CHP

now browsing by tag

 
 

AKM Belleten – Cumhuriyet Tarihinde Bugün 10 Mayıs * CUMHURİYET HALK FIRKASI’NIN KURULUŞU

TBMM’nde mevcut hizipleri birleştirmek veya mevcut hiziplerden birini takviye ederek Mecliste iş ve hizmet görme gayretleri sonuç vermedi. 10 Mayıs 1921 günü, Mustafa Kemal Paşanın başkanlığında toplanan 151 milletvekili Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Meclis Grubu kurma kararı aldılar ve grup başkanlığına da Mustafa Kemal Paşa’yı getirdiler.

Bir süre sonra Mecliste, Birinci Grup ve İkinci Grup diye bir ayrılma baş gösterdi. Birinci Grup, millet iradesine ve milletin egemenliğine değer vererek, milletin maddi ve manevi gücünü seferber etme çabası içinde idiler. Atatürk Birinci Grubun başında bulunuyordu. İkinci Grup hilafet ve saltanat makamının ve Osmanlı devlet şeklinin saklı tutulmasını istiyordu. İkinci Grup, Ankara’daki siyasi gücü geçici saymakta, Misak-ı Milli’nin sağlanmasından sonra, hükümetin çekilmesi gereğini ifade etmekteydi. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir hükmüne de, Padişahın yetkilerini kısıtlayacağı için karşı idiler. Kısaca İkinci Grup, sosyal görüş bakımından gelenekçi ve mukaddesatçı, siyasi görüş bakımından da Osmanlı düzeninden yanaydı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’da, Hakimiyeti Milliye, Yenigün ve Öğüt gazetelerine “Halk Fırkası” adıyla siyasi bir parti kurma niyetini açıklaması ile, Meclis’te Birinci Grubu teşkil edenler bu yeni kurulacak partide hizmete hazırlandılar. Mustafa Kemal Paşa’ya göre “Halk Fırkası, bütün milletin refah saadetini temine yönelik olcaktır”. Atatürk, “ortaya koyacağımız şey müspet millet programıdır” demekte ve “Tam istiklalle, kayıtsız şartsız millet hakimiyetinin, Halk Fırkası’nın programının iki esas maddesini oluşturduğunu” ifade etmekteydi. Ayrıca, Atatürk diğer konuşmasında da, “Halk Fırkası’nın halkımıza siyasi terbiye vermek için bir mektep olacağını” dile getirmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, 8 Nisan 1923’te yapılacak seçimde milletvekillerine vereceği görev ve yetkileri belirledi.

Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF): 9 Eylül 1923`te Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından kurulmuş olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasî partisidir. 1927-1946 yılları arasındaki TBMM seçimlerine tek parti (Devlet Partisi) olarak katılmıştır.

Başlangıçta “Halk Fırkası” olan parti adı 10 Kasım 1924’te “Cumhuriyet Halk Fırkası” olarak değiştirildi. Mayıs 1935’de 4. Kurultayda Cumhuriyet Halk Partisi adı benimsendi.

CHF’nin Kökleri

Cumhuriyet Halk Fırkası’nın kökleri Sivas Kongresi’ne dayanır. 4-11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde işgale direnmek amacıyla kurulan müdafaa-yı hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC) adı altında birleştirilmiştir. 23 Nisan 1920’de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi ARMHC delegelerinden oluşmuş, ancak 1922’de meclis Birinci Grup ve İkinci Grup adıyla iki gruba ayrılmıştır.

Millî Mücâdelenin zaferinden sonra Mustafa Kemal önderliğindeki Birinci Grup ülke çapında siyasi örgütlenmeye girişmiş ve 8 Nisan 1923’te yapılan seçimlere tek liste ile girerek biri dışında bütün milletvekilliklerini elde etmiştir. Grup ileri gelenleri 11 Eylül 1923’te Mustafa Kemal başkanlığında Halk Fırkası’nı oluşturmuştur.

Cumhurbaşkanı ve Fırka Başkanı Mustafa Kemal Paşa TIME Dergisi 24 Mart 1923 Mecliste 1922 yazından itibaren yoğunlaşan “particilik-hizipçilik” suçlamalarına karşı Mustafa Kemal şu görüşü savunmuştur:

‘Bu milletin siyasî fırkalardan çok canı yanmıştır. Halk Fırkası dediğimiz zaman bunun içinde bir kısım değil, bütün millet dâhildir.

