sırada yazmış ve Argand’ın kompleks sayılarla ilgili teorisinde ileri sürdüğü çarpımı üç boyutlu uzaya uygulamanın bir yolunu bulmuştur.

1878 yılında II. Abdülhamit tarafından Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn’un başına Mühendishane Nazırı olarak atandı. Bu görevde kısa bir süre kaldı. 1883-1886 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin Washington Büyükelçiliği görevini sürdürdü. 1889 yılında Ticaret ve Nafia Nazırı görevine atandı. Ölümüne kadar padişah II. Albdülhamit’in yaveri olarak görev yaptı. 16 Haziran 1901 tarihinde vefat etti. Mezarı Eyüp semtinde bulunmaktadır.

Gazi Ahmed Muhtar Paşa ve Yusuf Ziya Paşa ile birlikte 1865 yılında kurduğu Cemiyet-i Tedrisiyye-i İslâmiye sonradan Darüşşafaka Lisesi’ne dönüşmüştür.

Hüseyin Tevfik Paşa’nın eserleri şunlardır:

  • Zeyl-i usul-i Cebir
  • Cebr-i Âlâ
  • Fenn-i Makina
  • Mebahis-i İlmiye Mecuasmda yazdığı makaleler (Hesab-ı Müsenna = Dual Aritmetique)
  • Tahir Paşa’nın Usul-i Cebir adlı eserine yazdığı ek
  • Usul-i llm-i Hesap
  • Astronomi
  • Mahsusat ve Gayrı Mahsusat
  • Linear Algebra

Lineer Cebir eserinin önsözünde Hüseyin Tevfik Paşa söyle yazmıştır: “Bu kitapta incelenen lineer cebir, dünyanın Sir William Hamilton’a borçlu olduğu quaterniyonlara çok benzer. Lineer cebir, quaterniyonların bütün potansiyellerine sahiptir ve güçlüğü daha azdır. Quaterniyonlar üniversitelerde öğretilmektedir ve kabul görmüş bir bilgidir. Lineer cebirin de aynı kabulü görüp görmeyeceğini, hattâ quaterniyonların yerini alıp almayacağını şimdiden bilmiyorum”. Kendi sisteminin üstünlüğünü ise şöyle ifade etmiştir: “Quaterniyonların çarpımı, isim olarak bile düzlem geometride ele alındığında, bizi üç boyutlu uzayda çalışmaya zorlamaktadır; hâlbuki lineer cebirde yalnızca iki boyut ele alındığı zaman bir üçüncü boyutu düşünme durumunda değiliz”.

Hüseyin Tevfik Paşa’nın bu eseri tercüme değildir ve konuya özgün katkı yapması açısından çok önemlidir.

Tevfik Paşa’nın başka pek çok görevleri olmuş, Fransa ve ABD’de kaldığı sıralarda Fransızca ve İngilizce’yi, bu dillerde kitap yazabilecek kadar iyi öğrenmiştir. Burada matematik dersleri vermiş, yine bu sıralarda arkadaşlarıyla çıkarttığı Mebâhis-i İlmiyye adlı aylık dergiye makaleler yazmıştır. Bu dergide yayımladığı makaleleri arasında “Mahsûsât ve Gayr-ı Mahsûsât” isimli felsefî bir yazısı, ayrıca türev ve fonksiyonlar üzerine yazıları bulunur.

Hüseyin Tevfik Paşa, daima devlet memuriyetiyle görevli olmasına rağmen, matematik bilimlerle ilgilenmeye zaman ayırabilmiş, zengin bir kütüphane oluşturmuş, çevresindeki Sâlih Zekî gibi yetenekli gençlere, vakit ayırmış, periyodik yayınlarla entellektüel bir ortamın oluşmasına gayret sarf etmiştir.Gelecek nesillere katkıda bulunmuştur.

  • Hüseyin Tevfik Paşa ve Linear Algebra, Kazım Çeçen, İTÜ Bilim ve Teknoloji Tarihi Araştırma Merkezi Yayın no: 5, 1988 İstanbul.
  • Hüseyin Tevfik Paşa, Kazım Çeçen, Bilim ve Teknik Dergisi, sayı 285, sayfa 42, Ağustos 1991.
  • Vidinli Hüseyin Tevfik Paşa, Cem Tezer, 2010.
  • Salih Zeki Bey’e göre Vidinli Tevfik Paşa, Celal Saraç, Bilim Tarihi, Sayı 9, Temmuz 1992.
  • Hüseyin Tevfik Paşa, Fikri Akdeniz, Matematik Dünyası Dergisi, 1998-IV, 10-11.
  • Darüşşafaka Lisesinin kurucularından olan Vidinli Hüseyin Tevfik Paşa’nın mezarı İstanbul Eyüp’tedir.  Cemiyetin  148. Kuruluş yıldönümü olan 30 Mart 2011’de bir grup Darüşşafakalı Paşanın mezarını ziyaret ettiler. Bu fotoğraf, o ziyaretin anısıdır. Resimdekiler, soldan sağa, 10B Nur Dural, 10C Hikmet Zeynep Kazu, Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu üyesi (ve Darüşşafaka’dan sınıf arkadaşım) Beşir Özmen, 11FA Fatih Mehmet Boran, 11FB Ulaş Çavdar, 9B Gül Tali ve Darüşşafaka Lisesi öğretmeni İsa Meşe.
  • Türk Matematikçileri, Kemal Zülfü Taneri, Cinius Yayınları, 2009.
  • Osmanlı Matematik Literatüründe DarüşşafakaBeşir Özmen‘in bir derlemesi.

Salih Zeki (1864-1921)

122713_1626_NLTRKMATEM7

1864 yılında İstanbul’da yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Boyabatlı Hasan Ağa, annesi Saniye Hanımdır. Anne ve babasının ölümü üzerine ninesi tarafından on yaşındayken Darüşşafaka’ya verildi. 1882 yılında Darüşşafaka’yı birincilikle bitirdi. Aynı yıl Posta ve Telgraf Nezareti Telgraf Kalemi (Fen Şubesi)’ne memur olarak atandı. 1884 yılında Nezaretin Avrupa’da uzman telgraf mühendisi ve fizikçi yetiştirme kararı üzerine birkaç arkadaşıyla birlikte Paris’e gönderildi ve burada Politeknik Yüksekokulu’nda elektrik mühendisliği öğrenimi gördü. 1887 yılında İstanbul’a döndü ve eski dairesinde elektrik mühendisi ve müfettiş olarak çalıştı. Ek görev olarak Mekteb-i Mülkiye’de (bugün Ankara Üniversitesi’ne bağlı Siyasal Bilgiler Fakültesi) fizik ve kimya dersleri verdi (1889-1900). Bu arada Rasathane-i Amire müdürlüğünde ve II. Meşrutiyetin ilanından (1908) sonra Maarif Nezareti Meclis-i Maarif üyeliğinde bulundu. 1910’da Mekteb-i Sultani (bugün Galatasaray Lisesi) müdürlüğüne atandı. 1912’de Maarif Nezareti müsteşarı, 1913’te Darülfünün-ı Osmani (bugün İstanbul Üniversitesi) rektörü oldu. 1917’de rektörlükten ayrıldıysa da üniversitedeki görevini Fen Şubesi (Fakültesi) Müderrisi (Profesör) olarak sürdürdü. Ömrünün sonuna doğru aklî dengesini kaybetti ve tedavi altındayken 1921 yılında Şişli’deki Fransız Hastanesi’nde öldü. Fatih Camiinin bahçesine gömüldü.

3 kez evlenmiş olan Salih Zeki, bu evliliklerden birini Halide Edip’le (Adıvar) yapmış, ölümünden kısa bir süre önce ayrılmıştı. Salih Zeki, önde gelen son dönem Osmanlı matematik bilginlerindendi. İkdam, Darüşşafaka ve İktisadiyat gazeteleri ile Darülfünun dergisine sayısız katkıda bulundu. Dönemin ünlü bilginleriyle matematik ve fen bilimleri konusunda yazılı tartışmalara girdi ve bu konularda bir kısmı ders kitabı olmak üzere çok sayıda yapıt verdi.

Yapıtları:

  • Hendese (Geometri) [lise ders kitabı];
  • Hikmet-i Tabiiye (Fizik) [lise ders kitabı];
  • Mebhas-ı Savt (Fonetik);
  • Mebhas-ı Elektrik-i Miknatisi (Elektro Magnetizma);
  • Mebhas-ı Hararet-i Harekiye (Termodinamik);
  • Mebhas-ı Cazibeyi Umumiye (Genel Çekim);
  • Mebhas-ı Elektrikiyet ve Şariyet (Elektrik ve Kılcallık);
  • Hesab-ı İhtimali (İhtimaller Hesabı);
  • Mebhas-ı Hareket-i Seyalat (Akışkanların Hareketi);
  • Hendese-i Tahliliye (Analitik Geometri);
  • Mebhas-ı Nazariye-i Temevvücat (Dalga Teorisi);
  • Heyet-i Riyaziye (Matematik Astronomi);
  • Kamus-u Riyaziyat (Matematik Ansiklopedisi);
  • Asar-ı Bakiye (Ölmez Eserler).
  • Son iki yapıtın tamamı, ayrıca Henri Poincare’den çevirdiği dört kitap basılmamıştır.

