Mustafa Kemal

now browsing by tag

 
 

AKM Belleten – Cumhuriyet Tarihinde Bugün 23 Temmuz * ERZURUM KONGRESİ

Erzurum Kongresi, bölgesel müdafaa cemiyetlerinin katılımıyla 21 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum’da toplanan bölgesel nitelikli bir kongredir. Erzurum Kongresi’ne çoğunluğu İtilaf devletleri tarafından işgal edilmiş olan 5 doğu ili Trabzon, Erzurum, Sivas, Bitlis ve Van’dan gelen 62 delege katılmıştır.

İki hafta süren Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar, Türk milletinin kurtuluş mücadelesinde izlenen yolda önemli ölçüde belirleyici olmuştur. Erzurum Kongresi’ni geçici başkan olarak Erzurum delegelerinden olan Hoca Raif Efendi açmış ve yoklamanın ardından yapılan oylamayla Mustafa Kemal Paşa kongrenin başkanlığına seçilmiştir.

İtilaf Devletleri ve İstanbul Hükümeti kongrenin Erzurum’da toplanmasını engellemek için çeşitli girişimlerde bulunmuşlarsa da amaçlarına ulaşamamışlardır. Çünkü İstanbul Hükümeti artık Anadolu’da sözünü dinletecek resmi bir görevli bulamamaktadır. Bu da, İstanbul Hükümeti ile Türk milletinin düşüncelerinin çok farklı olduğunu ortaya koymaktadır.

Erzurum Kongresi için öngörülen başlama tarihi aslında 10 Temmuz’du fakat delegelerin önemli bir bölümünün vaktinde gelememesinden dolayı kongre 23 Temmuz’a ertelenmiştir. Kongre, 1881 yılında Erzurum’da bulunan Eski İdadi Mektebi binasının birinci katındaki bir salonda yapılmıştır.

Erzurum Kongresinde alınan kararlar şu şekildedir:

  • Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.
  • Her türlü yabancı işgaline ve müdahalesine karşı millet hep birlikte direniş ve savunmaya geçecektir.
  • İstanbul Hükûmeti vatanın bağımsızlığını sağlayamazsa geçici bir hükûmet kurulacaktır. Bu hükûmet milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamış ise, bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır
  • Kuva-yi Milliye’yi etkili, milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
  • Azınlıklara siyasi hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilemez. Ancak bu vatandaşların canları, malları ve ırzları her türlü saldırıdan korunacaktır.
  • Manda ve himaye kabul olunamaz.
  • Milli irade ve toplanan ulusal güçler padişahlık ve halifelik makamını kurtaracaktır.
  • Mebuslar Meclisi’nin derhal toplanmasına ve hükûmetin yaptığı işlerin milletçe kontrolüne çalışılacaktır.
  • Sömürgecilik amacı taşımayan devletlerden teknik, sanayi ve ekonomik yardım kabul edilebilir.

Erzurum Kongresi’nin alınan kararlar bakımından birçok özelliği bulunmaktadır fakat bunların en önemlilerinden biri manda ve himayenin kesin bir şekilde reddedilerek ilk kez ulusal egemenliğin koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmesi olmuştur. Ayrıca, Erzurum Kongresi’nde ilk kez milli sınırlardan bahsedilmiş ve Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı net bir dille açıklanmıştır.

Erzurum Kongresi, toplanma şekli bakımından bölgesel nitelikli bir kongre olmasına karşın aldığı kararlar bakımından milli bir kongredir. Bu bakımdan da Erzurum Kongresi, Sivas Kongresinin de bir öne hazırlığı niteliğini taşımaktadır.

Kongrede İlk defa bir geçici hükümetin kurulacağından bahsedilmiştir. Başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı dokuz kişilik bir Temsil Heyeti oluşturulmuştur. TBMM’nin açılmasına kadar görevine devam eden Temsil Heyeti, çalışmalarını bir hükümet gibi sürdürmüştür.

Erzurum Kongresinin bir diğer önemi de Batı Anadolu’da Yunan kuvvetlerine karşı zor bir mücadele içinde olan Kuva-yi Milliye’ye büyük moral vermesi olmuştur.

AKM Belleten – Cumhuriyet Tarihinde Bugün 10 Mayıs * CUMHURİYET HALK FIRKASI’NIN KURULUŞU

TBMM’nde mevcut hizipleri birleştirmek veya mevcut hiziplerden birini takviye ederek Mecliste iş ve hizmet görme gayretleri sonuç vermedi. 10 Mayıs 1921 günü, Mustafa Kemal Paşanın başkanlığında toplanan 151 milletvekili Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Meclis Grubu kurma kararı aldılar ve grup başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa’yı getirdiler.

Bir süre sonra Mecliste, Birinci Grup ve İkinci Grup diye bir ayrılma baş gösterdi. Birinci Grup, millet iradesine ve milletin egemenliğine değer vererek, milletin maddi ve manevi gücünü seferber etme çabası içinde idiler. Atatürk Birinci Grubun başında bulunuyordu. İkinci Grup hilafet ve saltanat makamının ve Osmanlı devlet şeklinin saklı tutulmasını istiyordu. İkinci Grup, Ankara’daki siyasi gücü geçici saymakta, Misak-ı Milli’nin sağlanmasından sonra, hükümetin çekilmesi gereğini ifade etmekteydi. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir hükmüne de, Padişahın yetkilerini kısıtlayacağı için karşı idiler. Kısaca İkinci Grup, sosyal görüş bakımından gelenekçi ve mukaddesatçı, siyasi görüş bakımından da Osmanlı düzeninden yanaydı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’da, Hakimiyeti Milliye, Yenigün ve Öğüt gazetelerine “Halk Fırkası” adıyla siyasi bir parti kurma niyetini açıklaması ile, Meclis’te Birinci Grubu teşkil edenler bu yeni kurulacak partide hizmete hazırlandılar. Mustafa Kemal Paşa’ya göre “Halk Fırkası, bütün milletin refah saadetini temine yönelik olcaktır”. Atatürk, “ortaya koyacağımız şey müspet millet programıdır” demekte ve “Tam istiklalle, kayıtsız şartsız millet hakimiyetinin, Halk Fırkası’nın programının iki esas maddesini oluşturduğunu” ifade etmekteydi. Ayrıca, Atatürk diğer konuşmasında da, “Halk Fırkası’nın halkımıza siyasi terbiye vermek için bir mektep olacağını” dile getirmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, 8 Nisan 1923’te yapılacak seçimde milletvekillerine vereceği görev ve yetkileri belirledi.

Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF): 9 Eylül 1923`te Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından kurulmuş olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasî partisidir. 1927-1946 yılları arasındaki TBMM seçimlerine tek parti (Devlet Partisi) olarak katılmıştır.

Başlangıçta “Halk Fırkası” olan parti adı 10 Kasım 1924’te “Cumhuriyet Halk Fırkası” olarak değiştirildi. Mayıs 1935’de 4. Kurultayda Cumhuriyet Halk Partisi adı benimsendi.

CHF’nin Kökleri

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kökleri Sivas Kongresi’ne dayanır. 4-11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde işgale direnmek amacıyla kurulan müdafaa-yı hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC) adı altında birleştirilmiştir. 23 Nisan 1920’de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi ARMHC delegelerinden oluşmuş, ancak 1922’de meclis Birinci Grup ve İkinci Grup adıyla iki gruba ayrılmıştır.

Millî Mücâdelenin zaferinden sonra Mustafa Kemal önderliğindeki Birinci Grup ülke çapında siyasi örgütlenmeye girişmiş ve 8 Nisan 1923’te yapılan seçimlere tek liste ile girerek biri dışında bütün milletvekilliklerini elde etmiştir. Grup ileri gelenleri 11 Eylül 1923’te Mustafa Kemal başkanlığında Halk Fırkası’nı oluşturmuştur.

Cumhurbaşkanı ve Fırka Başkanı Mustafa Kemal Paşa TIME Dergisi 24 Mart 1923 Mecliste 1922 yazından itibaren yoğunlaşan “particilik-hizipçilik” suçlamalarına karşı Mustafa Kemal şu görüşü savunmuştur:

‘Bu milletin siyasî fırkalardan çok canı yanmıştır. Halk Fırkası dediğimiz zaman bunun içinde bir kısım değil, bütün millet dâhildir.

Tek Parti Rejimi’nin ilk ifâdesi olan bu görüş, 1940’lara dek CHF/CHP dışında başka partilerin örgütlenmesini yasaklamak amacıyla kullanılacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin ilk partisi olarak 1923 te kurulan CHF 1935 yılına kadar tek parti olarak seçimlerde yer almış iktidar sahibi olmuştur.

Atatürk’ün kurduğu partinin bugünkü uzantısı CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) dir.

Halk Fırkası Doğuyor

Lozan Antlaşmasının kabulü nedeniyle Mecliste başgösteren yoğun tartışmalar üzerine 9 Eylül 1923’te 9 Umde adı verilen siyasi programı ilan etti ve iki gün sonra İçişleri Bakanlığı’na verilen bir dilekçeyle kendisine bağlı milletvekillerinden oluşan Halk Fırkası’nı kurdu. Parti kurucuları Refik Saydam, Celâl Bayar, Sabit Sağıroğlu, Münir Hüsrev Göle, Cemil Uybadın, Kazım Hüsnü, Saffet Arıkan, Zülfü Bey’di. Genel Sekreter Recep Peker’di.

29 Ekim 1923’te, HF üyesi olan 158 milletvekili Cumhuriyet’i ilan ederek Mustafa Kemal Paşa’yı cumhurbaşkanı seçti. Bu olay üzerine, Milli Mücadele’nin lider ve aydın kadrosunu oluşturan milletvekillerinin bazıları (Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Ali Fuat Cebesoy, Hüseyin Avni, Cafer Tayyar Eğilmez, Refet Bele, Bekir Sami, Hüseyin Cahit Yalçın), ülkenin “diktatörlüğe” yöneldiğini iddia ederek mecliste ayrı bir grup oluşdular. 17 Kasım 1924’de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Bu olaydan bir hafta önce Halk Fırkası’nın adı Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirildi. TCF’nin 5 Haziran 1925’te kapatılıp önde gelen üyelerinin idamından sonra, 1946 yılına kadar CHF/CHP TBMM seçimlerine tek parti olarak katıldı.

LİDER KADRO

Partinin ilk üyeleri ve kurucularının önemli bir bölümü Mustafa Kemal’in ısrarıyla bu siyasal akıma katılmışlardı. Kurucular ve lider kadrosu içerisinde sayılabilecek kişilerin Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları ve güven duyduğu kişiler olması dikkati çekmektedir.

Tek Parti Yılları

Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı Atatürk, cumhuriyetin 10.yılı kutlamalarında Cumhuriyet idaresini kuran önemli reformların birçoğu 15 Ekim 1927’deki İkinci Parti Kurultayı’ndan önce gerçekleştirildi. İkinci Kurultay’da Gazi Mustafa Kemal Büyük Nutuk’unu okudu. Kurultayda kabul edilen Tüzükte CHF’nin cumhuriyetçi, halkçı, milliyetçi siyasi bir cemiyet olduğu, fırkanın değişmez Umumi Reisinin Gazi Mustafa Kemal olduğu yazıldı. Başvekil İsmet İnönü Umumi Reis yardımcılığına atandı.

1929 Dünya ekonomik krizinin ardından Türkiye devletçi ekonomik kalkınma politikasına başvurdu. Önemli yatırımların devlet eliyle yapılması kararlaştırıldı.

1930 yılında ekonomik krizin derinleşerek sürmesi ve toplumda ciddi huzursuzlukların başgöstermesi üzerine Mustafa Kemal, yakın arkadaşı olan Fethi Bey’i bir muhalefet partisi kurmakla görevlendirdi. 1930 yılı Ağustos ayı başında Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. İlk etapta CHF’den 15 milletvekili SCF’ye geçti. Yeni parti ülke çapında büyük heyecanla karşılandı. 5 Eylül’de yapılan İzmir Mitingi, Ege Bölgesinde rejime karşı genel bir ayaklanmaya dönüşme eğilimi gösterdi. Ekim ayında yapılan belediye seçimlerinde SCF’nin oy çoğunluğunu elde ettiği, ancak sandıklarda tahrifat yapılarak CHF’nin kazandırıldığı söylentisi yayıldı. Aralık ayındaki Menemen Hadisesi neticesinde SCF kendisini feshetti.

SCF deneyinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra CHF’nin Tek Parti yönetimi kökleşti. 1931 yılından toplanan Üçüncü Kurultay’da tüzük yenilendi ve partinin programı belirlendi. Bu kurultayda, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Milliyetçilik, Devletçilik, Halkçılık ve İnkılapçılıktan oluşan “Altı ok” partinin ana programı olarak belirlendi. Halkevleri adı altında CHF’ye bağlı bir taban örgütünün oluşturulmasına karar verildi.

Atatürk Dördüncü CHP Kurultayında 1934 yılında Birinci Beş Yıllık Plan devreye sokuldu. Devlet eliyle ağır sanayiin kurulmasını öngören plan, büyük ölçüde Sovyet kredileriyle finanse edildi. Demiryolları yapımına önem verildi.

1935 yılı Mayıs ayında toplanan Dördüncü Kurultay’da partinin adı Dil Devriminin getirdiği yeni anlayış uyarınca Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirildi. 1936 Haziranında yayınlanan bir genelgeyle bütün illerde parti il başkanlığı valilikle birleştirildi ve içişleri bakanı resen parti genel sekreterliği sıfatını üstlendi. 1937 Şubatında yapılan anayasa değişikliğiyle, CHP’nin “altı oku” TC anayasasına resmen dahil edildi. Böylece Tek Partinin devletle özdeşleşmesi süreci tamamlanmış oldu.

AKM Belleten – Cumhuriyet Tarihinde Bugün 17 Şubat * İZMİR İKTİSAT KONGRESİ

23 Nisan 1920 de Ankara’da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 2 Mayıs 1920’de 11 bakandan oluşacak hükümetin kurulması ile ilgili 3 numaralı kanunu kabul etmişti. Bu hükümette bir de İktisat Bakanlığı bulunmaktaydı.

Hükümetin programında mali ve ekonomik meseleler üzerinde önemle durulacağı da belirtilmişti. Ancak 1920-1922 yıllarında Türkiye, Kurtuluş Savaşı içinde bulunduğundan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin bu dönemdeki başlıca amacı yurdu istiladan kurtarmaktı. Savaşın gerektirdiği nedenlerle de, hükümet o sıralarda üretim ve endüstriye yatırım yapacak durumda değildi.