Tek Parti Rejimi’nin ilk ifâdesi olan bu görüş, 1940’lara dek CHF/CHP dışında başka partilerin örgütlenmesini yasaklamak amacıyla kullanılacaktır. Türkiye Cumhuriyetinin ilk partisi olarak 1923 te kurulan CHF 1935 yılına kadar tek parti olarak seçimlerde yer almış iktidar sahibi olmuştur.

Atatürk’ün kurduğu partinin bugünkü uzantısı CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) dir.

Halk Fırkası Doğuyor

Lozan Antlaşmasının kabulü nedeniyle Mecliste başgösteren yoğun tartışmalar üzerine 9 Eylül 1923’te 9 Umde adı verilen siyasi programı ilan etti ve iki gün sonra İçişleri Bakanlığı’na verilen bir dilekçeyle kendisine bağlı milletvekillerinden oluşan Halk Fırkası’nı kurdu. Parti kurucuları Refik Saydam, Celâl Bayar, Sabit Sağıroğlu, Münir Hüsrev Göle, Cemil Uybadın, Kazım Hüsnü, Saffet Arıkan, Zülfü Bey’di. Genel Sekreter Recep Peker’di.

29 Ekim 1923’te, HF üyesi olan 158 milletvekili Cumhuriyet’i ilan ederek Mustafa Kemal Paşa’yı cumhurbaşkanı seçti. Bu olay üzerine, Milli Mücadele’nin lider ve aydın kadrosunu oluşturan milletvekillerinin bazıları (Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Ali Fuat Cebesoy, Hüseyin Avni, Cafer Tayyar Eğilmez, Refet Bele, Bekir Sami, Hüseyin Cahit Yalçın), ülkenin “diktatörlüğe” yöneldiğini iddia ederek mecliste ayrı bir grup oluşdular. 17 Kasım 1924’de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Bu olaydan bir hafta önce Halk Fırkası’nın adı Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirildi. TCF’nin 5 Haziran 1925’te kapatılıp önde gelen üyelerinin idamından sonra, 1946 yılına kadar CHF/CHP TBMM seçimlerine tek parti olarak katıldı.

LİDER KADRO

Partinin ilk üyeleri ve kurucularının önemli bir bölümü Mustafa Kemal’in ısrarıyla bu siyasal akıma katılmışlardı. Kurucular ve lider kadrosu içerisinde sayılabilecek kişilerin Mustafa Kemal’in yakın arkadaşları ve güven duyduğu kişiler olması dikkati çekmektedir.

Tek Parti Yılları

Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı Atatürk, cumhuriyetin 10.yılı kutlamalarında Cumhuriyet idaresini kuran önemli reformların birçoğu 15 Ekim 1927’deki İkinci Parti Kurultayı’ndan önce gerçekleştirildi. İkinci Kurultay’da Gazi Mustafa Kemal Büyük Nutuk’unu okudu. Kurultayda kabul edilen Tüzükte CHF’nin cumhuriyetçi, halkçı, milliyetçi siyasi bir cemiyet olduğu, fırkanın değişmez Umumi Reisinin Gazi Mustafa Kemal olduğu yazıldı. Başvekil İsmet İnönü Umumi Reis yardımcılığına atandı.

1929 Dünya ekonomik krizinin ardından Türkiye devletçi ekonomik kalkınma politikasına başvurdu. Önemli yatırımların devlet eliyle yapılması kararlaştırıldı.

1930 yılında ekonomik krizin derinleşerek sürmesi ve toplumda ciddi huzursuzlukların başgöstermesi üzerine Mustafa Kemal, yakın arkadaşı olan Fethi Bey’i bir muhalefet partisi kurmakla görevlendirdi. 1930 yılı Ağustos ayı başında Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. İlk etapta CHF’den 15 milletvekili SCF’ye geçti. Yeni parti ülke çapında büyük heyecanla karşılandı. 5 Eylül’de yapılan İzmir Mitingi, Ege Bölgesinde rejime karşı genel bir ayaklanmaya dönüşme eğilimi gösterdi. Ekim ayında yapılan belediye seçimlerinde SCF’nin oy çoğunluğunu elde ettiği, ancak sandıklarda tahrifat yapılarak CHF’nin kazandırıldığı söylentisi yayıldı. Aralık ayındaki Menemen Hadisesi neticesinde SCF kendisini feshetti.