 

  • Hüseyin Tevfik Paşa ve Linear Algebra, Kazım Çeçen, İTÜ Bilim ve Teknoloji Tarihi Araştırma Merkezi Yayın no: 5, 1988 İstanbul.
  • Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü, Erdal İnönü, TÜBİTAK-Yapı Kredi Yayınları, 1997, İstanbul.
  • Salih Zeki Bey-Hayatı ve Eserleri, Celal Saraç, Kızılelma Yayıncılık, İstanbul, 2001.
  • Salih ZekiMatematik Dünyası Dergisi Kış 2003 sayısı
  • Kısa biyografi.
  • Salih Zeki’nin mezarı, Fatih Camisi haziresindedir. Bir grup Darüşşafaka öğrencisi 2009’un son haftasında, Darüşşafaka’dan sınıf arkadaşım ve şimdi Darüşşafaka Cemiyeti başkan yardımcısı Beşir Özmen ve o yıl Darüşşafaka Lisesi matematik bölümü başkanı olan Bediz Gürel eşliğinde Salih Zeki’nin mezarını ziyaret ettiler. Bu fotoğraf, o ziyaretin anısıdır.
  • Anabritannica ve Meydan-Larousse ansiklopedileri “Salih Zeki” maddesi.
  • Bilim tarihiyle ilgili eseri Asar-ı Bakiye kitabının yeni yazıyla kopyaları Türk Matematik Derneği sayfasındadır.
  • Darüşşafaka Lisesi, Liselerarası Salih Zeki Matematik Araştırma Projeleri Yarışması düzenliyor.
  • Salih Zeki adına çıkarılmış bir posta pulumuz var, http://www.bilimtarihi.org/Pullar/pullar.htm
  • Türk Matematikçileri, Kemal Zülfü Taneri, Cinius Yayınları, 2009.
  • Osmanlı Matematik Literatüründe DarüşşafakaBeşir Özmen‘in bir derlemesi.
  • Feza Günergun hocanın 2 Haziran 2011 günü Darüşşafaka Lisesi Salih Zeki Proje Yarışması açılışında yaptığı konuşmanın metni ve görsel sunumu.
  • Vikipedia Salih Zeki maddesi.

Mehmet Nadir (1856-1927)

13377 IELMehmetNadir Kızı Hadiye ile beraber

Riyaziyeci Mehmet Nadir Bey (d. 1856, Sakız Adası – ö. 13 Aralık 1927 İstanbul ), Türk matematikçi, eğitimci, çevirmen.

Osmanlı matematik tarihinin son evrelerinde yetişen önemli bir matematikçidir. Sayılar teorisinde başarılı çalışma ve yayınları; Diophant denklemleri hakkında yayımlanmış orijinal çözümleri vardır; araştırmaları yurtdışındaki dergilerde yayımlanan ilk Türk matematikçi kabul edilir. Türk bilim hayatına önemli katkıları bulunan Salih Zeki’yi keşfedip yetiştiren kişidir. İstanbul Lisesi’nin temelini oluşturan Numune-i Terakki Mektebi’nin kurucusudur. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişidir.

Yaşamı

1856 yılında Sakız adasında fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bir gemi kaptanı tarafından koruma altına alınarak İstanbul’da yetiştirildi. İlk ve orta öğrenimini Bursa’da askeri okulda yaptıktan sonra öğrenimine İstanbul’daki Kuleli İdadisi’nde ve ardından Mekteb-I Bahriye’de devam etti. Fransızca ve İngilizce öğrendi. Öğrenimini denizci kurmay üsteğmen olarak tamamladı.

Mezuniyetinin ardından 3 ay bir gemide mühendis olarak çalıştıktan sonra Divanhane Bahriye Meclis Başkanlığı’nda sekreter olarak görevlendirildi. Heybeliada’daki Deniz Harp Okulu matematik öğretmeni Eşref Bey’in talebi ile bu okulda öğretmen yardımcılığına atandı. Bir sure sonra Darüşşafaka’da da ders vermekle görevlendirilen Mehmet Nadir Bey, bu okulda ileride ünlü bir matematikçi olacak Salih Zeki’nin öğretmeni oldu ve ona çok emek verdi.

İki sene sonra her iki okuldan da istifa eden Mehmet Nadir Bey’in hayatının bundan sonraki iki yıllık dönemine (1879-1880) ne yaptığına ilişkin kesin bilgi yoktur. Matematik eğitimi almak üzere dostu Hüseyin Avni ile Londra’ya gittiği; daha sonra birlikte Kıbrıs’ta gazete çıkardıkları ve yakalanıp hapsedildikleri; askerlikten ihraç edildikleri sanılmaktadır.

Hapisteyken çeviriler yaptığı düşünülen Mehmet Niyazi Bey, 1881-1882 yıllarında Victor Hugo’dan ve Shakespeare’den çeviriler yayımladı. Hamlet’i Türkçe’ye çeviren ilk kişi oldu.

1882 yılında Selânikli Abdi Kamil Bey ile birlikte Şems-ül-maarif Mektebi’ni kurdu; bu okulda öğrencileri sıralara oturtmak; sınıfa çarpım tablosu, harita asmak gibi yenilikler denedi. Bu okulda iki senelik deneyimden sonra Süleymaniye’de bir özel okul kurdu. Bugünkü İstanbul Lisesi’nin temelini oluşturan bu okulun adı Numune-i Terakki Mektebi’dir. Başlangıçta ilk ve orta bölümden oluşan ve erkek öğrencilere hizmet veren okula kızlar bölümü ve lise bölümünü de ekledi. Edirne’de ikinci bir şube açtı (bu şube 2 sene içinde kapanmıştır). İstanbul’daki aristokrat ailelerin çcouklarını gönderdikleri okulda öğrenci sayısı 5-6 yıl içinde 600’ü bulmuştu. Mehmet Nadir, bu okuldan çok yüksek bir gelir elde etti; lüks bir yaşam sürdü. Okul idaresi ile ilgilenmez oldu ve zamanla okulun eski başarısı ortadan kalktı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti ile ilişki içinde olan Mehmet Nadir, padişah II. Abdülhamit’e karşı girişilen bir darbe hazırlığında ile ilgili olarak sorgulandı. Planı hazırlayanların bir kısmının Numune-i Terakki Mektebi öğretmeni olduğu ve Mehmet Nadir’in plandan haberi olduğu öğrenildi.[3] Mehmet Nadir, ele başlarının adlarını vermek durumunda kaldı.[4] Ondan alınan isimlerin sorgulanması sonucu 300 kişi tutuklanmış;yakın arkadaşı Hüseyin Avni Bey dahil bir çok kişi sürgüne gönderilmiş; cemiyetin İstanbul şubesi çökmüş ve merkez Cenevre’ye taşınmıştır. 1897’de darbe önlendikten sonra okulu hazineye devredildi ve kendisi okul yönetiminden alınıp saraya bağlı Aşiret Mektebi’ne (Arap aşiretlerinin 12-16 yaş arasındaki çocuklarına eğitim veren kurum) müdür olarak atandı.

Mehmet Nadir Bey, Aşiret Mektebi müdürü olarak görev yaptığı beş yılık dönemde matematik araştırmaları ile meşgul oldu ve “L’Intermediaire der Mathematiciens’ ” dergisinde ilk yazıları yayımlanmaya başladı. Özellikle Diofant Denkleminin çözümü ile ilgilendi.

1902 yılında Cemiyet-i Rüsumiye’ye (Vergi Dairesi) atanan Mehmet Nadir, müdürlükten ayrıldıktan sonra Aşiret Mektebi öğrencilerinin çıkardığı bir isyanı desteklemesi sebep gösterilerek 1903’te İstanbul dışına sürüldü; eğitim müdürü olarak Halep’e atandı.

1908 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetimi ele geçirdiğinde ise Halep’teki görevinden azledildi. 1897’deki ad verme olayı sebep gösterilerek Fizan’a sürülmek istendi. Ancak eski İttihatçı bir dostunun müdahelesi ile Fizan sürgününden vazgeçilerek Trablusgarp’a gönderildi.

1911 yılında Trablusgarp İtalyan işgaline uğrayınca İstanbul’a dönen Mehmet Nadir Bey, Edirne’ye atandı. 1912’de Edirne’nin Bulgar işgaline uğraması üzerine tekrar İstanbul’a döndü.

İstanbul’da kendisine memur olarak bir görev verilmeyince uzun süre yokluk içinde yaşadı. Bir süre Darüşşafaka’da hesap dersleri verdi. 1915’te Darülfünun’da yüksek hesap dersleri hocası olarak tayin edildi. Öğrencisi Salih Zeki, Darülfünun rektörü olunca “Nazariye-i adad” (Sayılar Teorisi) kürsüsünü kurdu ve Mehmet Nadir Bey bu kürsünün başına getirildi. Hayatının sonuna kadar bu kürsünün başına kalan Mehmet Nadir Bey, Darülfünun Fen Fakültesi Mecmuası ‘nda on iki makale yazdı ve lise son sınıf öğrencileri için yazdığı “Hesabı-ı Nazariye” kitabını 1926’da çoğaltırdı. Eserde, kendisine ait “bölünebilme genel kuralı” da yer almaktadır. 13 Aralık 1927’de Bebek’teki evinde hayatını kaybetti.

Hayatı ve çalışmaları 1997’de Erdal İnönü tarafından “Mehmet Nadir Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü” adıyla kitaplaştırılmıştır.

Ayrıca tıklayınız …. http://ielbek.files.wordpress.com/2010/09/10_69-74_mehmetnadir.pdf


Kerim Erim (1894-1952)

kerim-erim
İlk doktoralı matematikçimiz.
Anısına 1977 yılında TÜBİTAK Hizmet Ödülü verildi. 

İstanbul Yüksek Mühendis mektebi’ni bitirdikten (1914) sonra Berlin Üniversitesi’nde Albert Einstein’in yanında doktorasını yaptı (1919). Türkiye’ye dönünce, bitirdiği okulda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Üniversite reformunu hazırlayan kurulda yer aldı. Yeni kurulan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde analiz profesörü ve dekan olduğu gibi Yüksek Mühendis Mektebi’nde de ders vermeye devam etti. Yüksek Mühendis Mektebi İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülünce buradan ayrıldı ve yalnızca İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya devam etti. Daha sonra burada ordinaryüs profesör oldu. 1948 yılında Fen Fakültesi Dekanlığı’na getirildi.