Ancak yönetici kadro zaferden sonra prensip olarak siyasi ve ekonomik bağımsızlığı öngörmüştü.

Lozan Konferansına ara verildiği sırada, İzmir İktisat Kongresi 1135 delege ile 17 Şubat ve 4 Mart 1923 tarihleri arasında toplandı. Kongre Mustafa Kemal Paşa başkanlığında Manisa temsilcisi Kazım Karabekir, Asım ve Fevzi Çakmak Paşalar ile Rus Büyükelçisi Aralof ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilof’un katılımları ile başlamıştır.

Kongre, yeni Türkiye’nin İktisat Politikasını belirlemek amacıyla toplanmıştır. Mustafa Kemal Paşa açış konuşmasında :

Yeni Türkiye’mizi layık olduğumuz düzeye eriştirebilmemiz için mutlaka ekonomimize birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü; zamanımız tamamen bir ekonomi devresinden başka bir şey değildir.

Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmamışlarsa, meydana gelen zaferler devamlı olamaz.

Ekonomi demek, her şey demektir, yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı için ne lazımsa onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir, her şey demektir.” demiştir.

Atatürk, bu Kongre’de ayrıcalık taşıyan yabancı şirketlerin millileştirilmesi üzerinde durmuş, gayri meşru rekabeti besleyen kapitülasyonlara son vermenin gerektiğini belirtmiş, ulusal görüşü iktisat politikalarına temel yapmanın zorunluluğu olduğunu söylemiştir. Kongre, iki haftalık bir çalışmadan sonra oybirliği ile kabul edilen ‘Misak-i İktisadi’yi yayımlayarak dağılmıştır.

Kurtuluş sonrası Türkiye’nin iktisadi bakış açısını belirleyen en önemli olay, İzmir İktisat Kongresi’dir. İzmir, Türk kurtuluşunun, bağımsızlığın simgesidir. Mustafa Kemal’in Ordusu, işgalci Yunan güçlerini yenilgiye uğratıp, 9 Eylül 1922’de İzmir’i işgalden kurtarınca, kent, siyasi kurtuluşun simgesi olur.

Ancak, 9 Eylül sonrası koşulları İzmir için çok ağırdır. İzmir büyük bir yangına sahne olmuş, bölgedeki bağ ve bahçeler sökülmüş, tarlalar yozlaşmış, ortalık harabeye dönmüştür. İktisat Kongresi’nin İzmir’de toplanması bir rastlantı değildir. İşgalin tüm ağırlığını hissetmiş, savaşın yıkımını yaşamış, iktisadi bakımdan çökmüş olan İzmir, İktisat Kongresi ile iktisadi kurtuluşun, kozmopolit ekonomik yapıdan ulusal ekonomik yapıya geçişin de simgesi olacaktır.

İzmir İktisat Kongresinde, Yeni Türkiye’nin ekonomik sorunları tartışıldı. Ayrıca, Lozan’da devamı istenen kapitülasyonlar ve diğer imtiyazların kabul edilmeyeceği ifade ediliyordu. Bu kritik devrede, ekonomik sorunları düzenlemek için kararlar alan İzmir İktisat Kongresinde savaşlardan yorgun çıkan halka, ekonomik yön vermek ve harap olan yurdu kalkındırmak için yapılması gerekenleri tespit etmek amaçlanıyordu. İzmir İktisat Kongresi sonunda; kongreye katılanlar oybirliği ile Misak-ı İktisadı kabul ederek, modern ve müreffeh Türkiye için canla başla çalışmaya and içti.

Tarım, sanayi, ticaret ve işçi kesimlerinden 1135 tem­silcinin katılımıyla toplanan bu kongrede, 12 madde­den oluşan “Misak- İktisadi (Ekonomi Andı)” kabul edildi.

İzmir iktisat Kongresi’nde üzerinde tartışılan konular şunlardır:

  • Ulusal endüstri kurulması Fabrika üretimine geçilmesi
  • Ulusal bir banka kurulması Kapitülasyonların kaldırılması (Ulusal bağımsızlığı sağlamanın temel koşuludur.)
  • Tekellere izin verilmemesi
  • Toprak reformunun yapılması
  • İşçi sendikalarının ve meslek örgütlerinin oluşturul­ması
  • Demiryolu yapımına önem verilmesi
  • Hammaddesi yurt içi kaynaklardan sağlanan alanlar­da üretime önem verilmesi
  • Aşar vergisinin kaldırılması
  • Hayvan hastalıklarıyla mücadele edilmesi
  • Kabotaj hakkının elde edilmesi
  • Gerekli eleman yetiştirecek eğitim okullarının açılması
  • Stratejik yatırımların devlet eliyle yapılması
  • Koruyucu gümrük vergileriyle sanayicinin korunması
  • Borsaların kambiyo merkezlerinin millileştirilmesi
  • Kredi olanaklarının artırılması
  • Köylere telgraf, telefon, sağlık ve ulaşım hizmetlerinin getirilmesi

İzmir – İktisat Kongresi Görüşler ve Değerlendirmeler * PROF. DR. ZEKİ HAFIZOĞULLARI

Giriş

İzmir – İktisat Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “köklerini “ bilmede, dünü anlamada, bugünü kavramada ve yarına bakmakta hala çok önemli ekonomik, toplumsal, siyasi ve hukuki bir belge olma niteliğini taşımaktadır.

Ancak, İzmir İktisat Kongresi, her nedense “hukuki bakımdan” hiç veya yeterince değerlendirilmemiştir1.

Gerçekten, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi her yıl şenliklerle anılırken, üzerlerine bilimsel toplantılar yapılırken, her nedense eş değerde olan İzmir İktisat Kongresine hakkettiği önem verilmemiş2, hatta kongrenin yapıldığı ev yıkılmış ve yerine düşünülmeden otopark yapılmıştır. Bu, İzmir İktisat Kongresine hiç veya yeterince değer verilmediğinin bir kanıtıdır. Fazla söze gerek yoktur. İşin vahametini anlamak için, Atatürk hakkındaki araştırmalarda İzmir İktisat Kongresine ne kadar yer verildiğine bakmanın yeterli olduğu kanaatindeyiz.

Oysa, Atatürk, …” Efendiler, Hey’et-i aliyenizin bugün akdedmiş olduğu İktisat Kongresi çok mühimdir. Çok tarihidir. Nasıl ki Erzurum Kongresi felaket noktasına gelmiş olan bu milleti kurtarmak hususunda Misak-ı Millinin ve Teşkilat-ı Esasiye Kanununun ilk temel taşlarını tedarik hususunda amil olmuş, müessir olmuş müteşebbis olmuş ve bundan dolayı tarihimizde, tarih-i millimizde en kıymetli ve yüksek hatırayı ihraz etmiş ise, kongreniz dahi milletin ve memleketin hayat ve halas-ı hakikisini temine medar olacak düsturun temel taşlarını ve esaslarını ihraz edip ortaya koymak suretiyle tarihte büyük namı ve çok kıymetli bir hatırayı ihraz edecektir… Bu kadar kıymetli ve tarihi kongrenizi küşüt etmek şerefini bana bahşettiğinizden dolayı hassaten arz-ı teşekkür ederim… Ve böyle bir kongreyi akdeden sizlersiniz. Bundan dolayı sizi şayan-ı tebrik görür ve tebrik ederim… Kongre kuşat edilmiştir efendim.” derlendirmesini yaparak, İzmir İktisat Kongresinin “memleketin hayat ve halas-ı hakikisinde” ne kadar çok önemli olduğunu açıkça ortaya koymuştur3-4.

“İzmir İktisat Kongresi tarihte ilk defa ihraz-ı mevki-i bülend edecek bir kongredir”5

İzmir İktisat Kongresi, burada, bir iktisat sistemi veya doktrini, bir mevzuat taslağı, bir tarih tezi, vs., olarak değil, ama sadece “memleketin hayat ve halas-ı hakikisini temine medar olacak düsturlar” bütünü olarak ele alınacak6 ve dolayısıyla zorlu bir Kurtuluş Savaşı içinde ve sonrasında “kan ve irfanla” biçimlenen “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin” toplumsal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenlerinin niteliklerinin neden ibaret olduğu saptanmaya çalışılacaktır.

İzmir İktisat Kongresinin Yapıldığı Tarihi Dönem

İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihinde toplanmıştır7. Bu tarihte Lozan Konferansı kesintiye uğramış, tabii “Cumhuriyet” henüz ilan edilmemiştir.

Amasya Tamimi nasıl kurtuluş Savaşını başlatan ve bu “savaş boyunca güdülen amaç ve esasların”8 hukuki temel metnini oluşturmuşsa9, İzmir İktisat Kongresi de, 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ nin ve bu cumhuriyetin niteliğini oluşturan Devrimlerin temel metnini oluşturmuştur.

Gerçekten, Lozan Konferansında, tarihi eskiye giden bir ulusun siyasi-hukuki biçimi olarak doğan yeni bir Devletin bir kurtuluş savaşı ortamında oluşmakta olduğu görülmüş, bu devletin toplumsal, ekonomik, siyasi yapısının ne/nasıl olacağı sorusu zihinleri işgal etmeye başlamış, savaşı kaybeden devletler bu belirsizlikten yararlanarak üstüne üstlük bir de “baskın çıkmaya” çalışmışlardır10.

İşte, İzmir İktisat Kongresi, Lozan Konferansının dağıldığı, Türk Heyetinin konferansı terk edip yurda döndüğü, ulusal sıkıntıların “had safhada”‘ olduğu bir sırada, Kurtuluş Savaşının noktalandığı İzmir’de, ülkenin biç çok yerinden gelen, toplumu oluşturan sınıfları ve/veya “grupları” temsil eden 1135 delege ile toplanmıştır11.

İzmir İktisat Kongresinin, dünya kamuoyuna, bugün de geçerli, tek bir duyurusu olmuştur.

Uygar başka uluslar kadar uygarız.

“ Milletimiz mazisinden değil, artık istikbalinden mesuldür”12

Evreni Farklı Bir Algılama Biçimi Laik toplumsal düzen

Toplumlar, egemenliklerinin veya kendileri ile biçimlendikleri hukuk /devlet düzenlerinin maddi kaynağının, ya “beşeri irade” olduğu varsayımına ya da “ilahi irade” olduğu varsayımına dayandırmaktadırlar13.

Zaten bir üçüncü olasılık da mevcut bulunmamaktadır.

Bir toplum kendisinin veya kendisinin biçimi olan hukukunun maddi kaynağını ilahi iradede buluyorsa, tüm görünümleri ile birlikte o toplumun düzeni teokratik toplum düzenidir, o hukuk düzeni teokratik bir hukuk düzenidir. Buna karşılık, eğer bir toplum kendisinin veya kendisinin biçimi olan hukukunun maddi kaynağını beşeri iradede buluyorsa, tüm görünümleri ile birlikte o toplum düzeni laik toplum düzenidir, o hukuk düzeni laik bir hukuk düzenidir. Bir toplumun hukukunun maddi kaynağı esas olarak ilahi irade olmasına rağmen, o toplumda ilahi irade yanında egemenin onunla çatışmayan kurallara veya örfi kurallara da geçerlilik sağlanmışsa, toplumun düzeni, kiminin ileri sürdüğünün tersine14, laik toplum düzeni değildir, tersine tüm tezahürleriyle “teosantrik “, yani buyurma erki tanrı merkezli toplumsal düzendir.

Genelde kabul edildiği üzere, Osmanlı İmparatorluğunun Düzeni, teokratik [veya teosantrik] toplum düzenidir15. Gerçekten, Osmanlı Devleti “ saltanat-ı şahsiye ve en son beş on sene zarfında saltanatı meşruta esasına müsteniden idare-i hükümet “ etmiştir. “ Saltanat-şahsiyede her hususta yalnız tacidarların arzusu, emel ve iradeleri hakimdir “. “ Milletlerin arzu, emel, irade ve ihtiyaçları mevzubahis olmaktan uzaktır. Millet amal ve iradesinden tecerrüt etmiştir. Tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyat-ı ilahiye farzederler. Etrafını alan menfaa4erestan padişahın zihniyet ve arzusunu bir lazime-i semaiye, bir lazime-i Kur’aniye gibi herkese telkin ederler. Bu telkinat karşısında birgün bütün halk, bu arzu ve iradelerin – bila muhakeme iradat-ı semaviye olduğuna kanı olur”16.

Amasya Tamimi, tarihimizde ilk kez, “Vatanın bütünlüğü, milletin istiklali tehlikededir… Milletin istiklalini gene milletin azim ve kararı kurtaracaktır” emriyle, buyurma erkinin, yani egemenliğin kaynağının millet olması, yani beşeri irade olması esasını kabul etmiş olmaktadır. Erzurum ve Sivas kongrelerinde daha da çok kökleşen bu düşünce, kaynağı beşeri irade olan bir kurucu iktidar17 olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve onun Hükümetini ortaya çıkarmıştır. Böylece, TBMM, “ kurucu iktidar “ olarak, Anayasasını yapıp hükümetini kurmakla, uluslararası hukukun bir süjesi olmuş, dolayısıyla “Devlet” olma kimliğini kazanmıştır. İşte, İzmir-İktisat Kongresinde, “ziraat, Sanayi, Ticaret ve İşçi zümreleri” temsilcileri ve konuşmacı veya yönetici olarak katılan TBMM Hükümeti temsilcileri, tek vücut olarak, henüz oluşmamış bulunan ve ileride oluşacak olan “kurulmuş iktidarın” [ki daha sonra ismi Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır] esasları kurucu iktidarca belirlenmiş olan temel niteliğinden vazgeçilemeyeceğine işaret etmektedirler18.

Gerçekten, “Misak-ı İktisadi Esasları”, 1. maddesinde “Türkiye, Milli hudutları dahilinde, lekesiz bir istiklal ile dünyanın sulh ve terakki unsurlarından biridir. “ ilkesini ilan ederken, 2. Maddesinde, “Türkiye halkı milli hakimiyetini, kanı ve canı pahasına elde ettiğinden, hiç bir şeye feda edemez, ve milli hakimiyete müstenit olan meclis ve hükümetine daima zahirdir.” ilkesini ilan etmiştir. Böylece, “egemenliğin kaynağının beşeri irade olması” ilkesi, sadece kurucu iktidarın ve onu temsil eden kişilerin değil, aynı zamanda o kurucu iktidarı doğuran halkın temsilcilerinin sesi olmuştur19.