SCF deneyinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra CHF’nin Tek Parti yönetimi kökleşti. 1931 yılından toplanan Üçüncü Kurultay’da tüzük yenilendi ve partinin programı belirlendi. Bu kurultayda, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Milliyetçilik, Devletçilik, Halkçılık ve İnkılapçılıktan oluşan “Altı ok” partinin ana programı olarak belirlendi. Halkevleri adı altında CHF’ye bağlı bir taban örgütünün oluşturulmasına karar verildi.

Atatürk Dördüncü CHP Kurultayında 1934 yılında Birinci Beş Yıllık Plan devreye sokuldu. Devlet eliyle ağır sanayiin kurulmasını öngören plan, büyük ölçüde Sovyet kredileriyle finanse edildi. Demiryolları yapımına önem verildi.

1935 yılı Mayıs ayında toplanan Dördüncü Kurultay’da partinin adı Dil Devriminin getirdiği yeni anlayış uyarınca Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirildi. 1936 Haziranında yayınlanan bir genelgeyle bütün illerde parti il başkanlığı valilikle birleştirildi ve içişleri bakanı resen parti genel sekreterliği sıfatını üstlendi. 1937 Şubatında yapılan anayasa değişikliğiyle, CHP’nin “altı oku” TC anayasasına resmen dahil edildi. Böylece Tek Partinin devletle özdeşleşmesi süreci tamamlanmış oldu.

AKM Belleten – Cumhuriyet Tarihinde Bugün 6 Mayıs * Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan Ölüm Yıldönümü

Türkiye cumhuriyet tarihine, yargılanarak öldürülen “ilk Marksist-Leninistler” olarak geçen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edilmişlerdir…

İdam edildikleri tarihte Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar. O dönemde (12 Mart Askeri Darbesi) iktidardan indirilen Süleyman Demirel, Denizlerin idamına “Evet” oyu veren Adalet Partisi’nin lideriydi. Nasıl “evet” dediğini gazeteci Altan Öymen 1976’da Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, bir başka “genç adam”la ilgili olarak anlattı:

Süleyman Demirel , Mobilya Yolsuzluğu’ndan yargılanan yeğeni Yahya Demirel’le ilgili olarak ’25 yaşında çocukla uğraşıyorlar’ diyor. 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz, Yusuf, Hüseyin’in idam kararları oylanıyordu. Süleyman Bey AP Grubu’nun en önünde oturuyordu. Elini “İdama Evet” için kaldırdığında arkasına dönüp baktı, herkesin kaldırıp kaldırmadığını kontrol ediyordu. Sonra vakur bir ifadeyle önüne döndü. İdamlar kabul edilmişti. Deniz ve Yusuf da 25 yaşındaydı. Hüseyin ise 23’ündeydi. Süleyman Bey onlar için hiç ’25 yaşında çocuklar’ demedi. İdam edilmelerini istedi. İsteğine ulaştı da…”

Bugün Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idamı için el kaldıranlardan pek çoğu hatırlanmıyor. Sadece Süleyman Demirel uzun zaman “toplumsal aktüalitesini” korudu. O da çok yakın çevresinin “banka operasyonu” nedeniyle peş peşe tutuklanıp cezaevlerine konulması nedeniyle…

Diğerlerini tarih silip attı!

BİA, bunların “unutulmasına” razı olmadığı için “Denizler Dosyası”na ‘İdama Evet Diyenlerin Tam Listesi’ni de koydu.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ülkesini seven insanlardı. Bu uğurda ölümü göze almışlardı. İdam sehpasında taburelerini kendileri tekmeleyecek kadar cesurdular.

Asıldılar… Onları asanların beslendiği siyasi kulvar ise sürekli kırmızı bültenle aranan devlet adamları üretti. DGM dosyaları, İnterpol bültenleri, bankaların boşalmış kasaları, kendi ülkesini soyan ihaleler arasında ölüyorlar.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan her 6 Mayıs’ta yeniden doğuyor. Bugün de bir doğum günü… Bugün günlerden 6 Mayıs, bugün günlerden Deniz, Yusuf, Hüseyin.

Hüseyin İnan kimdir?