1940-1952 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne bağlı Matematik Enstitüsü’nün başkanlığını yaptı. Türkiye’de yüksek matematik öğretiminin yaygınlaşmasında ve çağdaş matematiğin yerleşmesinde etkin rol oynadı. Mekaniğin matematik esaslara dayandırılmasına da öncülük etti. Matematik ve fizik bilimlerinin felsefe ile olan ilişkileri üzerinde de çalışmalarda bulunan Erim’in Almanca ve Türkçe yapıtları bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • Nazari Hesap (1931),
  • Mihanik (1934),
  • Diferansiyel ve İntegral Hesap (1945),
  • Über die Traghe-its-formen eines modulsystems (Bir modül sisteminin süredurum biçimleri üstüne – 1928)

 

  • Bir Eğitim ve Bilim Öncüsü, Erdal İnönü, TÜBİTAK-Yapı Kredi Yayınları, 1997, İstanbul.
  • Matematikçi Kerim Bey ve Einstein, Matematik Dünyası Dergisi, 2004 Kış sayısı.
  • Matematikte Bir Öncü Kerim Erim, Osman Bahadır, Anahtar Kitaplar Yayınevi, 2006, İstanbul.
  • Einstein ile Bir Saat-Kerim Erim, Matematik Dünyası Dergisi, 2004 Kış sayısı.
  • Anabritannica ve Meydan-Larousse ansiklopedileri “Erim Kerim” maddesi.
  • Kerim Erim ilk doktoralı matematikçimiz olarak kayıtlardadır. (Bkz: Inönü, E., 1973. 1923–1966 Dönemi Türkiye Matematik Araştırmaları Bibliyografyası ve Bazı Gözlemler. Orta Dog˘u Teknik Üniversitesi Yayını, Ankara.)
  • Kerim Erim doktorasını  22 Ağustos 1919 tarihinde Almanya Erlangen’deki Frederich-Alexanders Üniversitesinde Ernst Fischer yönetiminde tamamlamıştır. Tez başlığı Über die Tragheitsformen eines Modulsystems‘dir. Fakat Kerim Erim tezini resmi olarak 10 yıl sonra teslim ettiği için resmi tez hocası da Ernst Fischer’in yerine gelen Otto Haupt’tur. (Bkz: Eden ve İrzik, German Mathematicians in Exile in Turkey, Historia Mathematica, 39 (2012) 432-459, sayfa 437, dipnot 15.) 

Fatin Gökmen (1877-1955)

fatinhocavesikalık
1973’de anısına TÜBİTAK Hizmet Ödülü verilmiştir.

Mehmet Fatin GökmenFatin Hoca (d. 1877Akseki – ö. 1955İstanbul), Türk astronom, meteorolog, din adamı, milletvekili.
Kandilli Gözlemevi’nin kurucusu ve ilk müdürüdür. İttihat ve Terakki Cemiyeti‘nin kurucularındandır. TBMM 7. ve 8. dönemlerde Konya milletvekili olarak mecliste yer almıştır.

Yaşamı

1877 yılında babasının kadılık yaptığı Rumeli’de dünyaya geldi[1]. Babası, Anadolu ve Rumeli’de çeşitli yerlerde kadılık görevinde bulunmuş Abdülgaffar Efendi’dir[2]. Ailesi, Akseki’nin Gödene Bala Köyü‘ndendir.

İlk öğrenimini Akseki ve Alanya’da , ortaöğrenimini İzmir‘in Bayındır kazasında yaptı. İstanbul’da Sultan Selim Câmii Muvakkithânesi’nde dönemin başmüneccimi olan son müneccimbaşı Hüseyin Hilmi Efendi’nin yanında çalışıp eski astronomi ve takvim hazırlama usullerini öğrendi; bu sırada ünlü bilim tarihçilerinden Sâlih Zeki Bey’indikkatini çekti; onun teşvikiyle 1901 yılında yeni açılan Riyâziyyât Medresesi’ne (Matematiksel Bilimler Fakültesi) girdi.

Öğrenciliği sırasında siyasetle de ilgilenen Fatin Bey, İttihat ve Terakki Cemiyeti kurucuları arasında yer aldı ve bir süre tutuklandı. Dostu Mehmet Akif‘in cemiyete katılmasına da vesile oldu[3]. Fatin Bey’in yakın dostu olan ünlü şair, 1912’de yayımlanan Süleymaniye Kürsüsünde adlı şiirini, kendisine ithaf etmiştir. Fatin Gökmen, II. Meşrutiyet‘in ilanından sonra ilgisini tamamen bilime yöneltti.

1904 yılında mektepten birincilikle mezun olduktan sonra çeşitli okullarda matematik öğretmenliği yaptı, bir süre de mezun olduğu medresede astronomi ve olasılık hesabı dersleri verdi.

1909’da Dârülfünun Fen Medresesi (Fakültesi) astronomi ve hisab-ı ihtimali (olasılık) müderrisliğine getirildi. 1933’e kadarki bu görevi esnasında yüzlerce öğrenci yetiştirdi; bu zaman zarfında bir devre de Fen Fakültesi dekanlığı yaptı[1]. Bu kurumdaki çalışmalarıyla Türkiye’de modern astronomi tedrisatının temelini attı[1].

Kandilli Rasathanaesi

1910‘da dönemin Maarif Nâzırı Emrullah Efendi tarafından Rasadhâne-i Âmire’nin müdürlüğüne atandı. Rasathane-i Âmire, 1868‘den beri görev yapmaktaydı ve 1909’daki 31 Mart Olayları sırasında binası ve âletleri tahrip edilmişti. Fatin Gökmen, yeniden kurulması istenen gözlemevinin yeri için incelemeler yaptı ve rasathaneyi İcadiye Tepesi’nde kurmaya karar verdi. Eski rasathane gibi meteoroloji istasyonu seviyesinde bir gözlemevi yerine Belçika‘daki Uccle Kraliyet Gözlemevi gibi bir astronomi ve jeofizik gözlemevi olması için gerekli binaları yaptırıp âletleri satın aldırdı; böylece bugün de faaliyet hâlinde bulunan Kandilli Gözlemevi’nin temelleri atıldı. Fransız Meteoroloji Birliği aracılığıyla getirtilen ve birinci sınıf bir meteoroloji istasyonunda kullanılan âletlerle 1 Temmuz1911 tarihindeh itibâren sürekli ve düzenli bir biçimde meteorolojik unsurların ölçüm ve kayıtlarını başlattı. Ancak savaşlar yüzünden rasathane Cumhuriyet’e kadar esaslı bir görev yerine getiremedi. Sadece bazı meteorolojik çalışmalar yapıldı ve memleket saat ayarı basit aletlerle belirlenerek bazı kurumlara bildirilmeye başlandı[1].

Fatin Bey, Milli Mücadele senelerinde İstanbul’da kurulan Kuva-yı Milliye Teşkilatı’na girerek faal bir rol oynadı[1].

1926 başına kadar resmi takvim olarak kullanılmış olan Hicri kameri takvimin aybaşları tespitini bilimsel esaslara dayandırmak üzere çalışmalar yaptı; girişimleri sonucu 1925 yılı sonlarında çıkan bir kanunla Kandilli Rasathanesi hicri-kameri aybaşlarını hesapla görevlendirildi.

Büyün ömrünü rasathaneyi geliştirmeye adayan bilim adamının Almanya’dan getirterek onbeş yıllık bir çabayla 1935 yılında yerıne monte ettirdiği 20 milimetrelik Zeiss marka teleskop ve ömrü boyunca topladığı matematik ve astronomi ile ilgili eserlerden oluşan kitaplık, bugün de büyük bir önem taşımakta ve araştırmacılar tarafından yoğun bir biçimde kullanılmaktadır. Kendisi, kütüphanedeki bütün kitapları incelemiş ve tavsiflerini tek tek birer kağıda yazıp ilgili kitabın içine koymuştur. Kitaplarını daha sonra Süleymaniye Kitaplığı’na devretmiştir[kaynak belirtilmeli].

Araştırmaları

Bilim tarihi ve özellikle de astronomi tarihi ile de ilgilenen Fatin Gökmen’in takvim konusundaki araştırmaları Türk Takvimi (İstanbul 1936), Eski Hitay Takvimi (İstanbul 1936) ve Eski Türklerde Hey’et ve Takvim (İstanbul 1937) adlı kitaplarda toplamıştır; ayrıca eskiden beri kullanılan bir gözlem ve hesap âleti olan rubu tahtasını tanıtan Rubu Tahtası, Nazariyâtı ve Tersimi (İstanbul 1948) adlı bir eseri daha bulunur.

Milletvekilliği

İstanbul Üniversitesi‘nde dersler veren Fatin Bey, 1933 yılında üniversiteden ayrıldı. 1943 yılında gözlemevindeki görevinden emekliye ayrıldıktan sonra politikaya atılan Fatih Gökmen, 1950 yılına kadar iki dönem TBMM’de Konya milletvekili olarak görev yaptı.

Ölümü

1955 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Kandilli Küçüksu Mezarlığı’na defnedildi[1].

Sitare Gökmen ve astronom Tarık Gökmen‘in babasıdır.

1973’te anısına Tübitak Hizmet Ödülü verilmiştir. Beykoz’da bir ilköğretim okuluna (Beykoz Fatinhoca İlköğretimokulu); Darüşşafaka‘nın Maslak tesislerinde 2010 yılında kurulan planateryuma adı verilmiştir[4].