Bu demektir ki, İzmir-İktisat Kongresi, kararlarında, oluşacak kurulmuş iktidarın, yani barış antlaşmasından sonra kurulacak Devletin temel biçimini kesin olarak belirlemiş olmaktadır. Kurulacak bu devlette, üç unsurundan, egemenlik unsurunun kaynağının “beşeri irade” olduğu , insan unsurunun “millet” olduğu, toprak unsurunun uğruna savaş verilen ancak henüz uluslararası bir antlaşma ile sınırları çizilmemiş olan “Anadolu topraklan” olduğu kabul edilmiştir. Esasen Lozan Konferansına katılan devletlere de bir mesaj veren İzmir İktisat Kongresi, kurulacak devletin düzeninin, en başta, “laik devlet”, “milli devlet “ ve bu iki ilkenin zorunlu sonucu olarak “cumhuri devlet düzeni20 olmasına işaret etmiştir21. Gerçekten, daha sonra, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasasının, , yani Teşkilatı Esasiye Kanununun, “Türkiye devleti bir cumhuriyettir” ( m.l ) , “ Hakimiyet bilakaydüşart milletindir” (m.2 ) temel ilkelerine yer vermiş olduğunu görüyoruz.

Hukukun kaynağının beşeri irade olması esasını, ayrıca, Atatürk’ün İzmir-İktisat Kongresini açarken yapmış olduğu konuşmada buluyoruz. Gerçekten, Atatürk, Teşkilat-ı Esasiye Kanunundan söz ederken, “…Bu devletin hayatında bila kayd-u şart hakimiyetin milletin uhdesinde kalacağını ifade eden kanundur “ , “…Bu kanun hâkimiyetin milletin uhdesinde kalabilmesi için halkın bizzat kendi iradesini şart kılan bir kanundur “ diyerek inatla Devletin temel düzeninin “ laiklik devlet düzeni “ olduğuna ve olması gerektiğine işaret etmiştir. Atatürk, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin milletten aldığı veçhile istiklal-i tam, ha-kimiyet-i Milliye umdelerine istinaden milleti zengin, memleketi mamur etmekten ibarettir “, “…Bu umde icabı bütün cihan bilmelidir ki, artık Türkiye halkı; hakimiyetini hiçbir şahıs ve makama veremez. Hakimiyet demek şeref demek, namus demek, haysiyet demektir. Bir milletten bu evsaf-ı medeniye ve insaniyetin terkini talep etmek onu insanlıktan çıkarmak demektir” düşüncesiyle, mevcut kurucu iktidarın ve bu iktidar eliyle ileride kurulacak kurulmuş iktidarın temelinin laik devlet düzeni olduğunu söylemektedir.

Görüldüğü üzere, devletin unsurundan biri olan egemenliğin kaynağının beşeri irade olması, yani millete ait bulunması, açıkçası laik devlet düzeni, bu düşüncede, sadece barış antlaşmasından sonra kurulacak “kurulmuş iktidarın” zorunlu bir şartı değildir, aynı zamanda Türk Toplumunun ulaşılması gereken bir “uygarlık düzeyi”, edinmesi zorunlu bir “insanlık” göstergesidir.

Misak-ı İktisadi Esasları

Özünü milli iradenin / millet iradesinin, yani beşeri iradenin oluşturduğu bir toplum/ hukuk/ devlet düzeninin kurulması çabaları, doğaldır ki siyasallaşarak uluslararası alemin bir üyesi, dolayısıyla uluslararası hukukun bir süjesi olmak sıfatını kazanan toplumun, bu öze oturan yeni bir içerik kazanmasını zorunlu kılmıştır. Bu husus, İzmir İktisat Kongresinde, “ Misak-ı İktisadi Esasları “ kavramıyla ifade edilmiştir22.

İzmir-İktisat Kongresinde alınan kararlara ve yapılan konuşmalara bakıldığında, “Misak-ı İktisadi Esasları” kavramıyla kastedilen şey, siyasallaşarak “ Devlet “ kimliği kazanmış Türk toplumuna sadece basit bir “ ekonomik model “ kazandırmak değildir, tersine tarihi tahlil ederek, laiklik baz olmak üzere, “Türkiye halkının” veya “yeni Türkiye Devletinin” toplumsal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel yapılarını belirlemektir23.

Gerçekten. “ Bütün Türkiyenin Ziraat, Sanayi, Ticaret ve İşçi zümrelerinden müntehab bin yüz otuz beş murahassın iştirakiyle İzmirde in’ikat eden ilk (Türkiye İktisat Kongresi ) nin müttefikan kabul ettiği (Misak-ı İktisadi ) esaları “nın 2. Maddesinde, “ Türkiye halkı milli hakimiyetini, kanı ve canı pahasına elde ettiğinden, hiç bir şeye feda edemez, ve milli hakimiyete müstenit olan meclis ve hükümetine daima zahirdir “24 esasına yer verilerek, her çeşit toplumsal, iktisadi, siyasi ve hukuki “toplumsal oluşumun “ temelinin beşeri irade olmasını zorunlu kılmıştır.

Atatürk, “ Milletimizin halas-ı kat’ı ve hakikiye mazhar olabilmek için iki umdeye istinadın şart olduğunu anladı. Onlardan birincisi Misak-ı Millinin ifade ettiği ruh ve mana “, “ İkincisi: Teşkilat-ı Esasiye Kanunumuzun tesbit ettiği gayr-ı kabil tebeddül hakayık “. “ Misak-ı Milli, milletin istiklali tanımını temin eden ve bunun için iktsadıyatında inkişafına mani olan bütün sebepleri bir daha avdet etmemek üzere lağveden bir düsturdur”. “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu…bu devletin hayatında bila kayd ü şart hakimiyetin milletin uhdesinde kalacağını ifade eden kanundur.” tesbitini yapmakta25, tam bağımsızlık temeline dayalı olarak, “Milli egemenlik” ile “iktisadi egemenlik” arasında mutlak bir “korelasyon” kurmakta ve “ Hakimiyeti-ı Milliye, Hakimiyet-ı iktisadiye ile tersin edilmelidir26” demektedir.

Gerçekten, Atatürk, “ Dahil olduğumuz halk devrinin, milli devrin milli tarihini de yazabilmek için kalemler, sapanlar olacaktır.”, “Bence halk devri, iktisat devri mefhumiyle ifade olunur. Öyle bir iktisat devri ki memleketimiz mamur, milletimiz müreffeh ve zengin olsun.27” ..” Öyle bir iktisat devri ki, artık milletimiz insanca yaşamasını bilsin…28”, “…iktisadiyat demek her şey demektir. Yaşamak için, mesut olmak için ne lazımsa bunların kaffesi demektir, ziraat demektir, ticaret demektir, say demektir, herşey demektir”, “…yeni hükümetimizin bütün esasları, bütün programları iktisat programından çıkmalıdır. Çünkü…her şey bunun içinde mündemiçtir..29” diyerek, “ iktisat devri “ terimini sadece toplumun “ekonomik düzenini” ifade etmek için değil, aynı zamanda toplumun toplumsal, siyasi, hukuki, vs. temel düzenlerini ifade etmek için kullanmıştır.

O halde, İzmir-İktisat Kongresinde, milleti temsil eden halk sınıflarının içinden ve onlar tarafından seçilmiş olan temsilcileri30, “Misak-ı İktisadi Esasları” adı altında, bir “kurtuluş savaşı “ sonunda siyasi kimlik kazanan ve hasımları karşısında barış masasına oturan bir toplumun, “beşeri irade” esas olmak üzere oluşacak ekonomik, toplumsal, siyasi ve hukuki temel düzenlerini tespite çalışmışlardır.

Devletin Siyasi Düzeni Milli Devlet

1921 Anayasası Kurtuluş Savaşına meşruiyet sağlayan milli irade ilkesini benimsemiş olmakla birlikte, savaş sonrasında oluşacak devletin niteliklerini açıkça belirlememiştir. İzmir İktisat Kongresinde, milli iradeye dayalı olarak oluşturulması tasarlanan devletin, “ulus devleti” veya “milli devlet” olması esası doğrulanmakla kalınmamış, bu konunun artık bir zorunluluk olduğu kabul edilmiştir ( Misak-ı İktisadi Esasları, m.2 ).

Gerçekten, Atatürk, “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Osmanlı İm-paratorluğunun, devletinin tarihe münkalib olduğunu idrak eden, onun yerine yeni Türkiye Devletinin kaim olduğunu ilan eden bir kanundur” “Bu devletin hayatında bila kayd-ü şarta hakimiyetin milletin uhdesinde kalacağını ifade eden bir kanundur”, “Türkiye halkı hakimiyetini hiçbir şahıs ve makama veremez” diyerek31, bir yandan ulus devletinin, milli devletin atılan temelinin korunması zorunluluğuna işaret ederken, öte yandan, örtülü olarak, ilerde devletin şeklinin “cumhuriyet” olması gereğine işaret etmektedir. Zaten, daha sonra, 1924 Anayasası, “Türkiye Devleti bir cumhuriyettir” hükmüne yer verecektir.

Ancak, bazılarının iddiasının tersine, “ulus ( = millet ) devleti” veya “milli devlet”‘ ile” Faşizm” ve “Nazizim” biribirine karıştırılarak İzmir İktisat Kongresi değerlendirilmemelidir. İzmir İktisat Kongresinde, ne Faşizmi, ne de Nazizmi çağrıştıran bir karara veya beyana rastlanmaktadır. Gerçekten, Kongre metinlerinde, hem “korporativizm”32 düşüncesine, hem de ari veya üstün ırk düşüncesine dayalı bir toplum/millet/devlet anlayışına yer verilmemiştir . “Devletçiliğin”, ileride de belirtilecek, korporativizm ile uzaktan yakından her hangi bir ilişkisi bulunmamaktadır3’ Üstelik, ne o günkü hukuk metinlerinden ne de daha sonraki hukuk metinlerinde “milletin nesnel anlayışına”, yani milleti üstün bir ırka veya belli tek bir ırka yahut belli birkaç ırka dayandırma anlayışına işaret eden bir hükme rastlanmaktadır. Türk hukuk düzeni, dün olduğu kadar bugün de, hangi ırktan veya inançtan olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devletine “vatandaşlık bağı” ile bağlı olan herkesi “Türk” saymakta ve kanun önünde eşit haklarla donatmaktadır34.

Öte yandan İzmir İktisat Kongresinde “imtiyaza” ve “sınıfçı”35 bir toplum/hukuk/devlet düzeni özlemine de rastlanmamaktadır. Misak-ı İktisadi Esasları, 11. maddede, “Türkler, hangi sınıf ve meslekte olurlarsa olsunlar, candan sevişirler”36 demektedir. Atatürk, Kongreyi açış konuşmasında, hem sınıf kavramını ideolojik anlamlarından farklı anlamakta, hem de bir tarih tezi olarak toplumda sınıf çatışması kavramını reddetmektedir. Gerçekten, Atatürk, “Bizim halkımızın menfaatleri yek-diğerinden ayrılır sunuf halinde değil bilakis mevcudiyetleri, muhassala-i mesaisi yekdiğerine lazım olan sınıflardan ibarettir. Bu dakikada Sami’lerinin çiftçilerdir, sanatkarlardır, tüccarlardır ve ameledir. Bunların hangisi yekdiğerinin muarızı olabilir. Çiftçinin sanatkara, sanatkarın çiftçiye ve çiftçinin tüccara ve bunların hepsine, yekdiğerine ve ameleye muhtaç olduğunu kim inkar edebilir” demektedir. Mahmut Esat Bozkurt, Kongredeki konuşmasında, devletin oluşturulacak yapısının asla ideolojik bir devlet yapısı olmayacağına işaret etmiştir’7.

Görüldüğü üzere, İzmir İktisat Kongresine hakim olan düşünce, demokrasi “minimum” olarak halkın kendinin koyduğu kurallarla kendini yönetmesiyse38, ülkenin koşullarına uygun demokratik bir devlet düzeni39 özlemidir. Öyle bir toplumsal-siyasi düzen olmalıdır ki, “Bugün mevcut olan fabrikalarımızda ve daha çok olmasını temenni ettiğimiz fabrikalarımızda kendi amelemiz çalışmalıdır, müreffeh ve memnun olarak çalışmalıdır. Ve bütün bu saydığımız sınıflar aynı zamanda zengin olmalıdır. Ve hayatın lezzet-ı hakikisini tadabilmelidir ki çalışmak için kudret ve kuvvet bulabilsin40

Milli İktisat

Osmanlı Devleti esas olarak “ Saltanat-ı şahsiye “ ve bunun zorunlu sonucu olarak her hususta yalnız buyuranların arzu, emel ve iradelerinin hakim olduğu toplumsal-siyasi bir düzendir41

Kuşkusuz , böyle bir toplumsal-siyasi düzende, bir milli iktisattan söz edilemez42.

Milli iktisat, ancak esaslarını millet egemenliği veya milli egemenlik esasında bulan toplumsal-siyasi düzenlerde söz konusu olabilir.

İzmir- İktisat Kongresini açış konuşmasında, Atatürk, bilinçli bir biçimde “halk .devri”, “milli devir”, “milli tarih”, “iktisat devri’“,”milli iktisat “, vs. kavramlarına yer verilmiş, bir kurtuluş savaşı içinde doğan ve biçimlenmekte olan “Devletin” ekonomik düzeninin “milli iktisat düzeni” olacağına işaret etmiştir43. Mahmut Esat Bozkurt, “Ben hakimiyeti mil-liyeyi, milli hakimiyet-i iktisadiye olarak anlarım. Böyle olmazsa ha-kimiyet-i milliye bir ( serab ) olur”44 demektedir. İzmir- İktisat Kongresi tutanaklarında, inatla “milli istihsali temin”, “madenleri kendi milli istihsali için işletmek”, “çocukları iktisadi misaka göre yetiştirmek”45, “dahili ve milli sanayi’in inkişafı”46, “ kabotajda hakk-ı istiklalimizin tamamen istimal edilmesi”47, “aşarın lağvı”48 ve “Türkiyede yaşayan bütün efrada şamil olmak üzere…bir vergi ihdas edilmişi”, “inhisar sisteminin ref i”49, “…tütün reji inhisarinin ilgası..50” vs. kavramlarına yer verildiği görülmektedir. O halde, bu demektir ki, Lozan Barışının akdine tekaüdüm eden İzmir İktisat Kongresinde, Devletin ekonomik temel düzeninin, mutlak surette “milli iktisat düzeni” olmasına karar verilmiştir.