Hüseyin İnan, 1949’da Kayseri’nin Sarız ilçesine bağlı Bozhöyük köyünde doğdu. İlk ve orta okulu Sarız’da, liseyi Kayseri’de okudu.

1966’da ODTÜ İdari Bilimler Bölümü’ne kayıt oldu. 1968’de TİP ve daha sonra Milli Demokratik Devrim (MDD) içindeki ayrılıklarda, giderek belirginleşen illegal ve dar örgütçülük fikri etrafında çekirdek bir grup oluşturup, kır gerillası yoluyla anti-emperyalist mücadele verme fikrini geliştirmeye çalıştı. Özellikle ODTÜ kökenli olan ve temelini İnan’ın attığı bu grup daha sonra, THKO’nun çekirdek kadrosunu oluşturacaktı.

14 Ekim 1969’da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün El Fetih kamplarına gitti ve orada İsrail’e karşı savaştı. 1 Ocak 1971’de Türkiye İş Bankası Emek Şubesi soygunu, ABD askeri tesislerinin basılarak bir ABD’lilerin kaçırılması ve daha sonra dört Amerikalının kaçırılması eylemlerinde yer aldı. 24 Mart 1971’de Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde yakalanarak, 9 Kasım 1971’de Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan’la birlikte idama mahkum edildi. 6 Mayıs 1972’de idam edildi.

Yusuf Aslan kimdir?

Yusuf, 1947’de Yozgat’ın bir köyünde doğdu. Ortaöğrenimini dindar ve anti-komünist eğilimlerle, gelenekçi önyargıların güçlü olduğu bir çevrede tamamladı.

1966’da ODTÜ’ye girdi. Bir yıla kalmadan ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü’nün üyesi oldu, Dev-Genç içinde çalışmaya başladı. Bu dönemden itibaren önce hazırlık okulunda, sonra da mühendislik fakültesinde patlak veren boykotların ve hemen ardından ODTÜ işgalinin önde gelen örgütçülerinden oldu. İlk yargılandığı eylem, ABD Büyükelçisi Commer’in arabasının yakılmasıydı.

1969’da arkadaşlarıyla birlikte Filistin’e gitti. Burada helikopter ve uçak pilotluğunu öğrendi. Traktörden helikoptere kadar her türlü aracı büyük bir ustalıkla kullanıyordu.

1970 yılında kurulan THKO’nun kurucusu ve önderlerinden olan Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş’le birlikte Nurhak’a dağdaki gerilla grubuna katılmaya giderken, Sivas Şarkışla’da yaralı olarak yakalandı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan’la birlikte idam edildi.

Deniz Gezmiş kimdir?

Deniz Gezmiş, Ankara’nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947’de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul’da bitirdi.

1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965’te Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968’de Hukuk Fakültesi’nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesine önderlik etti.

İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz’da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül’de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968’de Samsun’dan İstanbul’a Mustafa Kemal Yürüyüşü’nü düzenledi.

1969 Haziran’ında Filistin’e giderek Eylül’e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969’da yakalandı ve Cihan Alptekin’le birlikte 18 Eylül 1970’e kadar tutuklu kaldı. Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdu. 4 Mart 1971’de dört ABD’li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan’la birlikte yakalandı.

9 Ekim 1971’de idam cezasına çarptırılan Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de idam edildi. (BÇ)

Dünyada sol ve özgürlükçü hareketlerin hakim olduğu ’68 dönemi Türkiye’de de geniş kitleleri etkisi altına aldı.1965 seçimlerinde yüze 3 oy alarak 15 milletvekiliyle parlamentoya giren Türkiye İşçi Partisi (TİP), Meclis’e sosyalist milletvekillerini taşıyan ilk parti oldu. Dönemin gençliği arasında heyecan yaratan TİP, 60’lı yılların başında Türkiye’deki sol hareketin önemli merkezlerindeb biri oldu.

Bu dönemde, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydolan Deniz Gezmiş TİP’e, ODTÜ’de okuyan Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ise, Fikir Kulüpleri Federasyonu’na (FKF) üye oldu. Ancak, sol hareket içinde hızla politikleşen ve öğrenci lideri olarak sivrilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın tanınmasını sağlayan olay Amerika 6. Filosu’nun Türkiye’ye gelişini protesto etmek için düzenlenen eylemler oldu.