Kaynakça

 


Nazım Terzioğlu (1912-1976)

NazimTer4

1912 yılında Kayseri’de doğdu. İlköğrenimini, doğum yeri olan Kayseri’de yaptı, İstanbul’da başladığı orta öğrenimine İzmir’de devam ederek 1930′da İzmir Lisesi’nden mezun oldu. Liseden sonra devlet sınavıyla Almanya’ya giderek tahsiline Göttingen Münih Üniversitelerinde devam etti. 1937’de Constantin Caratheodory’nin danışmanlığında  reel ve kompleks fonksiyonlar teorisi konusunda  doktorasını tamamladı. Yurda dönüşünde reformdan geçmiş olan İstanbul Üniversitesi, Fen Fakültesi, Matematik Enstitüsü’nde riyazi mihanik ve yüksek hendese asistanı olarak çalışmaya başladı. Üniversitede Analiz Kürsüsü Başkanlığı, Nümerik ve Hesap Makineleri Kürsüsü Başkanlığı yaptı. Daha sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi kurucu rektörlüğüne getirilen Nazım Terzioğlu 1964-1967 tarihleri arasında sürdürdüğü bu görevinden sonra 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne seçildi. İstanbul Üniversitesinde Fen Fakültesi Matematik Araştırma Enstitüsü’nü kurdu (1971), bu kurum günümüzde Nazım Terzioğlu Matematik Araştırma Enstitüsü adıyla etkinliğini sürdürmektedir. Matematik adına gerçekleştirdiği bir diğer etkinliği de, matematiği yetenekli ve istekli öğrenciler arasında yaymak maksadıyla ilk defa (1961) lise öğrencileri için başlattığı matematik yarışmalarıdır. Gerek İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü gibi zor bir görevi yerine getirirken, gerekse hayatı boyunca hiçbir hizbin, hiçbir ideolojinin adamı olmayan ilim adamı haysiyetini, hoca vasfını daima koruyan, halk arasında “Koca Rektör” diye anılan ve ömrü boyunca akademik hayata hizmette bulunan ünlü matematikçi Nazım Terzioğlu, uluslar arası bir matematik kongresinde bulunduğu sırada, 1976 yılında vefat etti. Terzioğlu, hocası olan Finlandiyalı Prof. Dr. Rolf Nevanlinna için düzenlenen bir sempozyumun açılış günü sabahı kalp krizi geçirerek vefat etmiş, buna rağmen programda bazı değişiklikler yapılarak sempozyum tamamlanmıştır. Terzioğlu’nun 22 Eylül’de yapılan cenaze törenine konuk matematikçiler de katılmış ve sempozyum 23 Eylül’de başlamıştır. Terzioğlu bu sempozyumun onur konuğu seçilmiş, Prof. Dr. Rolf Nevanlinna’ya İstanbul Üniversitesi tarafından “doctoris honoris cansa” unvanı tevcih edilmiştir. Terzioğlu, ölümünden sonra 1982 yılında TÜBİTAK Bilim Hizmet Ödülüne layık görüldü.


Orhan Alisbah (1910-1989)

alisbah1

Modern Türkiye’nin ilk ve önde gelen matematikçilerinden biri olan Orhan Alisbah, 1910’da İstanbul’da doğdu. Sürgünde ölen bir “genç Türk” olan babasını hiç tanıma fırsatı olmadı. Orhan ve kendisinden küçük biri kız biri erkek iki kardeşi Üsküdar’daki evlerinde anneleri tarafından büyütüldü.

Orhan Alisbah 1929’da İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun oldu. Mezuniyetten sonra devlet bursunu kazandı ve üniversite okumak için Almanya’ya gönderildi. Doktorasını 1935’te Berlin Üniversitesi’nde tamamladı.

Profesör Alisbah, kırk yıl süren üniversite öğretim hayatı boyunca Türkiye ve ABD’nin seçkin üniversitelerinde ders verdi. 1936 ve 1943 yılları arasında İstanbul Üniversitesi’nde asistandı. Bu dönemde İstanbul Teknik Üniversitesi’nde de ders verdi. 1943’te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’ne profesör olarak geçti. 1955’e kadar burada Matematik Bölümü başkanlığı da yaptı.

Yaptığı çalışmalar ve bilimsel saygınlığının kabul görmesi sonucu, 1955’te Princeton Üniversitesi’ndeki İleri Araştırmalar Enstitüsü’ne bir yıl geçirmek için davet edildi. Bu enstitü o zamanlar Einstein ve Oppenheimer gibi profesörlerin araştırma yeriydi. Bu davet Orhan Alisbah’ın mesleğinin ABD safhasını başlattı. 1956–1960 yıllarında Pennsylvania Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesiydi. Aynı dönemde Swarthmore Koleji ve Rutgers Üniversitesi’nde de bazı dersler verdi.

Profesör Alisbah, 1959’dan başlayarak New Jersey’deki Rutgers Üniversitesi’nde çalıştı ve 1997’de buradan emekli oldu. Mesleğinin son yedi yılında, bu üniversitenin Camden kampüsündeki Teorik ve Uygulamalı Matematik Bölümü’nün başkanıydı. Rutgers’daki yıllarında, misafir öğretim üyesi olarak Türkiye’ye de iki kere geldi, 1966–1967’de ODTÜ ve 1970–1971’de ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi.

Profesör Alisbah ders vermeyi çok severdi ve her iyi öğretmen gibi, öğrencilerinin gelişmesi ve başarısı onu çok mutlu ederdi. Öğrenci ve üniversiteye karşı görevini sadece matematik öğretmenliği değil, aynı zamanda iyi ve dürüst insan yetiştirmek olarak da görürdü. Bu onun hayata bakış açısıyla da tutarlıydı. Hayatı boyunca kendisini bir dünya vatandaşı ve dünyayı daha iyi bir yer yapmayı borcu olarak gördü. Bu amaçla Türkiye UNESCO Komitesi ve İnsan Hakları Komisyonu’nda çalıştı. Ve yaşadığı her yerde toplumsal etkinliklerin merkezindeydi.


Cengiz Uluçay (1915-1989)

Büyük Matematikçi: PROF. DR. CENGİZ ULUÇAY

Cezmi BAYRAM

Türk Yurdu Dergisi, Haziran 2008, Cilt:28, Sayı:250

Hocam Cengiz Uluçay, İmparatorluğumuzun en karışık döneminde, Birinci Cihan Harbi içinde İstanbul’da doğdu. Babası Ahmet Vefik Uluçay’dır. Ürgüplüdür. Meşrutiyet yıllarında İstanbul’a gelmiştir. Darülfünunda kimya okumuştur. Döneminin her öğrencisi gibi Türkçülük hareketinin içinde olmuştur. Daha sonra Darülfünunda kimya profesörlüğü yapmıştır. 1930’larda milletvekili olmuştur. Milletvekilliği Atatürk’ün ölmesiyle son bulmuştur.

Cengiz Bey ortaöğretimi Saint Josef Fransız Lisesinde tamamlamıştır. Üniversiteye Fransa’da L’ecole National Politecnic’te başlamış, 2. Dünya Savaşı çıkınca ABD’ye gitmiş ve orada tamamlamıştır. Princeton Üniversitesinde doktorasını yapmış ve sonrasında Einstein Enstitüsünde çalışmıştır. Türkiye’ye dönünce Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’ne doçent olarak tayin edilmiştir. Profesörlüğe bu fakültede yükseltilmiştir. Bir bölge üniversitesi olmak maksadıyla kurulan ODTÜ’nde Fen-Edebiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak görev almıştır. Kemal Kurdaş’ın rektörlüğü sırasında, bir Senato toplantısında Kurdaş’ın “Elli seneye kadar bir Türk Devleti kalmaz” sözüne tepki göstermiş ve bu zihniyetteki bir rektörün bulunduğu üniversitede görev yapamayacağını söyleyerek istifa etmiştir.

Hak Etmediği Parayı Almaz ve İstifa Eder

Daha sonra kurulacak olan Hacettepe üniversitesinin çekirdeği olarak tesis edilen Hacettepe Tıp Fakültesinde çalışmak üzere İhsan Doğramacı’nın davetini kabul ederek bu fakültede çalışmaya başlamıştır. Bir gün mutemet önüne bir zarf koyar. Mahiyetini sorar. Döner Sermayeden kendisine ödeme yapıldığı cevabını alır. Kendisi tıp doktoru değildir. Döner Sermaye gelirleri doktoraların çalışmalarıyla teşekkül etmektedir. Kendisinin katkısı olmadığı bir gelirden hangi ölçüye göre ödeme yapıldığını sorar. Doğramacı’nın yaptığı listeye, yani takdirine göre, ödeme yapıldığını öğrenir. Böyle keyfî, çiftlik gibi idare edilen kurumda görev yapamayacağını belirterek ayrılır ve yeniden Fen Fakültesine döner. Ölümüne kadar bu Fakülte’de Matematik Bölümü Fonksiyonlar Teorisi Kürsüsü Başkanı olarak görev yapar. YÖK Kanunu çıkınca bir süre AÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü yaptı. Özellikle benim asistanı olarak görev almamdan sonra, Ankara, Trabzon, Malatya. Konya, Erzurum Üniversitelerinde görev yapan birçok asistanın doktora yöneticiliğini yaptı.

Ben l964 yılında üniversiteye girdim. Ama kendisiyle tanışmamız öğrencisi sıfatıyla değil, Babıâli’de Sabah muhabirliğim sebebiyledir. Kendisi gazetenin Fikir Yazıları köşesinde makaleler yazar ve gazeteyi sık ziyaret ederdi. Ayni dönemde Prof. Osman Turan’ın reis olduğu Türk Ocağı Merkez Heyetinde, Hasan Aksay, Süleyman Arif Emre, Hüseyin Üzülmez gibi şahsiyetlerle görev yaptı. Bizim içinde olduğumuz Üniversiteliler Kültür Derneğinin en büyük bağışçılarındandı. Parayı her ay ben alırdım.

Yabancı Dille Eğitime Karşıydı

Kemal Kurdaş’ın yukarıda zikrettiğimiz sözü, onun bütün hayatını, enerjisini, gayretini hasrettiği matematik dışında da sorumluluk ve görevlerinin olduğunu hatırlamasına sebep olmuş ve ömrünün sonuna kadar milliyetçi her faaliyetin, kuruluşun içinde yer almasına veya destek vermesine vesile teşkil etmiştir. O zamanlar henüz milliyetçi-muhafazakâr kişiler gruplaşmadığı için, Cengiz Bey hem Osman Turan’la, hem Muharrem Ergin’le, Kafesoğlu’yla, hem Atsız’la, hem Necmettin Erbakan’la İbrahim Köseoğlu’yla dosttu. Hatta Erbakan’ın seçimi kazanmasına rağmen Demirel’in polis zoruyla Odalar Birliğinden attırmak istemesi karşısında, bizi de yanına alarak bir genç gibi Erbakan’a destek vermiştir.