İzmir İktisat Kongresi, milli iktisadı dizaynda, o gün cari olan belli bir ideolojiye veya belli bir ekonomi doktrinine itibar etmemiştir. Bu, kongrede alınan kararlardan çıkarılabildiği kadar, kongrede yapılan konuşmalardan da açıkça çıkarılabilmektedir. Gerçekten, Mahmut Esat Bey, konuşmasında, “ Biz iktisat meslekleri tarihinde mevcut mekteplerden hiç birine mensub değiliz. Ne ( Bırakınız, geçsinler, bırakınız yapsınlar ) mektebine, ne de sosyalist komünist , etatist veya himaye mekteblerinden değiliz” ….”zikrettiğim mekteplerden hiç birine mensub olmamakla beraber memleketimizin ihtiyacına göre bunlardan istifade etmeyi de ihmal etmeyeceğiz1’“ demektedir.

“ Yeni Türkiye muhtelit bir iktisat sistemi tatbik etmelidir. İktisadi teşebbüs kısmen devlet ve kısmen teşebbüs-i şahsi tarafından deruhte edilmelidir”52.

Ancak, “iktisadi teşebbüsün” kısmen devlet tarafından üstlenilmiş olması, bir faşizm kurumu olan ne kollektivizmin ne de korporativizmin kabul edildiği anlamına gelmektedir. Daha sonra bu düşüncenin esini olarak 1924 Anayasasına giren Devletçiliğin53, Mahmut Esat Beyin de belirttiği üzere, bu müesseselerle uzaktan yakından her hangi bir ilişkisi bulunmamaktadır.

Bu durumda, Yeni Türkiye Devletinin iktisadi temel düzeni, devletin “işletme bazında” ekonomik hayata girmesinin istenmesine rağmen54, o günün koşullarında oluşmuş, özünde kendine özgü bir “Pazar Ekonomisi” düzenidir55.

Gerçekten, bu yeni iktisadi düzende başta tekelin ve tekel sistemlerinin yeri yoktur56. Kimse yabancı sermayeye karşı değildir57, “..bizim memleketimiz vasidir. Çok say ve sermayeye ihtiyacımız var. Kanunlarımıza riayet şartiyle ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeğe her zaman hazırız. Ecnebi sermayesi bizim say’imize inzimam etsin ve bizim ile onlar arasında faideli neticeler versin”.58 Ülke dahilinde ticaret tamamen serbest kılınmış, imtiyaz verilmesi şeklindeki tüm tekeller kaldırılmıştır.59 Aşar lağvedilmiş, “Türkiyede yaşayan bütün efrada şamil” modern bir vergi sisteminin getirilmesi kabul edilmiştir.60 Faiz sistemi o günün koşullarında ekonomisinin ihtiyaçlarına uygun hale getirilmiştir.61

Kısacası, İzmir iktisat Kongresi, kurtuluş savaşı vermiş bir ulusun, bünyesine uygun bir pazar ekonomisi düzeni temel olmak üzere, uygar dünya ile bütünleşme iradesini ifade etmektedir.

Milli Toplum

İzmir İktisat Kongresi, toplumu, “milli toplum” veya aynı şey “ulus toplumu” olarak algılamaktadır. Gerçekten, Misak-ı İktisadi Esasları’nın 2. Maddesinde “Türkiye halkının milli hakimiyetini canı ve malı pahasına elde etmiş olduğundan” söz edilmektedir . Atatürk, kongredeki konuşmasının birçok yerinde, “milletimizi temsil eden halk sınıfları”, “halkın sesi”, “milletimizin” , “Millet” , “Türk milleti”, “milli devir” , “halk devresi”, “Türkiye halkı”, “Millet meclisi”, “milli devrin milli tarihi”, vs. kavramlarına yer vermiştir62. Ayni ve benzer kavramlara sıkça diğer konuşmalarda ve kongre metinlerinde de rastlanmaktadır. Bu demektir ki, İzmir İktisat Kongresi, “milli hakimiyet” kavramı ile “Türkiye halkı” veya “Türk milleti” kavramı arasında zorunlu bir bağıntı kurmuş, dolayısıyla halen savaş içinde bulunan ve bir barış antlaşması sonunda kimliği belirlenecek olan Devletin insan unsurunun niteliğinin “millet”, “halk” olması esasını benimsemiştir.

Böylece, İzmir İktisat Kongresinde, bir yandan her çeşit “ümmetçi toplum” modeli reddedilirken, öte yandan “imparatorluk toplumu” modeli ve “halklar” veya “halkların kardeşliği “ esasına dayanan Marksçı -Leninci düşüncenin “proletarya toplumu” veya kollektivist toplum modeli de reddedilmiştir. Gerçekten, Atatürk, bir yandan “Tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet-i ilahiye farzederler” vs. 63 ifadesiyle Osmanlı İmparatorluğu ümmetçi toplum düzenine karşı çıkarken, dolayısıyla her çeşit ümmetçi toplum modelini açıkça reddederken, öte yandan “Bizim halkımızın menfaatleri yekdiğerinden ayrılır sunuf halinde değil bilakis mevcudiyetleri muhassala-i mesaisi yekdiğerine lazım olan sınıflardan ibarettir”64 diyerek, halklar kavramına dayanan proleter toplum modelini de reddetmektedir. Benzer düşünceler, farklı ifadelerle, diğer konuşmacıların konuşmalarında da yer almaktadır65.

Devletin insan unsurunun “millet” veya “ulus” veya “halk” olmasının başta gelen sonuçları, bir yandan “milli değerler” ve “ laik ahlak,6667” esasının benimsenmesi olurken, öte yandan “tevhid-i tedrisat” yani “eğitimde birlik” esasının, açıkçası “milli eğitim”68 esasının benimsenmesi olmuştur.

Gerçekten, “Misak-ı İktisadi Esasları”, 12. Maddesinde, Türk kadını ve kocası çocukları iktisadi misaka göre yetiştirir” derken, yaygın ve örgün eğitim dahil, toplumsal her tezahürde temel ilkenin milli hakimiyet esası (m. 3) olduğuna işaret etmiştir. Bu bağlamda olmak üzere, Misak-ı İktisadi Esasları, “Milli hudutlar dahilinde” bağımsızlığı, barışçılığı ve ilerlemeyi (m.l ) milli değer saymıştır. Türkiye halkının “milli hakimiyete müstenit olan meclis ve hükümetine daima zahir olması” (m. 2) , “ormanlarını evladı gibi sevmesi”( m.5 )69 vs., Misak-ı İktisadi Esaslarında milli değerler olarak ifadesini bulmuştur. Öte yandan, Misaki-ı İktisadi Esaslarında, m. 3,4,5, 6,7,9,10 ve 11., Türkiye halkının, milli hakimiyet esasına dayalı, laik/ evrensel ahlaki değerleri belirlenmiş, böylece daha barış görüşmeleri aşamasında Türkiye halkının, temsilcileri barış görüşmesine katılan halklar kadar uygar olduğuna, ve etik değerlere sahip bulunduğuna işaret edilmiştir.

İzmir iktisat Kongresinde, o güne kadar Türk toplumda cari “ümmetçi eğitim” düzeni yerine “milletçi eğitim” düzeni konulmuştur70. Gerçekten, İzmir İktisat Kongresinde, “Ziraat ve Maarif Meseleleri “ başlığı altında, milli toplumun ihtiyacı olan eğitimin temel esaslarına işaret edilmiştir: Tüm okullarda “sanayi ve ziraatın ameli olarak gösterilmesi” emredilmiştir. Böylece, herhalde ilk kez, salt ezberci ( = nazari ) bir eğitim sisteminden, uygulamalı ( =ameli ) bir eğitim sistemine geçilmiştir71. “ Her Livada birbirine yakın olan köyler için kafi arazisi olan leyli birer iptidai mektebi açılması ve bu mekteplerde iptidai derslerle beraber ameli ve nazari basit ziraat dersleri gösterilmesi”72 emredilerek “Yatılı Bölge Okullarının” temeli atılmıştır . Öte yandan “ Köylerdeki iptidai mekteplerin mutlaka beş dönümlük bir bahçesi ve iki ineklik fenni bir ahır ve kümesi yeni usul bir arılığı ve muallimler için iki odalı bir evi olması ve arazinin bir kısmı sebze ve bir kısmı çiçek bir kısmı da fidanlığa tahsis edilerek muallimlerin nezareti altında bizzat talebe tarafından idare edilerek masraf ve hasılatının köy muallimlerine ait olması ve bu suretle çocuklara ameli olarak çiftçiliğin öğretilmesi ve münevver zevatın da köylerde yerleşmesinin teşvik teşviki”73 emredilerek, “köyün kentleştirilmesi” düşüncesinin ve daha sonra “ Köy Okulu” ve “Köy Enstitüsü” eğitim düzeni74 adıyla ortaya çıkacak olan yeni bir milli eğitim düzeninin temelleri atılmıştır. Seyyar Ziraat Mektebi açılması, ahlaka aykırı olmamak kaydıyla yeni bir iletişim aracı olan sinemadan yararlanılması emredilmiştir75.

Öte yandan, “Asayişin temini için maarifin neşri ve cehaletin izalesi” emredilmiştir76. Bu bağlamda olmak üzere, “Köylerin toplu bulundurulması, gerek inzibatı temini ve gerek maarifin intişarı için pek ziyade faydalı bulunmuş”77 tur. Bu düşünce, bizce, her halde, daha sonra sıkça savunulan köyleri birleştirme, kentleştirme, vs. düşüncelerinin ve bunlardan biri olan “Köykent” düşüncesinin esin kaynağı olmuştur.

Toplumun ve devletin kurucu unsuru, Kelsenci bir ifadeyle “temel normu” olan “milli hakimiyet” esasının78 zorunlu bir sonucu olarak, İzmir İktisat Kongresinde din, Türk halkının kimliğini oluşturan milli bir değer olarak değil ama, sadece toplumsal yüce bir değer olarak algılanmıştır. Gerçekten, Türkiye halkının “mukaddesatını” saldırılara karşı korumayı vazife bilmesi, emredilmiştir79 ve “Türk dinine …düşman olmayan milletlere daima dosttur”80 denmiştir. Bu bağlamda olmak üzere, “Milletimiz mazisinden değil artık istikbalinden mesuldür”81 diyen Kongre Başkanı Kazım Karabekir, “…düşmanlarımız Türk milletini taassub ile it-tiham etmektedirler…Türk müteassıb değildir. Fakat dindar ve salabetlidir. Faydalı olan her yeniliği severek alır. Fakat bugün maarifin en son programlarını çizen en müterakki milletler bile mektep talebelerine yövmiye en az onbeş dakika incil-i şerif okuturken ve dini günlerde mabetlerini çoluk çocukla doldururken, bizim dinimize olan sadakatimizi taassubla,cehl ile ittiham etmek isteyenleri Türkün dinine, ahlakına, hatta yazısına kadar dil uzatanları da Türk oğlu insaniyete ve medeniyete davet eder “ diyerek, Kurtuluş savaşı içinde oluşan milli toplumun toplumsal yüce bir değeri olan kutsal dini yüceltmiş ve vazgeçilmezliğine işaret etmiştir.

Milli Hukuk

Milli hakimiyet kavramı ve hukuk arasında zorunlu bir bağıntı bulunmaktadır.

Beşeri irade tarafından konulmayan bir şey hukuk kuralı olmaz82. Zira, “ deney verisi” tek hukuk, kaynağı beşeri irade olan hukuktur83.

Madem İzmir İktisat Kongresi tek egemenin “millet” olduğunu kabul etmiştir, milletin/ ulusun / halkın hukuku, ister yazılı isterse örfi olsun, o milletin / ulusun / halkın iradesinin bir tezahürüdür84.

Madem “Türkiye halkı milli hakimiyetini…hiç bir şeye feda edemez…” ve madem Türkiye halkı hakimiyetini meclisi ve hükümeti eliyle kullanmaktadır, “Türk hukuk düzeni” Türk halkının iradesinin “kanun” biçiminde tezahüründen başka bir şey değildir85.

Tabiidir ki, milletin kendi serbest, hür iradesiyle yarattığı hukuk, milli hukuktur.

İzmir-İktisat Kongresi, milli toplum, milli iktisat, milli siyaset ,vs. olgularının içinde devindiği ortam olarak bir Kurtuluş savaşı içerisinde oluşmuş bulunan milli Devletin hukuk düzeninin, yani milli hukuk düzeninin oluşturulması projesidir. Gerçekten “ Bu yeni Türkiye’nin adına çalışkanlar diyarı denir”86 diyen Atatürk, “Türkiye İktisat Kongresi tarihte ilk defa ihraz-ı mevki-i bülend edecek bir kongredir. Ve sizler bu memleketin ihtiyacını, milletin ihtiyacını ve milletin kabiliyetini ve bunun karşısında dünyada mevcut olan çok kuvvetli iktisat teşkilatını nazar-ı dikkate alarak, alması lazımgelen tedbirleri kemal-i vuzuh ile teati ve tespit etmelisiniz. O tedbirler tatbik oldukça memleketimizin nurlara, feyizlere müstagrak olsun”87 demekte ve “Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümetiniz tabii milletin amali dairesinde terakki ve teceddüde tamamen taraftardır. Bunun için mülk ve millete nafi ittihaz edeceğnayi tedbirleri memnuniyetle nazar-ı dikkate alacaktır”88 uyarısında bulunmaktadır.

Bu durumda, İzmir-İktisat Kongresi, Türkiye Cumhuriyet Devletinin ve daha sonra gerçekleştirilen devrimlerin ve özellikle hukuk devriminin gayri resmi olarak “meşruiyet” temelini oluşturmuştur89.

Varılan bu yargı kesinlikle abartılı değildir. Gerçekten, İzmir İktisat Kongresi, bir yandan tanın90, orman91, asayiş92, ulaştırma9-1, maliye ve vergi94 bankacılık, sigortacılık ve borsa95, ticaret, sanayi ve gümrük96, madenlerin işletilmesi97, tarım, ticaret ve sanayi odalarının kurulması98, işçi, işçilik ve işçi sendikaları99, ekonomi, tarım, ticaret ve sanayi eğitimi ve öğretiminin100 şartlarına ve imkanlarına göre temel esaslarını ve yönlerini belirlerken, öte yandan tüm bu faaliyetlerin içinde cereyan edeceği hukuk düzeninin temel esaslarını ve yönlerini belirlemeye çalışmış, dolayısıyla, en başta, “Ticaret kanunlarımıza nazaran hukuk-i medeniye ve ticariyemizin vikayesini amir mesail ve mevadın nazar-ı ihtimama alınmasını”101 emretmiştir.102 Her halde, bu emir, Devletin hukuk düzeninin, baştan sona yenilenmesi zorunluluğuna işaret etmektedir.