68 yılının sonuna doğru Deniz Gezmiş ve arkadaşları TİP’ten koparak daha radikal bir hareket olan Devrimci Öğrenci Birliği’ni (DÖB) kurdular. Bu sırada FKF de Dev-Genç’e dönüştü.

1969 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin işgaline öncülük eden Gezmiş hakkında tutuklama kararı çıkartıldı, ancak Gezmiş yakalanmaktan kurtulmayı başararak Filistin’e gitti. Bu dönemde ileride Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) kadrolarını oluşturacak gençler (Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Cihan Alptekin, Kadir Manga, Atilla Keskin, Mustafa Yalçıner…) Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) kamplarına giderek gerilla eğitimi aldı.

1970 yılında Türkiye’ye dönüşlerin ardından Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdular ve böylece silahlı mücadele dönemi başladı. 1971 yılında Ankara Emek’teki İş Bankası soygununda yer alan Gezmiş daha sonra Balgat’taki Tuslog tesislerinden 4 ABD’li askerin kaçırılmasında yer aldı. Bu askerler daha sonra serbest bırakıldı.

12 Mart 1971’de muhtıra ile gelen askeri darbe, öğrenci hareketini hedef tahtasına oturttu. THKO ve Mahir Çayan önderliğindeki THKP-C’nin pek çok üyesi tutuklandı veya öldürüldü. Deniz Gezmiş, Gemerek’te, Yusuf Aslan Şarkışla’da, Hüseyin İnan Kayseri’de yakalandı.

Gezmiş, Aslan ve İnan, savcılığını Baki Tuğ‘un üstlendiği, Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığındaki Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Askeri Mahkeme’de yargılanarak idama mahkûm edildi. Kimsenin canına kıymayan üç genç hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamnını, bir kısmını tağyir, tebdil veya ilgaya teşebbüs ettikleri ” iddiasıyla “TCK’nın 146/1 maddesi uyarınca” idam kararı verildi.

Bu dönemde onları kurtarmak için yapılan girişimlerin çoğu sonuçsuz kaldı, hapisten kaçmayı başaran Mahir Çayan önderliğindeki bir grup NATO’ya ait radar istasyonunda çalışan iki İngiliz ve bir Kanadalı teknisyeni kaçırarak Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın serbest kalması istemiyle eylem başlattılar, ancak Kızıldere’de kuşatıldıkları evde öldürüldüler.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan hakkında verilen idam cezaları TBMM’de 24 Nisan 1972’de yapılan oylamada 48’e karşılık 273 kabul oyuyla kesinleşti.

İdam kararları, TBMM Genel Kurulu’nda Süleyman Demirel liderliğindeki Adalet Partisi grubunca, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra idam edilen Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan‘a karşılık olmak üzere “üç – üç” diye tempo tutularak onaylandı.

CHP kanadında ise İsmet İnönü ve Bülent Ecevit ile arkadaşları “siyasi suçlarda idam cezasına karşı çıkarak” ret oyu kullandılar.

Deniz Gezmis, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972’de, bugün müze olan Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde sabaha karşı asılarak idam edildiler. İdam edildiklerinde Gezmiş ve Aslan 25, İnan ise 23 yaşındaydılar.

Deniz Gezmiş’in son sözleri “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” oldu.

Darağacına çıktıklarında idam sehpalarını kendileri ayaklarının altından iten Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 43 yıl önce bugün idam edilmeden önce, sevdiklerine son kez şöyle yazmışlardı:


Deniz Gezmiş

Baba,

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben, ne kadar üzülmeyin desem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın.

Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir.

Bu yola bilerek girdi. Sonunda da bu olacağını biliyordu.

Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, (…) anlayacağını inanıyorum.

Cenaze için, avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara´da 1969´da ölen arkadaşım Taylan Özgür´ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul´a götürmeye kalkma.

Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.

Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım…

Oğlun Deniz Gezmiş

Merkez Cezaevi


Yusuf Aslan

Sevgili Babacığım,

Bu mektubu aldığım zaman ben edebiyyen bu dünyadan göç etmiş olacağım. Ne kadar sarsılacağını tahmin ediyorum. Bir  buçuk seneden beri, benim yüzümden nasıl üzüntü içinde olduğunuz malum Bu son onayı da metanetle karşılamanızı sadece dileyebiliyorum.