ODTÜ’de de görev yapma tecrübesi onu, yabancı dille eğitimin yanlışlığına götürmüştür. Bu hususta bugün başka şöhretler ortada dolaşsa da bayrağı ilk kaldıran odur. Bu konuda gücünün yettiği, dilinin döndüğü, kaleminin yazdığı kadar yılmadan mücadelesini sürdürmüştür.

Bu hususta ileri sürdüğü bir endişe, bugün artık bir kehanet gibi gerçekleşmiştir. Cengiz Bey resmi dil dışında eğitim-öğretim yapılmasının, ileride Kürtçe eğitim talebi için vesile sayılacağını ve bahane gösterileceğini çok sık dile getirmiştir.  Ayrıca ilmî, pedagojik gerekçeler yanında ve hattâ hiç bu gibi gerekçeler olmasa bile, sırf bu endişe sebebiyle de yabancı dille eğitime son verilmeli fikrini hep savunmuştu.

Cengiz Bey iyi matematikçiydi. Hem matematik sezgiye sahipti, hem de analitik düşünceye… Dolayısıyla çeşitli olaylar karşısında herkes teferruat ile meşgul iken o esası yakalar ve sadece o noktaya dikkat çekerdi. Bu özelliği ile bazı davranış ve sözlerin hangi neticeleri intaç edeceğini bilir ve hassasiyetini o noktada yoğunlaştırırdı. Başkalarının teferruatın renkli dünyasında kaybolduğu hallerde, o en doğrunun takipçisi olurdu.

Sözünü sakınmazdı. Org. Semih Sancar Ankara Sıkıyönetim Komutanı idi. Zannederim l970 yılıydı. Temin edilen bir randevu ile bir grup profesörle ziyaretine gittiler. Paşa konuşması sırasında, “Memlekette bir solcular, bir de faşistler var” şeklinde bir söz söyleyince, hemen sözünü kesmiş ve biz o faşistlerden değiliz gibi tevillere girmeden ve paşanın kastettiklerini doğru anlayarak ve “faşist” ithamını da üzerine alarak “Paşam ne diyorsunuz? Bize faşist diyenler size de faşist diyorlar, faşist ordu diyorlar. Siz faşist misiniz?Siz ne kadar faşistseniz, biz de o kadar faşistiz.” şeklinde tepkisini, misafirliğini ve Paşa’nın o günkü gücünü umursamadan ortaya koymuştur. Bunun üzerine Paşa, “Haklısınız, bu komünistler kendilerinden olmayan herkese faşist diyorlar” demek suretiyle yanlışını düzeltmiştir.

Kutatgubilik ve Peano Aksiyomları

Cengiz Bey, her milliyetçi gibi Türk milletini sever ve onun üstün meziyetlerinin olduğuna inanırdı. Bir akşam gazete bürosunda otururken heyecanla geldi. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü İslâm Medeniyeti adlı bir dergi çıkarmış ve ilk sayısını da hocaya göndermişler. Derginin ilk yazısı merhum Necla Pekolcay’a aitti ve Kutadgubilig’in ilk ons ekiz beyiti hakkındaydı. Heyecanla “Ben Türk Milletinin büyük millet olduğuna inanıyordum. Büyük milletler ilimde de büyüktür. Ama bunun delilini bulamamıştım” dedi ve elindeki dergiyi göstererek  “ İşte burada buldum” dedi ve izah etti.

Bilindiği gibi Kutadgubilig’in ilk bölümü yakarıştır. İlk beyitlerde Allah’a hitaben , “Varsın, birsin, ezelsin, ebedisin, ikinin varlığı senin varlığındandır” denilmektedir. Cengiz Uluçay Bey, “Bu, dedi, tabii sayıların inşaı hakkındaki Peano aksiyomlarıdır.”Gerçekten Yusuf Has Hacip’ten hemen hemen sekiz asır sonra Peano tabii sayılar hakkındaki aksiyomlarını şöyle ifade eder:

a)1 sayısı vardır (varsın, birsin), b) Her sayının bir sonra geleni vardır (ikinin varlığı senin varlığındandır), Diğer aksiyomlar tüme varımla ilgilidir.

Ezel ve ebed de eksi sonsuz, artı sonsuza delalet eder.

Uluçay Milliyetçi Olduğu İçin Unutturulmaya Çalışıldı

Üniversite olaylarının başlamasından l2 Eylül’e kadar geçen sürede bütün olayları, fakülte işgallerini, ders basmaları, öğrencilerin dersten çıkarılarak forumlara götürülmesi yapılan tehditleri beraber yaşadık. Hiçbir olayda en küçük bir korkuya kapılmadı. Normal zamanda yapmamasına rağmen, o günkü olaylar hakkındaki görüşlerini açıklamaktan geri durmadı. Fakültenin solcu öğrencilerin işgali altında olduğu dönemde, sınıfta “Gerçek ilim adamları Allah’a inanırlar, Komünist Rusya’da bile bu böyledir, çünkü ilim insanı Allah’a götürür” dedi. Çünkü o sırada fakültenin ana giriş kapısında “Bu fakülteye Allah’a inananlar ve köpekler giremez” yazılı afişler asılıydı. Daha sonra fakülte milliyetçi öğrencilerin kontrolüne geçtiği günün sabahı çatıda ezan okundu.

Hoca, matematikte en modern ve yeni sahalarda araştırmalar yapan en iyi matematikçilerin başında gelmekteydi. Milliyetçilik tavrını açıkça ortaya koyana kadar matematik çevrelerinin baş tacı idi. Büyük iddialarla kurulan ODTÜ’de görevlendirilmesinin sebebi de buydu. Matematik literatüründe modern kavramlarını ilk kullanan odur. Konform Tasvir eseri Türkçe’de ilktir. Ancak Türklüğün bekâsı için yapılan faaliyetler içinde yer alınca unutturulmaya çalışıldı. Milliyetçilerin vefa kusuru sebebiyle de kısmen muvaffak olundu.

Cengiz Bey, sağlam seciyeli, dürüst, kararlı, inançlı bir ilim adamı olarak hayatını tamamladı. Küçük hesapların adamı olmadı. Türklüğün cihanda yeniden yükseleceği inancını ve ümidini hiç yitirmedi. Esir Türklerin kurtulacağına inanıyordu. Bu inancının önemli oranda gerçekleştiğini göremeden göçtü. Allah rahmet eylesin.

*Dr. Türk Ocakları İstanbul Şubesi Başkanı


Hüseyin Demir  (1916-1995)

Huseyin-Demir


Orhan Şerafettin İçen (1920-1995)

Orhan-Serafettin-Içen

  • Hülya Şenkon’un “Orhan İçen: Hayatı ve Eserleri” yazısı.
  • “Işıkla Yazılmış Öyküler” belgesel dizisinde “Düşlerin Matematiği” bölümü Prof. İçen’in hayatını anlatır.
  • 1974 yılında Cahit Arf’la beraber TÜBİTAK Bilim Ödülünü paylaşmıştır.


Cahit Arf  (1910-1997)

Cahit-Arf


Ratip Berker (1909-1997)

ratipberker


Berki Yurtsever (1914-1998)


Masatoshi Gündüz İkeda  (1926-2003)

Masatoshi-Gunduz-ikeda

1926 yılında Japonya’da doğan Gündüz İkeda, 1948 yılında Osaka Üniversitesi Matematik Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye gelmeden önce Nagoya, Osaka ve Hamburg üniversitelerinde çalıştı. Ege Üniversitesi’nde 1965 yılında doçent ve 1967 yılında profesör oldu. 1969-1976 yılları arasında ODTÜ’de görevde bulundu.

1970 – 1973 yılları arasında TÜBİTAK temel bilimler araştırma grubu üyeliğinde bulundu. 1976-1978 arasında ise Hacettepe Üniversitesi Matematik Bölümü başkanlığı yapan Gündüz İkeda, 1978-1991 arası ODTÜ’ye geri döndü. 1990’lı yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta, Marmara Araştırma Merkezi’nde, Gebze Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Merkezi’nde görev aldı. 1997’den beri Feza Gürsey Ensititüsü’nde görev alıyordu. Bu zaman zarfında, Hamburg (1966), San Diego (1970-71) ve Yarmouk (1986) üniversitelerinde, Oberwolfach Matematiksel Araştırma Enstitüsü’nde (1976) ziyaretçi profesör olarak bulundu.

Japonya’da bulunduğu dönemlerde halkalar kuramına ve grupların matrisle gösterimine yönelik araştırmalarda bulunduktan sonra, cebirsel sayılar kuramına eğilerek oransal sayılar cisminin kapsadığı mutlak Galois grubunun özyapı uygulamaları ve tümelliği konularında önemli çalışmalar yaptı. Bu çalışmalarından ötürü 1979 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü aldı.


Suzan Kahramaner (1913-2006)

Suzan-Kahramaner-2 Suzan-Kahramaner-1

Türkiye’nin ilk kadın matematikçisi olan Prof. Dr. Suzan Kahramaner’in 100. yaş günü anısına 9.su İstanbul’da düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından değerli Profesörlerin geldiği GFTA2013 Uluslararası Matematik Sempozyumu 30 Ağustos 2013 tarihine kadar Işık Üniversitesi ev sahipliğinde yapıldı.