Kendilerine “Amele namıyla hitap edilmekte olan kadın ve erkek erbab-ı say, yani “Emekçiler” , “‘işçi” sıfatını, ilk kez İzmir İktisat Kongresinde kazanmışlardır10’. Kongrede, emek değerli kılınmış, işçilere, sendika kurma hakkı tanınmış, asgari ücret esası, sekiz saatten fazla çalıştırılmama yasağı getirilmiş, kadın içiler ve çocuklar esirgenmiş, fazla mesai ve ücretli tatil hakkı kabul edilmiş ve 1 Mayısın “Türkiye İşçileri bayramı” ilan edilmiştir104. Böylece, Türkiye İşçileri, emeğin temsilcisi olarak ilk kez İzmir İktisat Kongresinde ciddiye alınmış ve Türk toplum hayatında şerefli yerini almıştır105.

Kısacası, İzmir İktisat Kongresi, örtülü olarak, içinde o günün şartlarını karşılayan kendine özgü milli bir pazar ekonomisinin devindiği, egemenliğin veya hukukun kaynağını beşeri irade sayan bir hukuk düzenini oluşturma ihtiyacına, dolayısıyla cumhuriyetin ve bir hukuk devriminin zorunluluğuna işaret etmiştir.

Sonuç

İzmir İktisat Kongresi, Lozan barış görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir sırada, Ziraat, Sanayi, Ticaret ve İş hayatının temsilcilerinin, yani halkın gerçekleştirdiği “mesaj” içerikli, “resmi” olmayan “siyasi” bir faaliyettir.

Bu büyük Kongrede, itçesine yapılan zalimane bir savaştan şerefle çıkan bir halkın, yani “yeni Türkiye’nin” savaşta oluşmuş bulunan ve barıştan sonra oluşacak olan “şekline” ve “içeriğine” işaret edilmiştir. Kısacası, tüm Dünyaya, yeni Türkiye’nin, temsilcileri vasıtasıyla halkının yaptığı, uygarlıkta yeri olan bir “resmi” sunulmak istenmiştir. İzmir İktisat Kongresi, Türk toplumunun ekonomik, toplumsal, siyasi ve hukuki tüm temel düzenlerinin kaynağını “milli hakimiyet” esasından, yani “beşeri iradeden” aldığına ve bu temel esasın mutlaklığına, vazgeçilmezliğine işaret etmiştir.

İzmir İktisat Kongresinde, ilk kez Milli devlet, Milli iktisat, Milli toplum, Milli hukuk düzenlerinin o günün şartlarına uyularak oluşturulması gereğine işaret edilmiştir. Ancak, Kongrede, “millilik” ile “milliyetçilik” asla birbirine karıştırılmamıştır.

Gerçekten bu bağlamda olmak üzere, İzmir İktisat Kongresi kendine özgü bir pazar ekonomisi düzeninin oluşturulması zorunluluğunu ortaya koymuş ve bunun o günün ortamındaki şartlarına işaret etmiştir. İzmir İktisat Kongresinde, şartlar gereği olarak devletin de ekonomik hayatta yer almasına işaret edilmiş olmakla birlikte, faşizm ve nazizme, salt liberalizme, sosyalizm veya komünizme itibar edilmemiştir.

İzmir İktisat Kongresinde, kimi zaman açık kimi zaman örtülü olarak, “yeni düzeni” kuracak, koruyacak ve geliştirecek ve bu düzenin cereyanına imkan verecek, teokrasiden arındırılmış, kaynağını beşeri iradede bulan ve milli toplum, milli devlet, milli iktisat gereklerini sağlayan yeni bir hukuk düzeninin oluşturulması zorunluluğuna işaret edilmiştir.

Böylece, İzmir İktisat Kongresinde, bir yandan temsilcileriyle barış masasına oturduğumuz uluslara muhteşem bir kurtuluş savaşı içinde doğan, gelişen, kökleşen ve tüm kurum ve kuruluşlarıyla biçimlenen bir bir ulusun ve onun egemen ifadesi olan Devletin “kimliği” hakkında uyarılarda bulunulurken106, öte yandan ileride kurulacak olan “Cumhuriyetin” ve yapılacak olan devrimlerin, özellikle Türk Hukuk Devriminin “meşruiyet” temeli oluşturulmuştur.

Kısacası, İzmir İktisat Kongresi, sözünde saklı ilkeler bakımından, Türk ulusunun dünü, bugünü, aynı zamanda yarınıdır107


** Bu konferans, Atatürk Kültür Merkezi adına, 4 Kasım 1999 tarihinde Türk Dil Kurumu Konferans Salonu’nda.yerilmiştir.

1 İzmir İktisat Kongresi hakkında bkz., Afetinan, İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat – 4 Mart 1923, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1989: Ökçün, Türkiye İktisat Kongresi, SBFY., 1968; Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, 3.Cilt, 1922-1938, Remzi Kitabevi, Beşinci Baskı, İstanbul, 1975, 368 vd.; Mumcu, Tarih Açısından Türk Devriminin Temelleri ve Gelişimi, Ankara,1973,s. 169 vd.; Ersoy, Çalışma Hürriyetine Karşı Suçlar, Ankara, 1973, s.69; Alibeyov, Türkiye Cumhuriyeti’nin İktisadi Tarihinin Atatürk Dönemi, Atatürk Araştırma Merkezi, Üçüncü Uluslararası Atatürk Sempozyumu. 3-6 Ekim,1995- Gazi Magusa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, cilt. 1, Ankara 1998, s.527 vd.

2 TRTK., Şubat 1999 yılında, İzmir İktisat Kongresinin, ilk kez yaptığı bir televizyon programında önemini belirtmiş. İzmir İktisat Kongresinin yapılmış olduğu binanın yıkılmış ve yerine otopark yapılmış olduğu haberini vermiştir. İzmir İktisat Kongresinin yapıldığı binayı yıkmış, yerine otopark yapma başarısını göstermiş bulunuyoruz. Bugün, hiç olmasa, otoparka bir tabela koyarak, o yerde

İzmir İktisat Kongresinin yapıldığına işaret edelim ve böylece bu güzel eseri bizlere bırakan atalarımıza olabildiği kadar minnet duygularımızı ifade etmiş olalım.

3 Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin tik Türkiye İktisat Kongresindeki İftitahi Nutukları, Afetinan, İzmir İktisat Kongresi, Ankara, 1989 s. 69.

4 Aydemir, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Tarihinde en az Misak-ı Milli kadar önemli olan Misak-ı İktisadi Esasları m “ ..bir iş ve inşa siyasetinin ana hatları olmaktan ziyade, devrin havasına uyan bazı saf heyecan belirtilerinden temennilerden ibaret kaldı “ biçiminde değerlendirmiştir (Age., s. 369 ). Yazarın bu düşüncesine katılmamız mümkün değildir. Biz işin “künhünün” kavranmadığı kanaatindeyiz. İzmir İktisat Kongresi, kongre metinleri ve konuşmacıların değerlendirmeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, aşağıda görüleceği üzere, onun mükemmel bir biçimde bir “iş ve inşa siyasetinin” ana hatlarını oluşturduğu görülür.

5 Gazi Mustafa Kemal, s.65.

6Aydemir, öyle sanıyoruz ki, İzmir İktisat Kongresini, sadece bir iktisat tezi olarak algılamaktadır ( Age., s.371 ). İncelememizden de ortaya çıkacağı üzere, İzmir İktisat Kongresi, salt bir iktisat görüşü değildir, tersine yeni Türkiye’nin temellerini oluşturan, bizce bugün de geçerli olan ve kendisinden vazgeçilemeyen, halkın gayri resmi sesinin ifadesi tarihi bir belgedir.

7 İzmir İktisat Kongresinden sonra Ülkemizde 2. İktisat Kongresi 2-7 Kasım 1981 tarihinde yapılmıştır. Ancak, değerli bilim ve siyaset adamımız Hocamız, Prof. Dr. Orhan Oğuz, bir özel sözlü açıklamasında, 1948 yılında, İstanbul Ticaret Odasının önderliğinde, Eminönü Halkevinde. Kendisinin de Eskişehir delegesi olarak katıldığını, dolayısıyla asıl ikinci iktisat kongresinin o kongre olduğuna

işaret etmiştir. Tabii, bu tespiti araştırmak tarihçilere düşmektedir.

8 Gerçekten, Amasya Tamimi, 1. maddede, “Vatanın bütünlüğü.milletin istiklali tehlikededir”

derken uluslararası hukukun tanıdığı bir zaruret hali veya meşru müdafaa halinin varlığını tespit etmekte, 2. maddede İstanbul Hükümetinin üzerinde bulunan mesuliyetin icabını yapmadığına işaret etmekte,” dolayısıyla 3. maddede “Millettin istiklalini yine milletin azım ve kararı kurtaracaktır” diyerek, Anadoluda yaşayan halkının bir “millet olarak” meşru müdafaa hakkının doğduğunu söylemekte, böylece uluslararası hukukun koyduğu meşrutiyet temellerine bihakkın oturduğunda kuşku bulunmayan Türk Kurtuluş Savaşını başlatmış olmaktadır. Bu hukuk temeli üzerine “Erzurum Kongresi”, “Sivas Kongresi” yapılmış, 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi toplanmış, bu yüce meclisin Hükümeti, uluslararası hukukun kurallarına uygun olarak, Kurtuluş Savaşının idaresini üstlenmiştir. “Türkiye” adı da ilk kez “Türkiye Büyük Millet Meclisinde” resmen yer almış (Afetinan, Age., s. 8), böylece Anadolu topraklarında oturan halkın egemen iradesini ifade eden, yeni bir Devlet ortaya çıkmış olmaktadır.

9Atatürk’ün 24. Nisan.1920 tarihide T.B.B.M’sine sunduğu önerge: “ Meclisin temsil ettiği

milli iradeyi, vatanın mukadderatına hakim tanımak esasdır. T.B.M.Meclisi’nin üstünde bir kuvvet mevcut değildir” . Zikreden, Afetinan, Age., s.8

lOAfetinan. Age., s. 10 vd.

11Afetinan,Age.,s.l2,19.

Ancak , burada, Kongar’ in Kongreye çağrılan ve katılan delegelerin niteliklerine ilişkin “ Kongre, o günkü toplumsal ve ekonomik yapı içinde işlev ve güç sahibi kişileri bir araya getirmiştir. Böylece “eşraf’, “ayan”, tüccar ve özellikle İstanbul ticaret çevreleri güçlerini bir kez daha kanıtladılar. Kongre hükümete, bu grupların çıkarlarına uygun öneriler yaptı” (İmparatorluktan Günümüze Türkiyenin Toplumsal Yapısı, 3. Basım, Bilgi Yayınevi, Ankara 1979. s.259) şeklindeki değerlendirmesine katılmıyoruz.

Bir kere Kongreye “işçi” sınıfının kadınlı erkekli temsilcileri de katılmış ve Kongrede “ İşçi Grubunun İktisadi Esasları”( Aterinan, Age., s. 51) o günün şartlarında bir “başyapıt” olarak tespit edilmiştir. Öte yandan, işçiler dışında çağrılan “çiftçi”, “tüccar” ve “sanayi” grubunun temsilcilerinin sadece ve özellikle “esrar’ ve “ayan arasından seçildiğine dair her hangi bir kayda ve iddiaya rastlanmamıştır. Üstelik, Yazar, muteber bir kaynağa giderek düşüncesinin kanıtını da göstermemiştir. Oysa, Atatürk, “ Sizler doğrudan doğruya milletimizi temsil eden halk sınıflarının içinden ve onlar tarafından müntehab olarak geliyorsunuz’ ( Gazi Mustafa Kemal Paşa, s. 57 ) değerlendirmesini yapmıştır.

12Afetinan, Age., s. 17,89

13Hirş, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, Ankara,1949, s.400 vd. Gözler, Hukuka Giriş, Ekin Ki-tabevi, Bursa, 1998, s.34 vd., 188 vd. Ayrıntılar için ayrıca bkz. Hafızoğulları, Laiklik İnanç. Düşünce ye İfade Hürriyeti, Us-A, Ankara,1997; İD. Laiklik, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Üçüncü baskı, Ankara. 1999.

14 Çağatay, Laiklik ve Din İlişkileri, Atatürk Araştırma Dergisi,! 998,sayı 12,s. 357 vd.

15 Arsel, Teokratik Devlet Anlayışından Demokratik Devlet Anlayışına, Ankara,!975, s. XVIII : “Atatürk Türkiyesi ile birlikte, ilk kez, bir İslam ülkesinde, egemenliğin kökeninin Tanrı değil toplum (halk-millet beşeri iradesi) olduğu” düşüncesi ortaya çıkmıştır. Kapani, Politika Bilimine Giriş, Ankara. 1983, s. 54; Arsal, Teokratik Devlet ve Laik Devlet, Tanzimat I, Yüzüncü Yıldönümü Münasebetiyle,

İstanbul, 1940, s.80; Okandan, Umumi Amme Hukuku, İstanbul, 1976. s.194 vd.; Mumcu, Tarih Açısından Türk Devrimlerinin Temelleri ve Gelişimi, İstanbul, 1981, s.7; Mosca, Storia della dottirine politiche.Bari, 1966, s.22.

16 Gazi Mustafa Kemal, s. 61.; Mahmut Esat.., s.74 : “Hakimiyet gerek asri hukukta ve gerek milli ve dini hukukiyatımızda doğrudan doğruya millete ait bulunduğundan sultanlar, halifeler milletin iradesinden arzusundan bir karış ileri geçmek hak ve selahiyetini haiz değildirler. Bunun hilafına hareket eden tacidarlar Türk milleti nezdinde ya başlarını kaybederler veya ar-ı firarı irtikab ile mem

leketi terkeder ve giderler”.