Babacığım, bu olayda da annemin ve Yücel’in senin tesellilerine ve desteklerine ihtiyaçları çok. Bunun için ne kadar metin olursan hem senin sağlığın için hem de onlar için o kadar iyi olur. Elbette ki, yıllarca emek verip yetiştirdiğin bir oğlunun bir günde öldürülmesi, kolay göğüslenecek bir olay değildir. Fakat siz benim ne için,  kimlere karşı mücadele verdiğimi biliyorsunuz. Ben bu açıdan rahat ve vicdan huzuru içinde gidiyorum. Sizlerin de bu bakımdan rahat ve huzur içinde olduğunuzu ve olacağınızı biliyorum.

Babacığım, annemin ve Yücel’in, senin desteklerine muhtaç olduklarını yukarıda söylemiştim. Onları rahat ettirmek için bütün gücünü kullanacağından zaten eminim. Babacığım, burada şunu ilave edeyim ki, Yücel’in hastalığından kendimi sorumlu hissediyorum. Yücel için her şeyinizi ortaya koyacağınız konusunda da kuşkum yok. Ablamlar için söyleyeceğim: fazla üzülmesinden, olayın sarsıntıları geçtikten sonra normal hayatlarını devam ettirsinler. Mehtap’a ne diyeyim… Benim için her zaman bol bol öpün.

Babacığım, cezaevinde kalan arkadaşları ara sıra yoklarsan, hallerini hatırlarını sorarsan çok memnun olurum. Her birisi oğlum sayılır. Dışarıda bizler için uğraşan dostlarımı ve dostlarını hiçbir zaman unutmayacağını biliyorum.

Mektubum burada biterken sizi, anemi, Yücel’i, ablamı, Aziz Abiyi, Mehtap’ı hasretle kucaklarım babacığım… Sağlıcakla kalın.

T. Yusuf Aslan


Hüseyin İnan

Babama, anneme, kardeşlerime ve yakın akrabalarıma,

Söyleyecek fazla söz bulamıyorum.

Bir insanın sonunda karşılayacağı tabii sonuç bildiğiniz sebeplerden dolayı erken karşıma çıktı.

Üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum.

İleride durumunu çok daha iyi anlayacağınız inancındayım.

Metin olunuz.

Üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.

Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selamlar sevgiler!…

Yazılacak çok şey var, fakat hem mümkün değil, hem de sırası değil

Candan selamlar

Hüseyin İnan


 

Şafak Pavey Konferansı – Demokrasi ve Türkiye’nin Geleceği – MELBOURNE 24 Nisan, SYDNEY 27-28 Nisan 2018

Şafak Pavey’in 27 Nisan Cuma akşamı Lidcombe Community Centre’da düzenlenen ‘Demokrasi ve Türkiye’nin Geleceği’ adlı konferansında sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız.

Saygı ve sevgiyle…

Sydney Organizasyon Komitesi


Safak Pavey is a Turkish diplomat known for her international work on human rights, humanitarian aid and for becoming the 1st ever disabled female member of the Turkish Parliament.

Pavey’s life has been nothing short of extraordinary.

At age 19, she moved to Switzerland in 1994 to commence her studies in Art and Film. Two years later, Pavey encountered a train accident in Zurich that would change her life forever. She was accompanying a friend who was terminally ill, carrying him in her arms up the stairs and into the coach, when suddenly the train began to move, its doors still open. In an attempt to protect her friend, she fell under the train and lost her arm and leg. Pavey recounts this day clearly: “There was a lasting, very loud noise while the train and its many wagons left the station. I managed to save my head with only some injury. My left arm was lying a bit further away, separated from me. My left leg was torn apart.” Whilst an experience would most likely dishearten many, instead it reshaped Pavey’s future and further motivated her to pursue her education and career.