21 Mayıs 1913 doğumlu Kahramaner. Notre Dame de Sion’u bitirdikten sonra 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Matematik ve Astronomi Bölümü’ne girer. 1943’te İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü’nde Analiz 1 ve Analiz 2 dersleri asistanı olur. Daha sonra Karmaşık Sayılar Teorisinde Katsayı Problemleri üzerine doktora yapar. 1968 yılında profesör unvanını alır.
Zürih, Kaliforniya ve Helsinki’nin yanı sıra Londra, Paris ve Nice’deki çeşitli üniversitelerde bilimsel çalışmalar yapar. 1978-1979 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı olur. 40 yıl süren akademisyenliğinin sonunda yaş haddinden emekliye ayrılır. 22 Şubat 2006’da hayata veda eder.
Prof. Dr. Suzan Kahramaner, bir yandan pür matematik yapan, yani matematiği matematik için yapan, bilimsel çalışmalara imza atan bir isim, bir yandan da üniversitede uygulamalı matematik alanında yüzlerce öğrenci yetiştirmiş bir akademisyen. Önce matematiği iyi öğretmek, daha sonra bilim yapmak… Bu sıralamadan hiç şaşmamış Kahramaner. Öğrencilerinin çok saygı duyduğu, bir o kadar da sevdiği bir hoca. Uzun yıllar birlikte çalıştığı Finlandiyalı ünlü matematikçi Prof. Dr. Rolf Herman Nevanlinna’dan öğrendiği “Matematiği çok iyi yapınız. Çok iyi matematikçiler yetiştiriniz” düsturuyla hareket etmiş bütün meslek hayatı boyunca. Dersleri zevkli geçen, fazlasıyla ‘anlaşılır’ bir hocaymış, ‘kavratana’ dek anlatırmış. Lisansüstü öğrencilerinin gelişmesi için seminerler organize etmiş, onlara yurtdışından çeşitli burslar bulmuş, dünyaca tanınmış profesör arkadaşlarının yanına göndermiş. Öğrencileriyle tek tek ilgilenir, maddi imkanı olmayanlara gizli gizli yardım edermiş. Kapısı herkese açık bir matematikçiymiş Suzan Hoca. Tanrı katında oturmayan, matematiğin estetiğinin farkında, bunu öğrencileriyle paylaşan…

  • Doktorasını 1949 yılında İstanbul Üniversitesinde Kerim Erim yönetiminde almıştır.
  • Işık Üniversitesinde 2013 yılında bir anma toplantısı yapıldı.


Hülya Şenkon (1941-2008)

Hulya-Senkol

13 Temmuz 1941’de İstanbul’da dünyaya geldi. 1963 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nin Matematik-Fizik Bölümü’nden mezun oldu. 1963 yılında Orhan Ş. İçen’in danışmanlığında lisansüstü öğrenimine başlayan Hülya Şenkon, Ocak 1966’da söz konusu Anabilim Dalı’na asistan olarak atandı. Haziran 1966’da “5. Derece Denkleminin Cebirsel ve Transandant Metodlarla Çözülebilmesi Problemi” konulu çalışmasıyla yüksek lisansını; Mayıs 1972’de “Kompleks ve p-adik Alan Üzerinde İki Fonksiyonun Aritmetik Anlamda Cebirsel Bağlılığına Dair Bazı Sonuçlar ve Bunların Birkaç İrrasyonellik İspatına Uygulanması” konulu teziyle doktorasını tamamladı. Bundan sonra “Eisenstein Teoremi’nin Schneider Tarafından Verilen Karşıtı” konusunda çalışmalarını sürdüren Hülya Şenkon, Kasım 1977’de doçent oldu. Ekim 1988’de aynı Anabilim Dalı’nda profesör kadrosuna atandı. Cebir ve Sayılar Teorisi Anabilim Dalı Başkanlığı, Matematik Bölümü Başkanlığı, İ.Ü. Fen Fakültesi Nazım Terzioğlu Matematik Araştırma Merkezi Müdürlüğü, İ.Ü. Fen Fakültesi Matematik Dergisi Yayın Kurulu Üyeliği ve Editör Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundu. Çeşitli tarihlerde Diyarbakır, Marmara ve Boğaziçi Üniversiteleri’nin Matematik Bölümleri’nde dersler verdi. 1999 yılında İstanbul Üniversitesinden emekli emekli olan Prof. Dr. Şenkon, bu tarihten itibaren İstanbul Kültür Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik-Bilgisayar Bölümü’nde görev yaptı. 2007-2008 akademik yılı güz döneminin sonuna kadar İKÜ Matematik-Bilgisayar Bölümü’nde lisans ve lisansüstü programlarının oluşturulması ve yürütülmesinde, bölüm seminerleri ve ulusal toplantıların düzenlenmesinde aktif olarak çalıştı. İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Rusça bilen Prof. Dr. Hülya Şenkon, Türk Matematik Derneği Genel Sekreterliği ile Hava Harp Okulu’ndaki görevini de vefatına dek sürdürdü. Hülya Şenkon 15 Şubat 2008 tarihinde aramızdan ayrıldı.


Cemal Koç (1943-2010)

unlu-matematikci-cemal-koc-izmirde-topraga-verildi-2

Toplumcu, Demokrat ve Yurtsever Bir Matematikçi

Bu yazı ODTÜ Mezunlar Derneği’nin ODTÜ’lüler Bülteni Haziran 2010, Sayı 197’de yayınlanmıştır.

Cemal Koç 1943 yılında Bulgaristan’ın Kırcaali sancağında doğmuştur. Göç sırasında Samsun’a yerleştirilen dört cocuklu aile bir süre sonra geçim sıkıntısı nedeni ile İzmir’e taşındı. Koç, ilköğrenimini Samsunda tamamladı ve Tokat Yatılı İlköğretmen okuluna girdi. O yıllarda kapatılan Köy Enstitülerinin yerini alan bu okullarda dereceye giren öğrenciler Yüksek Öğretmen Okullarına yerleştiriliyorlardı. Beklendiği gibi Cemal Koç 1959 yılında Tokat İlköğretmen okulundan derece ile mezun olarak, Ankara Yüksek Öğretmen okuluna girdi. Bu okulun öðrencisi olarak Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Astronomi Bölümünden 1963 yılında mezun olmuş ve Kastamonu lisesinde matematik öğretmeni olarak göreve başlamıþtır. Aynı yıl Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Kürsüsünde asistan olan Cemal Koç, 1968 yılında bu üniversiteden “n-boyutlu uzayda bir eğrinin ardıþık öskülatör küre merkezlerinin limiti, infinitesimal öğelerinin belirlenmesi” adlı tezi ile doktorasını almış ve üniversitedeki kariyerine başlamıştır. Cemal Koç örneğinde olduğu gibi, üniversitelerde görev yapan köylü-işci cocuğu, bir çok öğretim üyesinin Yüksek Öğretmen Okulları sayesinde akademik kariyer yapabilmeleri ülkemiz adına bir şanstır. Ancak aynen yerine kuruldukları Köy Enstitüleri gibi bu okullar da 12 Eylül yönetiminin kararı ile kapatılmışlar ve ülkemizde öğretmen yetiştirme o tarihten sonra yöneticilerin oyuncağı haline gelmiştir. Ve bu durum halen böyle devam etmektedir.

1969 yılında Öğretim Görevlisi olarak ODTÜ Matematik Bölümünde çalışmaya başlayan Cemal Koç, 1971 yılında yardımcı profesör ünvanına yükseltilmiştir. 1971 yılında Tübitak yurtdışı araştırma bursu ile Londra Üniversitesini ziyaret eden Cemal Koç, 1970 yılında Pisa’daki Scuola Normale Superiore’de yapılan bir yaz okuluna katılmıştır. 1971–1972 yılları arasında askerlik görevini yapmış, ve ODTÜ’ye dönmüştür. Nisan 1977 tarihinde “Dış Cebirler ve Clifford Cebirleri” adlı doçentlik tezi ile üniversite doçenti ünvanını almıştır. 1977 yılında Selçuk ve Ankara Ünivesitelerinde cebir dersleri de veren Koç, 1978–1980 yılları arasında Bölüm Başkanlığı yapmıştır. 1979–1982 arasında yapılan Tübitak-ODTÜ lisansüstü yaz okullarýnın mimarlarından olmuş, bu okullarda yöneticilik yapmış ve ders vermiştir. 1986 yılına kadar devam eden yaz okullarında çeşitli üniversitelerden gelen genç matematikçilere gerekli lisansüstü dersler verilerek eksikliklerinin giderilmesi amaçlanmıştı. Bu yazokullarındaki öğrencilerimizin birçok üniversitede öğretim üyesi olduklarını göz önüne alırsak Cemal Koç’un ne kuvvetli bir önseziye sahip olduğunu görebiliriz. Aralık 1982 tarihinde TC Başbakanlık yazısı ile dört yıllık bir süre için Tübitak Temel Bilimler grubunda görevlendirilen Cemal Koç, bir kaç ay sonra 1 Mart 1983 tarihinde 1402 sayılı yasa gereğince ODTÜ’deki görevinden, kamu görevi yapmasına olanak bırakılmaksızın ayrılmak zorunda kalmıştır. Ancak Cemal Koç yine de matematik yaparak hayatını kazanmaya devam etmiştir.

Bu haksız ugulamaya karşı Ankara 6. İdari Mahkemesinde açtığı dava 9.12.1988 tarihinde Profesör Koç’un lehine sonuçlanmıştı. Ancak günün ODTÜ üst yönetimince temyiz edilmiştir. Bu biraz garipti çünkü, o güne kadar 1402 sayılı yasa ile işten çıkarılanları sadece seyreden YÖK ve üniversite yetkilileri, uygulamanın askeri yönetimin işi olduğundan bahisle taraf olmadıklarını ileri sürüyorlardı. Ancak taraf olmadıklarını ileri sürenlerin, mahkemelerin çıkarılanların işlerine dönmeleri yönünde karar vermesiyle ne yandan taraf oldukları açıkca görülmüştür. Temyiz davasına Danıştay 5. Dairesinin verdiği red kararı üzerine Cemal Koç 1.3.1989 tarihinde ayrılmak zorunda kaldığı görevine altı yıl sonra dönebilmiştir. 25.1.1990 tarihinde Profesörlüğe yükseltilen Koç, 1992 de, yedinci yıl iznini kullanmak üzere KKTC deki Doğu Akdeniz Üniversitesine gitmiş, rahatsızlığı nedeni Ağustos 1992 de dönmek zorunda kalsa da hastahanede geçirdiği zor günlerin ardından Doğu Akdeniz Üniversitesindeki görevine şubat 1993 tarihinde dönebilmiştir. KKTC den 1 Eylül 1994 tarihinde ODTÜ’ye dönen Koç Matematik Dünyası Dergisinin yaşama geçirilmesinde, dergiyi tasarlayan ve ilk editörü olarak tarihe geçmiştir diyebiliriz. 1995 yılında kurulan Matematik Vakfı’nın kurucuları arasında yer alan Cemal Koç “Basic Linear Algebra” adlı kitabının gelirlerini bu Vakfa bağışlamıştır. Ocak 1995–Mayıs 1996 yılları arasında ODTÜ’de ikinçi kez bölüm başkanlığına seçilmiştir. Haziran 1999 tarihinde Viyana’da yapılan 58 Genel Cebir Çalıştayına “The Brauer-Wall Group” adlı çalıþması ile katılan Koç, her yıl Antalya’da düzenli olarak yapılan “Antalya Cebir Günlerinin”de yaşama geçirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.16.7.1999 tarihinde ODTÜ emekli olarak ayrılmıþ ve sonrasında Doğuş Üniversitesinde çalışmıştır.