17 Konu hakkında bkz., Gözler, Pouvoir Constituant. Ekin Kitabevi, Bursa, 1999.

18 “ Hakimiyet bila kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir” (m.l) “icra kudreti ve teşri salahiyeti milletin yegane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclisinde tecelli ve temerküz eder” ( 2 ) “ Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükümeti “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” unvanını taşır “ ( m.3 )

20.1.1337 (1921) tarih ve Kanun no:85 kanun numaralı Teşkilatı Esasiye Kanunu ( Kili – Gözübüyük, Türk Anayasa Metinleri,Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s.91.

19 Gerçekten, Atatürk “Sizler doğrudan doğruya milletimizi temsil eden halk sınıflarının içinden ve onlar tarafından müntehab olarak geliyorsunuz. Bu itibarla memleketimizin halini, ihtiyacını, milletimizin elemlerini ve emellerini yakından ve herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin söylediğiniz sözler, alınması lüzumunu beyan edeceğiniz tedbirler, halkın lisanından söylenmiş telakki olunur ve

bunun için en büyük isabetlere malik olur .Çünkü halkın sesi, hakkın sesidir” demektedir. Gazi Mustafa

Kemal, s. 57.

20Gözler, Hukuk Açısından Monarşi ve Cumhuriyet Kavramlarının Tanımı Sorunu, AÜSBFD.,Cilt.54,Ocak-Mart 1999,No.I,s. 51 vd.

21Burada, Kongar’ın, “Bir açıdan İzmirde toplanan Türkiye İktisat Kongresi, Osmanlılardan devralınan toplumsal ve ekonomik yapının onaylanması anlamını taşıyordu” ( Age., s.59) biçimindeki değerlendirmesine katılmak mümkün değildir.

Bir kere, Osmanlı toplumunda, toplumun siyasallaşmış biçimi olarak devletin bir unsuru olan egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu söyleyen bir düşünceye, bir mevzuata, resmi veya özel bir belgeye veya uygulamaya asla rastlanmamaktadır. Oysa, İzmir- İktisat Kongresinde, altıyüz yıllık Osmanlı tarihide hiç bilinmeyen ve Kurtuluş savaşının, yani savaş içinde biçimlenen bir hukuk düzeninin “meşruiyet” temeli, açıkçası “temel normu” olan toplumsal, ekonomik, siyası, hukuki bir ilke, yani “milli egemenlik” ilkesi inatla tekrar edilmekte (Mustafa Kemal Paşa, 63 vd. ), dolayısıyla toplumun ve onun siyasal örgütü olan Devletin tüm kurum ve kuruluşları bu ilkeye göre biçimlendirilmeye çalışılmaktadır.

Milli hakimiyet ilkesi, her halde ayrıca “sosyolojik” bir değerdir.

Böyle olunca, Osmanlı toplumu ile milli egemenlik esas olmak üzere biçimlenmekte olan “yeni Türkiye” toplumunu, “Türkiye halkını” eş veya benzer görmek her halde mümkün olmamak gerekmektedir.

Öte yandan, İzmir-İktisat Kongresinde alınan hiçbir kararda, Osmanlı teokratik- feodal toplum / hukuk/ devlet düzenini yeniden yapılandırmayı öngören tek bir hükme bile rastlanmamaktadır. Tersine, İzmir- İktisat Kongresinde, millet/ ulus egemenliğine dayalı yeni bir toplumsal düzen arayışına gidilmiştir. Gerçekten, Atatürk, “… Milletimiz…o dakikadan itibaren milli bir devre girdi; bir halk devresinin mebdeini kurdu..” ( Mustafa Kemal Paşa.., s. 62 ) şeklindeki tespitiyle bizi doğrulamaktadır. Aynı sonuç için ayrıca bkz., Afetinan , Age., s. 4 vd.,9 vd., 12 vd.

22Afetinan,Age.,s,19.

23 Gerçekten, kongre başkanı Kazım Karabekir Paşa, ( 4-3 Pazar Günü Öğleden Evvel Saat Onbir Buçukta Manisa Sanayi Murahhası ve Kongre Reisi Kazım Karabekir Paşa Hazretlerinin İrad Ettikleri Hitam Nutku, İzmir iktisat Kongresi, s. 90 ) “…Kongre Hey’et-I Umumiyesinin müttefik karariyle tesbit ve kabul olunan misak-ı iktisadi ise siyasi, ahlaki .içtimai lekesizliği temin eden iktisadiyatımızın temeli olup iktisat aleminde milletimizin kendini mücehhez bulundurması için müttefikan verilmiş bir ahittir “ açıklamasıyla varılan bu sonucu doğrulamaktadır.

24 İzmir İktisat Kongresi, s. 19.

25 Gazi Mustafa Kemal Paşa..,s. 63.

26 Gazi Mustafa Kemal Paşa.., s.64

27 Gazi Mustafa Kemal Paşa.., s. 64

28 Gazi Mustafa Kemal Paşa.., s. 65

29 Gazi Mustafa Kemal Paşa.., s. 68.

30 Gazi Mustafa Kemal Paşa.., s. 57

31 Gazi Mustafa Kemal Paşa, s.63.

32 Encyclopedia Garzatnti, Milano 1962, s.375.

33 Özer, Mukayeseli Hukuku Esasiye Dersleri, Ankara, 1939, s.492 : “Devletçilik- Devlet menafi ini her şeyin fevkinde tutmak ve iktisadi hayata devletin müdahalesini kabul ve verdiği direktifleri tatbik etmek manasındadır “.

34 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu, m. 88: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) itlak olunur “. “ Her Türk hür doğar, hür yaşar… “(m.68 ) “Türkler kanun nazarında müsavi dir..”..Her türlü zümre, sınıf, aile ve fert imtiyazları mülga ve memnudur ( m.69 ), KiIi-Gözübüyük,Age.s. 128, 124.

35 İmtiyazcı ve sınıfçı toplum/hukuk/deylet düzeni kavramı, ünlü ceza hukukçusu Mantovani’ den uyarlanarak kullanılmıştır. Bkz., Mantovani, Diritto pénale, Padova, CEDAM- Casa Editirice Dott. Antonio Milani, 1979, s.15 vd. Burada imtiyazcı toplum/hukuk/devlet düzeni terimiyle burjuvazinin çıkarları esas olmak üzere oluşmuş olan toplum/hukuk/devlet düzenlerine, sınıfçı toplum/hukuk/ devletdüzeni terimiyle proletarya ve çıkarları esas olmak üzere oluşmuş olan toplum/hukuk/devlet düzenlerine işaret edilmek istenmiştir.

36 Misak-ı İktisadi Esasları, İzmir İktisat Kongresi, s.20.

37 Başkumandan Gazi Paşa Hazretlerinin Nutk-ı İftitahillerini Müteakib İktisat Vekili Mahmut Esat Efendinin İrad Ettikleri Nutuklar, İzmir İktisat Kongresi, Afetinan, s. 76.

38 Duverger, çoğulcu demokrasinin ileri/yüksek bir endistürileşme düzeyine karşılık geldiğini ifade etmektedir (Introduzione alla politica, Laterza, Bari,1966, s. 125 ). Bu doğruysa, henüz endüstiri topumu aşamasına ulaşmamış bir toplumda bugünkü gelişmişliği ile demokratik bir toplumsal düzeni düşünmek her halde yanlış olur. Unutmamak gerekir ki “demokrasi” salt bir “durum” değil ama, bir sü

reçtir, bir devinimdir.

39 Afetinan. Age., s. 4.

40Gazi Mustafa Kemal Paşa., s. 68

41 Gazi Mustafa Kemal Paşa… s. 61

42 Mahmut Esat… s. 72,73.

43 Mustafa Kemal Paşa.., s. 61,62,64

44 Mahmut.Esat, s.73.

45 Misak-ı İktisadi Esasları,m.4,5,12.

46 Tüccar Grubunun Esasları, Gümrük siyaseti, İzmir İktisat Kongresi, m.I.

47 Tüccar Grubunun Esasları, Ticaret-i Bahriye Meselesi, İzmir İttisal Kongresi, m.1.

48 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Aşar Melesi, m. 1,2.

49 İzmir İktisat Kongresi,40

50 Çiftçi Grubunun iktisadi Esasları, Reji Meselesi, İzmir İktisat Kongresi, m. 1 2.

51 Mahmut Esat., s.76

52 Mahmut Esat..3-76

53 1924 Anayasası, 5.2.1937 -3115 s Kanun ile değişik m. 2, Kili- Gözübüyük, Age.,s.l 11.

54 Mahmut Esat.., s. 76 “ Hulasa bazı hussatta iktisadiyatımız devletleştirme usulünü takip edecek, bazı hususatta iktisadi teşebbüslerini şahsi teşebbüse terkedecektir”.

55 Aydemir, Age., s.369, 371 : “…yeni Türkiye genel olarak, Batı manasında liberal bir ekonomi düzenine yönelecekti’ . ‘“Görülüyor ki İzmir İktisat Kongresinde liberal bir iktisadi gelişmenin esasları savunuldu”.

56 Tüccar Grubunun Esasları, İnhisar Sisteminin Ref i. 40.

57 Mustafa Kemal Paşa.65

58 Mustafa Kemal. Paşa.65

59 İşçi Grubunun İktisadi Esasları. m. 27

60 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Aşar Meselesi, İzmir İktisat Kongresi, s. 24

61 itibari Teşkilat ve Teshilatı, m.2, “ 4-Murabaha Nizamnamesinin fahiş faizlerle ve türlü.türlü namlarla halktan gayri meşru menafi teminine mahal bırakmayacak kuyud ile tadil ve tatbiki “ , İzmir İktisat Kongresi,s.41-2.

62 Mustafa Kemal Paşa, passim.

63 Mustafa Kemal Paşa..s.61

64 Mustafa Kemal Paşa., s.68

65 Mahmut Esat.^.76.

66 Bkz., Acar, Laik adalet kavramı, ABD., 1996/2.

67 Misak-ı İktisadi Esaslarının 6. Maddesinin koyduğu milli değerler ve ahlaki değerler konusunda Aydemir ( Age.., s. 369 ) gibi düşünmüyoruz. Aydemir, ö.maddede yer verilen ahlak anlayışının – ki “dini inanca dayanan bir ahlak sağlamlığı” nitelemesine yer vermiştir- dini bir ahlak anlayışı değil “laik bir ahlak anlayışı” olduğu kanaatindeyiz. Bu maddede yer alan “Taassuptan uzak dindarana bir salebet her şeyde esasımızdır” sözü, Aydemirin söylediğinin tersine, “her şeyde bağnazlıktan uzak “dinin bütün buyruklarına uyan adama yakışır” bir sağlamlıkta” davranmak anlamınagelmektedir, çünkü “dindarana” sözcüğü burada “benzetme” ve “zarf değerindedir.

68 Ülkemizde “Milli eğitim” ile “Milliyetçi eğitim” birbirine karıştırılmıştır. Gerçekten, ulus devletinin, kendi insan unsurunu oluşturan “vatandaş kişiye” milli duygular ( yurtseverlik duygusu ) vermesi ödevi vardır. Kurtuluş savaşını yapanlar, kuşkusuz, katıksız milliyetçilerdir. Ancak, bu katıksız milliyetçiler, ırk esasına dayalı bir devlet değil, “milli devlet” / “ulus devleti” kurmuşlardır. Milli devlette, ulus devletinde, milli eğitim, en azından bugün “çoğulcu eğitim” düzenidir.

69 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Orman Meselesi, İzmir İktisat Kongresi, s. 27

70 Misak-ı İktisadi Esasları, m. 5-12.

71 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Ziraat ve Maarif Meselesi, m.2,4.

72 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Ziraat ve Maarif Meselesi, m.3.

73 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Ziraat ve Maarif Meselesi, m.6.

74 Köy Okulları ve Köy Enstitüleri kuruldukları dönemde ülkede büyük hizmet görmüş, ancak daha sonra “yoz siyasi tartışmaların’’ konusu olmuş, dolayısıyla Demokrat Parti iktidarı döneminde kapatılmışlardır. 27 Ocak 1954 tarih ve 6234 sayılı Köy enstitüleri ile ilköğretim okullarının birleştirilmesi hakkında Kanun, Tasarının verilme tarihi. 12 Haziran 1952, Görüşme tarihi. 27 Ocak 1954,

Düstur. Üçüncü tertip, cilt,35/1954, Başvekalet Matbaası, Ankara 1954.

75 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Ziraat ve Maarif Meselesi.m.9

76 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Asayiş Meselesi, m. 1.

77 Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Asayiş Meselesi, m.2.

78 Misak-ı İktisadi, m.2 : “Türkiye halkı milli hakimiyetini canı ve kanı pahasına elde ettiğinden, hiç bir şeye feda edemez “.

79 Misak-ı İktisadî, m.6.

80 Misak:ı İktisadi., m.9

81 İzmir İktisat Kongresi,s. 89.

82 Gözler, Hukuka Giriş, s.34 vd. İD. Anayasa Normlarının Geçerliliği Sorunu, Ekin Kitabevi, Bursa, 1999, s. 39 vd.: “Norm insan iradesi tarafından konulan bir şeydir.Dolayısıyla beşeri irade ta rafından konulmayan bir şey norm olamaz”.

83 Hafızoğulları, Ceza Normu, Normatif Bir Yapı Olarak Ceza Hukuku Düzeni, İkinci baskı, Us-A Yayıncılık.., Ankara 1996.S.3-4.

84Thon, Norrma giuridicac diritto soggetivo.Trad. Dell’ A. Levi, padova, 1951. s. 11 vd.

851921 Teşkilatı Esasiye Kanunu, m.7; 1924 Teşkilatı Esasiye Kanunu. İkinci Fasıl, Vazifei Teşriye, m.9 vd.

86 Mustafa Kemal Paşa..,s.65

87 Mustafa Kemal Paşa..£.65

88 Mustafa Kemal Paşa., s.65

89 Gerçekten, Atatürk, “ Sizler doğrudan doğruya milletimizi temsil edin halk sınıflarının içinden ve onlar tarafından müntehab olarak geliyorsunuz…Sizin söyleyeceğiniz sözler beyan edeceğiniz tedbirler, halkın lisanından söylenmiş telakki olunur. Çünkü halkın sesi , hakkın sesidir “demektedir (Mustafa Kemal Paşa..,s.57 ).

9ü İzmir İktisat Kongresi. Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Ziraat ve Maarif Meselesi, m.1-9, Ziraatta Hayvanat Meselesi, m. 1-18, Çiftçiliğe Ait Bazı Meseleler, m.1-18, Ziraatle Makine Meselesi, m.1-8.

91 İzmir İktisat Kongresi, Misak-ı İktisadi Esasları, .n.5. Orman Meselesi, nı.l-9.; Tüccar Grubunun Esasları, Ormanlar Meselesi, m. 1-15.

92 İzmir İktisat Kongresi, Asayiş Meselesi, m.1-14.

93 İzmir İktisat Kongresi, Yollar Meselesi, m..1-9: Vcsait-i Muhabere Meselesi, 1-7

94 İzmir İktisat Kongresi, Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Reji Meselesi, m.1-2, Aşar Meselesi, m.1-2; Tüccacar Grubunun Esasları, İnhisar Rejiminin Refl; Temettü Vergisi, m.l; İtibari Teşkilat ve Teshilalı, m. 1-4.

95 İzmir İktisat Kongresi, Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, Ziraat Bankası.ve İtibar-ı Zirai Mes’eleleri. m.1-6.: Tüccar Grubunun Esasları, Bankalar, m.1-5, Kambio ve Borsa İşleri, m.1-6, Ti-caret-ı Bahriye Meselesi, m.l-24, Gümrük siyaseti, m. I. A, B,C, Gümrük Muamelatı, m.l-5; Sanayi Grubunun. İktisadi Esasları. Gümrüklerde Himaye Usulü jıı. I, A,B,C,D.

96 İzmir İktisat Kongresi. Sanayi Gurubunun İktisadi Esasları. Teşvik-i Sanayi Kanunu Hakkında. m.2.A,B,C.D.E,F,G,H; İşçi Grubunun İktisadi Esasları,m.27.

97 Tüccar Grubunun Esasları, Madenlerin İşletilmesi, m.1-9.

98 İzmir İktisat Kongresi. Çiftçi Grubunun İktisadi Meseleleri. Çiftçiliğe. Ait Bazı Maddeler,m.5; Tüccar Grubunun Esasları. Ticaret Odaları, A,B,C,D,E ; Sanayi Grubunun İktisadi Esasları, Sanayi Odaları A,B,C,D,E,F.

99 İzmir İktisat Kongresi, İşçi Grubunun İktisadi Esasları, m. 1-34. .

1.00 İzmir İktisat Kongresi, Tüccar Grubunun Esasları, Tedrisat-ı İktisadiye, m.1-4; Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları, m.9; Sanayi Grubunun İktisadi Esasları. 5-Tedrisat-ı Sınaiye. A.B.C.D.

101 İzmir İktisat Kongresi, Tüccar Grubunun Esasları, Kavanin Ahkam-ı Ticariyenin Islah veTadili,m. İve ayrıca 2, A.B.CT.D,E: Şirketler, m.1-5.

102 Osmanlı İmparatorluğu Tanzimat döneminde, Kırım savaşı sonrasında Paris Anlaşmasınıimzaladıktan sonra (1856 ) yurda dönen Ali Paşa, hemen işe başladı ve gerekli kanunları vücuda getirmeye çalıştı. Bu bağlamda olmak üzere, Fransız Ceza Kanununu çevirterek 1856 yılında, bir padişahfermanıyla, Osmanlı Devletinin Ceza Kanunu olarak yürürlüğe koydurdu. Fransız’ Kara ‘Ticaret Kanununu aynı şekilde çevirterek Türk Ticaret Kanunu olmak üzere yürürlüğe koydurdu. Bir Deniz Ticaret Kanunu düzenleyerek yürürlüğe koydurdu. Ali Paşa Fransız Medeni Kanununu da çevirtip aynı usullerle Türk Medeni Kanunu olarak yürürlüğe koymak isterken Cevdet Paşa gibi bazı ricalin etkisiyle bundan vazgeçti. Ve.’Mecellei Ahkamı Adliye adıyla Fıkıhtan alınma yarı bir kanunu medeni vücuda getirmeye başladı” (Özer. Age.,s.386 ) .Bilindiği üzere. Mecelle, “kanun” sıfatı kazanmamış ve yani bir Kanun olarak hiç yürürlüğe “girmemiştir. Öte yandan, belirtilen bu kanunların tatbiki için bazı önemli kuruluşlar oluşturuldu. Örneğin, “Divanı Ahkamı Adliye” adıyla bir tür Adalet Bakanlığı oluşturuldu. Nizamı mahkemeler üç derece üzerine kuruldu. Fransız hukuk ve ceza muhakemesi usullerinden önemli hükümler tedvin olundu. O vakte kadar cari olan eyalet sisteminden vilayet idari taksimatına geçildi..

Şurayi Devlet oluşturuldu. Ancak, Ali Paşa Şurayi Devletten amaçladığını elde edemedi ( Özer., Age., 387 ). Görüldüğü üzere, Osmanlı İmparatorlu döneminde derme-çatma bir “iktibas” olgusu gerçekleştirilmiş, böylece Devletin hukuk düzeni yeniden oluşturulmaya çalışılmıştır. Ancak , bu ba-şarılamamış, İmparatorluk, Birinci Dünya Harbi sonunda hukuki yıkılmıştır. Yeni Türkiye yıkılan İmparatorluğun mevzuatını “tevarüs “ etmiş, ancak böylesine çarpık bir mevzuatla her halde fazla bir yol alamayacağını görüldüğü içindir ki, İzmir İktisat Kongresinde, en başta yukarıdaki hükmün konulması ihtiyacı duyulmuştur.

103 Bu konuda, Kongar’ın “ Mustafa Kemal ve arkadaşları Türkiye’ deki işçi sınıfının kol- lektivist bir ekonomiyi destekleyecek ölçüde gelişmediği gerekçesi ile, bilinçli olarak sosyalist olmayan bir kalkınma yöntemi seçmişlerdi ( Age., s. 260 ) değerlendirmesine katılmıyoruz. Bir kere, bizzat Atatürk, yukarıda da belirtildiği üzere, sermaye yokluğundan değil, tersine özünden ötürü “ sınıf kavgası” anlayışına, yani korporativızme dayalı toplumsal bir düzenin “yene Türkiyede mümkün olabileceğine inanmadığını, açıkça ifade etmiştir ( Mustafa Kemal Paşa., s. 68 ). Aynı düşünce, inatla ve daha açık bir biçimde, İktisat Vekili Mahmut Esat Bey tarafından da vurgulanmıştır (Mahmut Esat..,s.76)…

Öte yandan, İzmir- İktisat Kongresinde, çiftçiye ve işçiye verilen değer ve bunun sonucu olarak alınan kararlar karşısında ( İzmir- İktisat Kongresi, iktisat Esaslarımız, Çiftçi Grubunun İktisadi Esasları; İşçi sınıfının iktisadi Esasları ), Kongar’ in “Toplantıda toprak reformu ve grev hakkı gibi konular tartışılmazken , özel girişimci çabalarıyla sermaye biriktirmesini sağlayıcı önlemler örgütlendi “ değerlendirmesine katılmamız mümkün değildir. Elbette, doğrudur, İzmir- İktisat Kongresinde, konuşulan “ esaslı” konularla karşılaştırıldığında sadece “tali” olan grev hakkı ve toprak reformu konuları konuşulmamıştır. Burada, her halde, insaflı olmak gerekir, çünkü “yeni Türkiye ‘ nin düzenine ilişkin “asli’ konular karşısında, daha savaştan kurtulamamış bir ulusun tek düşüncesi, o günler sadece “tali” olmaktan öteye geçmeyen grev hakkını ve toprak.reformunu tartışmak olamazdı.

104 İzmir iktisat Kongresi, İşçi Grubunun İktisadi Esasları, m.1,4.6,7,8, 11,14

105 Gerçekten, Kongreye davet edilen “işçi kadınlar murahhassı Rukiye Hanım” ( İzmir İktisatKongresi, s. 85 ) aynen şunları söylemiştir: “Milli inklabımız memleketimizde memleketimizde mevcut bütün müstahsillerin murahhaslarından mürekkeb bu muazzam kongrenin toplanmasını mümkün kılmıştır. Bugünlere erişirken biz kadın işçilerini de fevkalade bir sahada görüyoruz. Bizleri bu kongreye davet eden Büyük Millet Meclisi Hükümeti erkanına ve bilhassa Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerinebiz kadınlar samimi teşekkürlerimizi takdim ederiz”“Türkiye’de “memleket işlerine kadınların da iştirak etmesi ilk defa vukubuluyor. Bu şerefin bize müyesser olması kalplerimizi ferah ve gurur hissiyle doldurdu. Kongre, iktisadiyatımızın temelini teşkil eden işçi sınıfının meşru haklarını tanıdı. Bu netice kadın işçileri namına şayab-ı şükrandır”….”Yaşasın Türk işçi ve köylüleri, yaşasın Türk işçi kadınlığı”Görüldüğü üzere, İzmir İktisat Kongresinin ne kadar muhteşem bir .eser olduğun anlamak için sadece Rukiye Hanımın bu sözlerini anlamak becerisini göstermek yeter. İzmir İktisat Kongresi, “yeni Türkiye’ de, sadece Türk işçisine verilen değeri yansıtmamakta, aynı zamanda kadının erkeğe eşitliğinin ve kadının ilk kez “kamu hayatına” gerçek anlamda katılmasının tarihi bir belgesi olmaktadır.

106 Mustafa Kemal Paşa.. s. 66-8 : “ Mazide, Tanzimat devrinden sonra ecnebi sermayesi Müstesna bir mevkie malikti, devlet ve hükümet ecnebi sermayenin jandarmalığından başka birşey yapmamıştır. Her yeni millet gibi Türkiye buna muvafakat edemez. Burasını esir ülkesi yaptırmayız…son söz olarak demiştim ki memleketimizi artık esir ülkesi yaptırmayız. Nazar-ı dikkatinizi celbetmiş olan

konferansın son müzakeratı bu nokta ile alakadardır. Lozan konferansının talike uğraması aynı mesele ve noktadan münbaistir. Ordularımız en büyük bir zaferi ihraz etmişler ve meşyi-ı muzafferanesini tevkif edecek hiçbir mania mevcut değildir. Böyle bir zamanda İtilaf devletleri Hukuk-i tabiiye meş-ruamızı müzakerat ile tastik edeceklerini, müzakerat ile halledeceklerini söylediler ve bizi konferansa

davet ettiler…Muhatablarımız hukukumuzu tastik etmiş olmadı…Konferanstaki muhataplarımız bizimle Uç dört senelik değil, Uçyüz ve dörtyüz senelik hesabatı rü’yet ediyorlar ve hala muhatablarımız Osmanlı Devletinin tarihe karıştığını ve bugün bunun yerine yeni Türkiye’nin mevcudiyetini, bunu kuran milletin cok azimkar, imanlı ve celadetli olduğunu, istiklali tanım ve hakimiyet-i milliyesinden zerre kadar fedakarlık yapmayacağını hala anlayamamışlardır…bu millet istiklal-ı tanımının temin edildiğini görmedikçe yürümeye başladığı yoldan bir an tevaffıık etmeyecektir…bizi sulha kavuşturmaktan ineneden esbap doğrudan doğruya esbabı iktisadiyedir, mülahazat-ı iktisadiyedir….iktisat demek her şey demektir…”

107 Gerçekten, varılan bu sonucun doğruluğu. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanınca. TBMM açılışında, açıkça doğrulanmış bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirci1 in Türkiye Büyük Millet Meclisi’ nin 21’ inci Dönem İkinci Yasama Yılının Açılışında Yaptıkları Konuşma, Ankara. 1999 : “ Türkiye, teokratik bir devlet değildir ! laik bir devlettir ! “ Laiklik demokrasinin de inanç ve ibadet hürriyetinin de temeli ve teminatıdır”. “Türk vatandaşı, laik cumhuriyetle Müslümanlığı bağdaştırmıştır “ (s.19 ) . “Mirasçısı olduğumuz imparatorluğun tarih sahnesinden çekilmesi ve onun küllerinden Türkiye Cumhuriyetinin doğuşu da ulus-devletin dünyaya yayılmaya başladığı tarihi dönemde gerçekleşmiştir”…” Eğitimde ve hukukta modernleşme arayışına girilmiştir” ( s. 15 ) …. “Demokrasi, kendini savunmaktan mahrum bir rejimin adı olamaz “ (s.16)…”Bulunduğumuz bölgede, devraldığımız tarihi şartlar ve coğrafyanın dikte ettirdiği bazı olumsuzluklar, bizim ayakta durabilmemiz için, demokratik, üniter ve laik devleti, mutlaka korumamızı gerektiriyor “ ( s. 17 )

Kaynak: http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-46/izmir-iktisat-kongresi-gorusler-ve-degerlendirmeler

30 Ağustos ZAFER BAYRAMI – 2017 Anma Programı

30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’un 95. yıldönümü Milli Bayram Anma Programına tüm halkımız davetlidir.

Ünlü Tiyatro Sanatçımız
YAMAN TÜZCET ile…
ATATÜRK YAŞIYOR!
Atamızın bilinmeyen anılarıyla tek kişilik gösteri
VE
Usta Bağlama Virtüözü
ONUR ŞAHİN ile…
Atamızın sevdiği kahramanlık türküleri

  • Özel anma programı ücretsizdir
  • 30 Ağustos 2017
  • Çarşamba
  • 7PM-9PM
  • Multipurpose Room, Auburn Community Centre
  • 44A Macquarie Road AUBURN NSW 2144

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlama Programı

Avustralya Atatürk Kültür Merkezi 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlama Programı

Avustralya Atatürk Kültür Merkezi her yıl olduğu gibi bu yılda 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını Sydney’in Auburn belediyesi salonunda, Avustralya Türk toplumu ile beraber kutladı. NSW Türk Kültür ve Eğitim Derneği öğrencileri şiirler ve şarkılarıyla bayramı renklendirdi, büyük ilgi ve alaka gördü.

Başkan Yardımcısı Ömer Can Şirikçi sunumuyla yapılan gecede saygı duruşu, İstiklal marşı ve Avustralya milli marşı ardından, açılış konuşmasını Başkan Fevzi Özdemir yaptı. Özdemir konuşmasında şunları söyledi: “Geleceğimiz olan gençlik, ben bugün size biraz dokunaklı konuşacağım. Türkiye Cumhuriyetinde iki tane dini bayram var ve son on üç yıldır bu bayramlar 81 milyon tarafından kutlanıyor, fakat Türkiye’nin varoluşu olan ve dünyada hiç bir ülkeye nasib olmayan çocuklarımıza 23 Nisan Bayramı yasaklanıyor, 19 Mayıs neymiş efendim spor kıyafetleri ile dolaşmak yasakmış, onu da yasaklıyorlar… diğer tüm milli bayramlarımızda bir safsatayla, kendi dilleriyle söyleyeyim paralel yapıyla yok edilmeye çalışılıyor…Gençler vatanımıza sahip çıkmamız gereklidir ve bayramlarımızın kutlanması bu açıdan çok önemlidir.”