Cemal Koç geride sevgili yaşam arkadaşı Rukiye Koç, kızları Esin, Ekin ve Evin’ni ve üç torununun yanısıra aziz hatırasını yıllarca yaşatacak yüzlerce meslektaşını bırakmıştır.

Şafak Alpay

ODTÜ Matematik Bölümü Öğretim


Selma Soysal (1924-2011)

selma-soysal

Türkiye’nin ilk kadın matematikçilerinden.

Zonguldak’ta 1924 yılında doğan Soysal, ilk öğrenimini Zonguldak’ta, orta öğrenimini Çapa Kız Öğretmen Okulu ‘nda parasız yatılı olarak sürdürdü. Soysal, Kandilli Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra 1941 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Astronomi Bölümü ‘ne girdi. Dünyaca ünlü matematikçi Cahit Arf’ın öğrencisi olan Soysal, bir süre Paris’te başarılı çalışmalar yürüttü. Soysal, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 47 yıl boyunca bilim insanları yetiştirdi.

10 Ekim 2011’de İstanbul’da vefat etti, Zincirlikuyu’da defnedildi.

  • Politikacı Mümtaz Soysal’ın ablasıdır.
  • 1949 yılında İstanbul Üniversitesinde Cahit Arf yönetiminde doktora çalışmasını tamamlamıştır.
  • Matematik Dünyası Dergisinde bir yazı
  • Bir söyleşisi için bkz: Firdevs Gümüşoğlu, Cumhuriyet’te İz Bırakanlar, Kaynak Yayınları, 2001.

Feza Gürsey (1921-1992)

Feza-Gürsey fezagursey

Feza Gürsey, (d. 7 Nisan 1921, İstanbul – ö. 13 Nisan 1992, New Haven). Türk fizikçi ve matematikçi.

7 Nisan 1921′ de İstanbul’da Prof. Dr. Remziye Hisar (1902-1992) ve Dr. Reşit Süreyya Gürsey’in (1889-1962) ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Dr. Reşit Süreyya Gürsey, tıp doktoru, fizikçi ve öğretmen olmasının yanı sıra bilime ve sanata büyük ilgisi olan bir aydındır. Annesi Prof. Dr. Remziye Hisar, Darülfünun’un fen okuyan ilk kız öğrencilerinden olup, Avrupa’da kadınların pek azının kariyer yapabildiği bir dönemde Sorbonne’da Devlet Kimya Doktorası yapmayı başarmış bir bilim insanıdır.

Feza Gürsey, İstanbul Anadoluhisarı’nda, Remziye Hanım’ın Otağtepe’deki aile evinde doğmuştur. İlkokula Paris’te Jeanne d’Arc okulunda başlamış ve öğretmenlerinin hayranlığını kazanmıştır. Kızkardeşi Deha Gürsey Owen’ın anlattığı üzere, öğretmeni Madame Denizot, herşeyi çabucak öğrendiği için Feza Gürsey’i çok seviyor, onu yanından ayırmıyormuş.

İlkokul üçüncü sınıfa Galatasaray Lisesi’nde devam eden Gürsey, okulun sevilen, hayran olunan bir öğrencisi olmuştur. Sınıf arkadaşı Emekli Büyükelçi Özer F. Tevs bir yazısında Feza Gürsey’i şöyle anlatmıştı: “39 Feza Gürsey, zamanının bütün Galatasaray Liselilerini ve yerli yabancı kıymetli hocalarını etkilemiş bir talebe idi. Ortaokul üçüncü sınıfta, akşam etüdünde, bakardık, Feza bir köşede Proust’un “Yitik Zamanı Araştırırken” adlı felsefi hikâyelerini okuyor veya Cézanne’ın röprodüksüyonlarını inceliyor… Fransız hocalarımız büyük teneffüslerde onu muallimler odasına çağırır sohbet ederlerdi… Bizden iki sınıf daha büyük, çok çalışkan bir öğrenci daha vardı. Mezun olduktan sonra Fransız hocalardan birisine, ‘Feza mı yoksa diğer öğrenci mi daha üstündü’ diye sormuşlar. O da, ‘bir köy öğretmeni ile bir ordinaryüs profesör arasında ne kadar fark varsa, Feza ile diğer öğrenci arasında o kadar fark vardı’ demiş.

Feza Gürsey, fizik okumaya lise yıllarında karar vermiştir. Galatasaray Lisesi’ni 1940 yılında birincilikle bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi öğrencisi olmuş, 1944 yılında Fizik-Matematik bölümünden de birincilik ile mezun olmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı sınavını kazanarak İngiltere Imperial College’a gitmeye hak kazanmış, burada 1945-1950 yılları arasında Prof. Dr. H. Jones’ın danışmanlığı altında doktora çalışmalarını yapmıştır. Bu dönem içerisinde “Tek boyutlu bir istatiksel sistem” ve “İki bileşenli dalga denklemleri üzerine” başlıklı iki önemli makale yayımlamıştır. 1951-1957 yılları arasında Cahit Arf’ın desteği ile İstanbul Üniversitesi Tatbiki Matematik Kürsüsü’ne asistan olarak tayin edilmiştir. 1953 yılında “Spinli elektronların klasik ve dalga mekaniği” adlı tezi ile doçent ünvanını almış, bir yıl sonra Tatbiki Matematik Kürsüsü’ne doçent olarak atanmıştır.

1952 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi asistanlarından Suha Pamir ile evlenmiş ve 1954 yılında Suha ve Feza çiftinin tek çocukları Yusuf dünyaya gelmiştir. 1957-1961 yılları arasında, eşi ve oğlu ile birlikte Atom Enerjisi Komisyonu’nun bursu ile ABD’de Brookhaven Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarı’nda bulunmuştur. Bu dönemde Brookhaven Ulusal Hızlandırıcı Laboratuvarı, Princeton İleri Çalışmalar Enstitüsü ve Columbia Üniversitesi’nde fizik dünyasında en ileri seviyede çalışma yapanlar ile birlikte çeşitli çalışmalar yapmıştır. Feza Gürsoy’un bu çevrede adını duyuran ilk çalışması yük bağımsızlığı ve Baryon korunumu ile Pauli Transformasyonunun ilgisini gösteren makalesidir. Wolfgang Pauli ünlü Rus fizikçisi Landau’ya yazdığı mektupta ilgisini çeken bu makaleden bahsetmekte ve Heisenberg ile çalışmalarında bu simetriyi kendi spinor modellerinde kullanmayı düşündüğünü söylemektedir. W.Pauli, kendisinden Princeton Enstitüsünde çalışmalarına devam etmesi için referans isteyen Feza Gürsey’a gönderdiği mektupta şöyle diyor: “Ben, seni tavsiye edebilir miyim diye düşünmüyorum, tam tersi, Princeton Enstitüsü’nü sana tavsiye edebilir miyim diye düşünüyorum.”

1961 yılında Türkiye’ye dönen Gürsey, 1974 yılına kadar Prof. Dr. Erdal İnönü’nün ısrarları ve uğraşları sonucunda Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Teorik Fizik Bölümü’nde profesör olarak çalışmıştır. Bu dönem içinde Türkiye’de teorik fizik alanında yapılan çalışmaları canlandırmaya çalışımıştır. Princeton ve Yale üniversitesinden ünlü fizikçileri ODTÜ’ye davet ederek bir çok konferansın düzenlenmesini sağlamıştır. 1968 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü almıştır.

1965-1974 yılları arasında Yale Üniversitesi’nin Teorik Fizik Bölümü’ne teklifi üzerine ODTÜ’deki görevinden ayrılmak istemeyen Gürsey, Yale Üniversitesinde konuk profesörlük görevini kabul etmiş ve ODTÜ-Yale üniversiteleri arasında dönüşümlü olarak lineer olmayan kiral modeller, konform simetri, genel görelilik üzerinde çalışmalarını sürdürmüştür.

1974 yılında Feza Gürsey’in Yale Üniversitesi Fizik Bölümün’ndeki profesörlüğü daimi hale gelmiş, izni kaldırılmış ve ODTÜ’den ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Gürsoy bunun nedenlerini, Prof. Dr. Mustafa Parlar Eğitim ve Araştırma Vakfı’nca verilen Bilim Hizmeti ve Onur Ödülü töreninde anlatmıştır: “Birincisi, sık sık ve ücretli izinli olarak dışarıdaki bilim merkezlerinde çalışmam ve bu bilimsel alışverişe öğrencilerimi de katmam. İkincisi, Türkiye’mizin seviyesine ve ihtiyaçlarına uygun olmayan üst düzeyde bir araştırma yaparak gençliğe zararlı bir örnek olmam.”

Feza Gürsey 1971 yılından 1991 yılındaki emekliliğine kadar Yale Üniversitesi Fizik Bölümü’nde çalışmıştır. 19 Ocak 1977′de temel parçacık fiziğine yaptığı katkılardan dolayı Sheldon Glashow ile birlikte Oppenheimer Ödülü’nü aldı. Ödül için kendisini tebrik eden öğrencilerine “Ödül, Yale ile Harvard arasında paylaşıldı yazıldı. İsterdim ki, ODTÜ ve Harvard arasında paylaşıldı desinler” demiştir.

1991 yılındaki emekliliğinden sonra Türkiye’ye dönmüş, Boğaziçi Üniversitesi’nin davetini kabul ederek Fizik bölümündeki odasına yerleşmiştir. Bu sene içerisinde yakalandığı prostat kanseri nedeni ile 13 Nisan 1992′de Yale Üniversitesi’nin hastahanesinde vefat etmiştir. Naaşı Anadoluhisarı’nda aile mezarlığına defnedilmiştir.

Feza-Gürsey-Tübitak-Bilim-Ödülü-1968

Ödülleri

  • 1969 – Tübitak Bilim Ödülü
  • 1977 – S. Glashow ile birlikte J.R. Oppenheimer Ödülü ; R. Griffiths ile Doğa *Bilimlerinde A. Cressey Morrison Ödülü
  • 1979 – Einstein Madalyası
  • 1981 – College de France’da konuk profesör ve College de France Madalyası
  • 1984 – İtalya Cumhurbaşkanı’nın Commendatore Nişanı
  • 1986 – Roma’da Konuk Profesörlük ödülü
  • 1989 – Türk Amerikan Bilimcileri ve Mühendisleri Derneğinin Seçkin Bilimci Ödülü
  • 1990 – Galatasaray Vakfı Madalyası


Prof. Dr. Ali Nesin (1956- )

Ali-Nesin

1956′da İstanbul’da doğdu. İlkokuldan sonra ortaokulu İstanbul’da Saint Joseph Lisesi’nde, liseyi de İsviçre’nin Lozan kentinde tamamlayan Nesin 1977-1981 yılları arasında Paris VII Üniversitesi’nde matematik öğrenimi gördü. Daha sonra ABD’de Yale Üniversitesi’nde matematiksel mantık ve cebir konularında doktora yapan Ali Nesin, 1985-1986 arasında Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kampusü’nde öğretim üyeliği yaptı. Türkiye’ye kısa dönem askerlik görevi için geldiği sırada “orduyu isyana teşvik” iddiasıyla tutuklanarak yargılandı. Yargılanma sonunda beraat ettiği halde pasaport verilmediği için işine dönemeyen Nesin, sonunda yeniden passaport alarak yurtdışına gitti. 1987-1989 arasında Notre Dame Üniversitesi’nde yardımcı doçent, ardından 1995′e kadar Kaliforniya Üniversitesi Irvine Kampusü’nde doçent ve daha sonra profesör olarak görev yaptı. 1993-1994 Öğretim Yılı’nı Bilkent Üniversitesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak geçirdi. 1995′te, babası Aziz Nesin’in ölümü üzerine yurda kesin dönüş yaptı ve Nesin Vakfı yöneticiliğini üstlendi. Ayrıca Bilgi Üniversitesi Matematik Bölümü Başkanı olan Ali Nesin iki çocuk sahibidir. Kasım 2004′den beri de Nesin Yayınevi genel yönetmenliğini yapmaktadır.
Ali Nesin’in Matematik ve Korku, Matematik ve Doğa, Matematik ve Sonsuz, Develerle Eşekler, Önermeler Mantığı adlı kitaplarının yanısıra çeşitli dergilerde çıkmış bilimsel makaleleri ve İngilizce bir kitabı bulunmaktadır. Matematiksel araştırma alanı “Morley mertebesi sonlu gruplar”dır. Aynı zamanda, üç ayda bir yayımlanan, Matematik Dünyası adlı bir matematik dergisi çıkarmaktadır.
Matematik araştırmaları, bölüm başkanlığı ve Nesin Vakfı yöneticiliğinin yanı sıra yağlıboya resim, desen ve portre çalışmaları da yapmaktadır.

Ali Nesin Matematik Köyü Dersleri – YouTube Kanalı


Genel Internet Kaynakları:


Osmanlı dönemi matematikçileri için bazı kaynaklar:

  • Osmanlı Matematik Literatürü Tarihi, (2 Cild),  Hazırlayanlar: Ekmeleddin İHSANOĞLU, Ramazan ŞEŞEN, Cevat İZGİ.  İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) yayını, CXII+720 sayfa, İstanbul 1999.
    ISBN: 92-9063-078-7
  • Osmanlılarda Bilim ve Teknoloji, Aykut KAZANCIGİL, Ufuk Kitapları no: 8, 366 sayfa, İstanbul 2000.
    ISBN: 975-94326-3-3
  • Osmanlılar ve Bilim, Ekmeleddin İHSANOĞLU, Nesil Yayınları, 320 sayfa, İstanbul 2003.
    ISBN: 975-6401-04-4

Kişisel  notlar:
Hüseyin Tevfik Paşa Darüşşafaka Lisesinin kurucularındandır (o sırada 31 yaşındadır). 

Mehmet Nadir Darüşafaka’da hocalık yapmıştır. Çok titiz  not vermesiyle tanınan Mehmet Nadir’in Darüşşafaka’daki öğrencilerinden Salih Zeki’ye bir sınav kağıdında sonsuz notu verdiği İnönü’nün kitabında anlatılır… Salih Zeki’nin Darüşşafaka’daki matematik hocaları arasında Mehmed Şükrü Paşa da vardır.

Fatin Gökmen, hem Darüşşafaka’da öğretmenlik yapmış hem de Darüşşafaka Cemiyeti’nde Yönetim Kurulu üyeliği yapmıştır.
Ord. Prof. Dr. Mehmet Emin Kalmuk,  (1869-1954), hem Darüşşafaka mezunudur hem de 27 yıl Darüşşafaka’da matematik öğretmenliği yapmıştır.

Salih Zeki 1882 Darüşşafaka mezunudur.
Berki Yurtsever 1933 Darüşşafaka mezunudur.
Hüseyin Demir  1935 Darüşşafaka mezunudur.

Osmanlı Matematik Literatüründe DarüşşafakaBeşir Özmen‘in bir derlemesi.
Derlemede adı geçenler: Mehmed İzzet, Yusuf Ziya Paşa, Sadeddin, Mehmed Vefik, Vidinli Hüseyin Tevfik Paşa, Muhtar Servet Paşa, Rasih Bey, Ahmet Mithat Efendi, Rıfat Paşa, Ahmet Ragıp Paşa, Gazi Ahmed Muhtar Paşa, Hasan Ferid Bey, Ziya Paşa, Salih ZekiMehmed Nadir, İsmail Hamid, Ahmet Rasim, Mehmet Emin Paşa, Mustafa Selim, Yusuf Bey.

 


Sinan_Sertoz313

Profesör Ali Sinan Sertöz

Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümü

Kısa Özgeçmiş:

Darüşşafaka  Lisesi 1973 mezunuyum, bkz 30.yıl kutlamaları (benim yazımın aslı).  Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik bölümünü bitirdikten sonra Kanada’nın Vancouver şehrindeki  University of British Columbia Matematik bölümünde doktora yaptım.  Bir süre TÜBİTAK‘ın   Gebze‘deki  Marmara Araştırma Merkezi‘nde çalıştıktan sonra Bilkent Universitesi   Fen Fakültesi   Matematik Bölümüne katıldım.

2005  Sedat Simavi Fen Ödülünü kazandım. Haberi  Matematik Dünyası böyle verdi.  Tören resmi burada..

2007 Bilkent Eğitimde Üstün Başarı Ödülünü kazandım.  Haberi BilNews böyle verdi.  Ödül töreni resmi burada.

Kişisel Bilgiler:
Belgesel film yönetmeni Zehra Tülin Sertöz ile evli. Çocukları: Emre Can (1989) ve İpek (1998).

Geçmişte verdiğim dersler:   Dersler Genel Sayfası

Lisans Düzeyi
1 : Calculus (for engineers) [Thomas & Finney]
2 : Calculus (for math majors) [Apostol]
3 : Discrete Mathematics [Kolman & Busby]
4 : Differential Equations with Linear Algebra [Nitecki & Guterman]
5 : Linear Algebra, [Hoffman and Kunze]
6 : Algebra, [Herstein]
7 : Groups, [Polites]
8 : Advanced Calculus, [Buck], [Wade]
9 : Algebraic Geometry Seminar, [Cox, Little & O’Shea]
10: Complex Analysis, [Churchill]
11: Introduction to Unix
12 : Polynomial Algebra, [Cox, Little & O’Shea]
13: Algebraic Geometry, [Reid], [Ueno], [Bak & Newman] 
14: Commutative Algebra, [Reid]
15: A Concise History of Mathematics [Anglin]
16: Complex Calculus and Trans. Tech. [Churchill]
          17:  Abstract Mathematics [Krantz, Reid & Szendroi]
Lisansüstü Düzeyi:
1 : Algebra, [Lang]
2 : Algebraic Geometry, [Harris], [Hartshorne], [Barth et al], [Smith et al]
3 : Topics in Algebraic Geometry, [Kollar’s Bulletin article]
4 : Differential Geometry, [Warner]
5 : Lie Groups, [Hausner and Schwartz]
6 : Algebraic Topology, [Massey]
7 : Complex Analysis, [Conway]

 Ali Sinan Sertöz         
 Bilkent Üniversitesi      
 Matematik Bölümü         
 06800 Ankara    
         
 Telefon: (312) 290 1490 (ofis) 
        : (312) 290 1586 (bölüm sekreterliği)   
 Fax    : (312) 290 1797 
 Ofis   : Fen-A 121

17 Haziran 2004’den bugüne (25 Haziran 2015) 275368   ziyaret.


Son güncelleme: 09 Temmuz 2014


Kaynaklar:

http://sertoz.bilkent.edu.tr/turkler.htm

http://odevkitabi.com/unlu-turk-matematikcileri/

http://www.bilimtarihi.org/index.htm

http://www.matematikdunyasi.org

^
Seo wordpress plugin by www.seowizard.org.