Başkan Yardımcısı Ömer Can Şirikçi, Atatürk’ün gençliğe hitabesini ve gençliğin cevabını Atatürk Kültür Merkezinden Nazlı Şendurgut okudular.
Günün anlam ve önemi hakkında kısa bir konuşma yapan Başkan Yardımcısı Şirikçi: “Atatürk’ün bize bıraktığı bu çok büyük nasihatın (Nutkun), bil fiil uygulandığını, memleketimizde, nutukta söylenen herşeyin bugün gerçekleşmiş olduğunu görmek bizim için utanç verici, üzücü. Fakat biz memleketimizi seviyoruz, Türkiye Cumhuriyetini seviyoruz, Atatürk’ü anlıyoruz. Atatürk’ü anlamayanları, ona karşı olanları, karşı devrimcilerin karşısında durmayı bilmemiz öğrenmemiz lazım, bunları yeni nesillere aktarmamız lazım. Atatürk Kültür Merkezi’nin en önemli amaçlarından birisi bu, gençlerimize Atatürkçülüğü, Kemalizmi öğretmek…gençlerimizin eğitimi çok önemli, onların okumayı sevmesi çok önemli, okumayı sevmeleri lazım ki, bizlerin göstereceği temel kaynaklardan bizlerin önderliğinde kendilerini eğitebilsinler, aydınlanabilsinler. Kendi çocuklarına bu bilgileri aktarabilsinler… Atatürkçü olan, Kemalist çizgide yürüyen tüm toplum kuruluşları ile el ele verip bu amaçla çalışmamız çok önemli” dedi.

Bayram kutlama programında sahnede yer alan NSW Türk Kültür ve Eğitim Derneği öğrencileri, müdürleri Fatma Nidai Yücel öncülüğünde şiirler okudular. Sözlerini Burcu Güven’in yazdığı, müzik ve düzenlemesini Aydın Sarman’ın yaptığı ve Cem Güven’in meşur Ben Seni Hiç Görmeden Sevdim şarkısını seslendiren gençlerin performansı büyük alkış aldı ve gözleri yaşarttı. Fatma Nidai Yücel Şair Süleyman Apaydın’e ait Yıkın Heykellerimi adlı şiirini içten bir dille okudu.

Ardından Talat Paşa Komitesi Avustralya temsilcisi Volkan Ermiş, Serkan Koç’un Ermeni Belgeleriyle 1915 Belgeseli ve Ermeni Sorununun Avustralyadaki ve dünyadaki boyutlarına değinen bir konuşma yaptı.

TRT-Turk Küresel Bakış programı canlı yayında Başkan Yardımcısı Ömer Can Şirikçi ile kısa bir söyleşi yapıldı ve programın son bölümünde, çay kahve ikramı sırasında Atatürk resimleri eşliğinde, marşlar, şarkılar ve türküler dolu bir görsel sunum ile gece sona erdi.

Sydney, Avustralya 19 Mayıs 2015 Salı

TRTTURK_2015-05-19_14-00-00_OmerCan

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın 18 Mart 2015 Konuşması



Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın 18 Mart 2015 Konuşması

TRT’nin içine kedi kaçması nedeni ile yayını kestiği efsanevi konuşmadır…
Saygıdeğer konuklar,
Sevdalısını geride bırakıp, anasının nasırlı ellerini öpüp 100 yıl önce bizler için kavgaya tutuşanları, istikbalimiz için istiklal mücadelesi verenleri, savaştan barış çıkartanları, cumhuriyetimize önsöz yazanları anmaya geldiniz.
Beklendiğiniz topraklardasınız. Çanakkale’de değil çelikten kaledesiniz.
“Siperlerde bize de yer açın” diye haykıranlar,
“dedeciğim biz geldik” diyenler,
dünyadaki mahşerin 100 yıllık iftiharını yaşamaya hoşgeldiniz.
Biz çanakkalelilere onur verdiniz.
Değerli konuklar, sesime kulak verenler, sizi tanıyorum.
Sesimin şu an ulaştığı sizleri; adınızı, hayatınızı bilmesem de tanıyorum.
Yanınızda değildim, ama duydum.
Çanakkale türküsü söylenince eşlik ettiniz.
Görmedim ama biliyorum, siz de kınalanıp cepheye gönderilen aslanları, kendi cenaze namazını kılanları duyunca gözyaşı döktünüz.
15 yaşında toprağa düşenleri, okullarını bırakıp cepheye koşanları duyunca yandınız.
Nice acıları ve kahramanlıkları duyunca boğazınız düğümlendi, vücudunuz ürperdi.
Dualarınızda, dudaklarınızda onlara da yer verdiniz.
Evet sizleri biliyorum.
Seyit Onbaşı kadar olmasa da ağır yüklerin altına girdiniz.
Anafartalar’da Mustafa Kemal kadar olmasa da, acılara şahit oldunuz, nice darboğazlardan geçtiniz.
Mustafa Kemal gibi siz de kalbinizden vuruldunuz.
Onurunuzu, namusunuzu, inancınızı Çanakkale gibi korudunuz.
Hayatınızın bir yerinde Çanakkale gibi saldırılara uğradınız, Çanakkale gibi direndiniz.
Artık siz de Çanakkale’siniz. Çanakkale sizsiniz.
Değerli konuklar, müsaadenizle şimdi sizlere seslenmeyeceğim.
Sizlere siperleri, gemileri, birlikleri, tüfekleri de anlatmayacağım.
Çünkü bugün bütün kelimeler kifayetsiz, bütün cümleler yetersiz.
100. yıl nedeniyle bu defa aziz şehitlerimize hitap etmek, onların manevi ruhlarına seslenmek istiyorum.
Ey bu topraklar için toprağa düşenler,
bir hilal uğruna güneş gibi batanlar,
siz kara toprağın üstünde de, altında da bir oldunuz,
bizse ayrıştık, bölündük, hatta birbirimizi öldürdük.
Siz fakirlik içinde kazandınız,
bizse, zenginleştikçe kaybettik.
Siz düşmanınızı bile kucağınıza aldınız,
bizse dostumuzun dahi boğazına sarıldık.
Dün bir avuç yer ne kadar çok kişinin olmuş,
bugün koskoca bir memleket ne kadar az kişinin kalmış,
siz şimdi ebedi istirahatgahınızda uyuyorsunuz,
bizse derin uykulardayız. Ve asıl uyuyan biziz.
Ve Seyit Onbaşı’ya sesleniyorum.
Sen sadece 215 kiloyu değil koca Seyit,
sen vatan yükünü de sırtlayıp kaldıransın.
Oysa biz senin gibi ağır yüklerin altına giremedik.
Kolayı seçtik, sana layık olamadık.
Sen düşmanın dümenini bombalarken,
biz düşmanın dümen suyuna girdik.
Takımıyla yahya çavuşa sesleniyorum.
63 kişilik birliğinle kenetlenip bir olan yahya çavuş,
sen 2000 kişiye karşı destanlar yazansın.
bizse senin gibi, takımın gibi zorluklara karşı bir olamadık.
12 Eylül’de bölündük,
Sivas’ta yüreğimize ateşler düşürdük,
Maraş’ta ve daha nicelerinde insanlığımızı öldürdük.
Sevdiğini geride bırakan kahraman,
sen yârinin kokusunu, barutun kokusuna terk edensin.
Yar diye vatanını bilen, ölümü beklerken bile kadınına mektup yazıp, ruhum diye hitap edebilensin.
Bizse kadınlarımızı hak ettiği yere getiremedik,
özgecanları ve daha nice kadınlarımızı hayatta tutamadık.
Sen kadınına mektubunun arasında çiçekler gönderirken,
biz gözlerinin altından morluğu, vücudundan karayı, yarayı eksik edemedik.
Sizlerin vücudundaki kurşunlar onur madalyanız,
kadınlarımızın vücutlarındaki morluklarsa bizim utanç vesikamızdır.
Biz erkek olduk, ama adam olamadık.
Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal’e sesleniyorum.
Sen mektubunda düşmanların evlatları için “kahramanlar” diyensin, onların annelerine “gözyaşlarınızı dindirin” diye seslenensin.
Ve sen onları da evlat bilip, bu toprağı dost diye tanıtansın.
Biz senin gibi hoşgörülü olamadık.
Bu vatanda herkesi kucaklayamadık.
Değil yabancı anaların gözyaşlarını dindirmek, kendi analarımızın bile gözyaşlarını durduramadık.
*
Sözün özü “1915 Çanakkale ruhu” sınavından çok da başarılı çıkamadık. Ama çok şey öğrendik.
Ben de çok şey öğrendim.
Büyük balığın, küçük balığı her zaman yiyemeyeceğini, Nusrat senden öğrendim.
Merminin mertlikle, tüfeğin yürekle boy ölçüşemediğini siz atalarımızdan öğrendim.
Çanakkale’de, küllerinden yeniden doğmayı prangaları kırıp, yeniden ayağa kalkmayı öğrendim.
Çanakkale’yle ilgili birçok şeyi bildim, öğrendim, anladım.
Ama bir tek şeyi anlayamadım.
Ey büyük Atatürk,
seni anlayamayanları anlayamadım.
***
Ey analarının goncagülleri ve babalarının koç yiğitleri gene de üzülmeyiniz ve huzur içinde uyuyunuz.
Sizlerin huzurunda diyorum ki, Anafartalar’da ki gibi Türkiye’ye hücum da etseler, Arıburnu gibi direniriz.
Conkbayırı’nda ki gibi kalbimizden şarapnelle de vurulsak, namazgah tabyası gibi topla da dövülsek, Çimenlik kalesi gibi dik, Kilitbahir kalesi gibi sağlam dururuz.
57. Alay gibi gerektiğinde son neferimize, son nefesimize kadar mücadele ederiz.
Yürüdüğü yolda iz bırakmayan, o yoldan geçmiş sayılmaz.
Ey şehitlerimiz, siz de Çanakkale’de iz bıraktınız.
Haşa ne Çanakkale’si, tarihimizde de, yüreğimizde de, ruhumuzda da iz bıraktınız.
Bizler ilhamımızı siz şehitlerimizden alıyoruz,
biz de sizin gibi özgürlüğümüze ve barışa bu kentte sahip çıkıyoruz.
100 yıl önce hiç düşünmeden canından vazgeçen sizler
bağımsızlığınızdan, özgürlüğünüzden vazgeçmediniz
çocuklarından, analarından kopan sizler
hürriyetinizden koparılamadınız.
Şimdi, Mehmet Akif gibi hep bir ağızdan haykırarak diyeceğiz ki;
ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
hangi çılgın bana zincir vuracakmış? şaşarım
kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım
yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Aziz şehitlerimiz size söz;
barışın kenti Çanakkale’de, ülkemizde ve dünyada barışı yücelteceğiz. Kardeş olacağız.
Çünkü Çanakkale Savaşı kardeşlerle, düşmanların savaşıdır.
Çünkü kardeşliğe yapılan bir hücum, tek kelimeyle ihanet katarına eklenmektir.
Türkle – Kürt çatışırsa ne Türk kalır ne Kürt
Aleviyle – Sünni ayrışırsa ne Alevi kalır ne Sünni.
Oysa Türkle – Kürt, Aleviyle-Sünni birleşirse ne zalim kalır ne de zulüm.
onun için barışın kenti Çanakkale’den,
savaşın 100. yıldönümünden haykırıyorum;
Meriç kıyısındaki minicik bir kum tanesinden,
Ağrı dağı’nın yamacındaki yabani bir ota kadar her yere barış istiyoruz
Sinopta şu anda sahile vuran bir dalganın köpüğünden,
Hatay’ın Kızılçat köyünde açan çiçeğe kadar
herşeyde barış istiyoruz.
İstiyoruz ki; etrafımızdaki çember daralmasın,
barış ve özgürlük nefes alsın.
Barışın kenti Çanakkale’nin Belediye başkanı olarak;
inatla ama umutla barışın hakim olduğu bir dünya hayalimi sürdüreceğim.
Biliyorum ki ;
şehitlerimizin mezarlarında ki her bir kitabeyi öpen çanakkale rüzgarı, koparılmış güller gibi solan kahramanlardan her yere barış taşıyacak.
Biliyorum ki;
100 yıl önce kavuşma hayallerinin eriyip kül olduğu bu yerden, barış adıyla bir kıvılcım yanıp, çoban ateşiyle dağları dolaşacak.
Bunun için biz de siz şehitlerimiz gibi;
ekmeğimizden tasarruf edeceğiz, ama şerefimizden asla
candan olacağız, yardan olacağız,
ama özgürlük ve barış kokan bir dünyadan asla
biz de sizler gibi;
düşmanımızı kucağımızda taşıyacağız, ama sırtımızda asla.
Son nefesimizi tüketeceğiz, ama onurlu mirasınızı asla.
Bedenimizi çiğnetiriz, ama özgürlük ve barış yeminimizi asla.
Ey aziz şehitlerimiz,
siz toprağın altındakiler, biz üstündekilere ilham olsun.
Bükülmez bileklerinize, korku bilmez yüreklerinize selam olsun.
Özgürlük için toprağa düşüp, toprak olan siz şehitlerimizin ruhları şad olsun.
Saygıdeğer misafirler,
18 Mart Şehitler günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. yılı anma konuşmama son verirken;
bizlere bağımsız, başı dik bir ülke, özgürlükçü bir ruh miras bırakan başta Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları olmak üzere, onların kurduğu laik ve demokratik cumhuriyetimizi korumak ve kollamak ülküsüyle, ülkemizin varlığı ve bütünlüğü için dün olduğu gibi bugün de hiç düşünmeden canını vermiş Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, Emniyet teşkilatımızın tüm şehitlerini rahmet, gazilerimizi minnetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
Çanakkale gibi tarihi sorumluluğu çok büyük bir kentin belediye başkanı olmanın onuru ve 1915’in omuzlarımızdaki derin sorumluluğuyla sizleri sevgi ve saygıyla selamlarken
son sözüm şudur;
yaşasın kardeşliğimiz , yaşasın özgürlüğümüz
ve yaşasın barış…
Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan 
https://www.facebook.com/pages/Ülgür-Gökhan/644000068981427

100 Yılda Gençliğin Çanakkale Destanı 2015