In 1997 Pavey moved to London and studied international relations at the University of Westminster. Completing her post-graduate studies at the London School of Economics, she specialised in ‘nationalism, ethnicity and minority rights’. Since then, Pavey has worked vigorously in being the voice for minorities and continues to fight against injustices.
accompanying a friend who was terminally ill, carrying him in her arms up the stairs and into the

Below is a brief history of the actions and achievements of Safak Pavey thus far:

  • Served in the Office of the United Nations High Commissioner for Refugees 2003 – 2010.
  • Worked at the UN Headquarters and on humanitarian missions in the Middle East, Southwest
    Asia and Central Europe.
  • Undertook assignments in countries such as Algeria, Egypt, Iran,
    Lebanon, Syria, Yemen and Hungary.
  • Dealt with different displacement situations, holding various positions
    from being a consultant on child rights, education and gender programs to serving as the regional spokesperson and managing global strategic communications.
  • Worked as a peace solutions activist in a number of conflict areas including Afghanistan.
  • Founded the United Nations interagency support group for the Convention on the Rights of Persons with Disabilities (‘UN IASG for CRPD’) and was appointed Secretary to the CRPD Secretariat at the Office of the UN High Commissioner for Human Rights in 2010.

In 2011, Pavey returned to Turkey and was elected Deputy of the Istanbul Province for the Republican People’s Party (the party founded by Ataturk), becoming the 1st disabled female member of the Turkish Parliament. Pavey was a member and Vice-Chair of the:

  • Turkey-EU-Accession Committee.
  • NATO Parliamentary Assembly.
  • EU-Turkey Joint Parliamentary Committee.
  • Euro-Med Parliamentary Assembly for the Mediterranean Union.
  • Euro-Med Sub-Committee on Energy, Water and Environment.

Safak has also had roles as Vice-Chair and Member of the Turkish Parliamentary Friendship Groups in Australia, New Zealand, Norway and South Korea. She served as an MP from 2011-2017 and currently holds senior advisory roles with international organisations and philanthropic projects as an expert on international migration, inclusive design, diversity and social cohesion policies, women’s participation in peacebuilding processes, civilian security and diplomacy with a focus for longlasting solutions. She is also a member of European Council on Foreign Relations and Women Political Leaders Global Forum.

Further Achievements:

  • 2011 – Named one of the 10 Outstanding Young Persons of the World by Junior Chamber International.
  • 2012 – Recipient of the ‘International Women of Courage Award’. The International Women of Courage Award is presented annually by the United States. The award recognises women around the world ‘who have shown exceptional courage and leadership in advocating for women’s rights and empowerment, often at great personal risk’, recognising her work in defending rights and freedoms of women, children, refugees, persons with disabilities and minorities in Turkey and globally.
  • 2014 – Awarded ‘Secularist of the Year Award’ by British National Secular Society, recognising her work in defending secularism, human rights and the rights of women and minorities in Turkey.
  • 2015 – World Economic Forum, Young Global Leader.
  • 2016 – Munich Security Conference, Munich Young Leader.

The contribution Safak Pavey has made to better the world should not go unnoticed. While there have been significant setbacks, it seems that there is very little that has tempered Pavey’s fierce passion and undeniable strength to fight for a better tomorrow.

Pavey’s story is one that has been heard and recognised on an international scale and in April 2018, Australians will have the privilege of hearing it first-hand. With the invitation of Australian-Turkish communities CHP Representation, Safak Pavey will be visiting Melbourne and Sydney from 20-30 April 2018. Her visit is in the spirit of ‘civilian diplomacy’ to support the civic initiatives by ‘our community/organisations including Move the House – A Tree for Gallipoli, while sharing and fostering Australian/Turkish friendship around the commemorations during ANZAC week.

Pavey will have exchanges on democracy experiences, secularism, political participation of women, international migration, social and ecological good municipal practices with Australian policymakers, practitioners and civil society members.

She will participate in various events including the dinner in Melbourne on ANZAC eve to discuss the “Role of Democracy and its Future” and meet a number of Australian-Turkish community groups in both Melbourne and Sydney.

This visit is intended to allow the wider Australian community to be enlightened by her abilities and ensure the friendship fostered by Ataturk and Bruce (8th Prime Minister of Australia), from the mutual sacrifices in Gallipoli continues now and into the future.

Özgür Siyaset Derneği Seçim Hilelerine Karşı Bilinçlendirme Kılavuzu

Özgür Siyaset Derneği Seçim Hilelerine Karşı Bilinçlendirme Kılavuzu

Oy-una Gelmeyin !!!

SEÇİM SİSTEMİMİZ, SEÇİM ŞAİBELERİ VE ÖNERİLER – Ömer Lütfi TAŞCIOĞLU

SEÇİM SİSTEMİMİZ, SEÇİM ŞAİBELERİ VE ÖNERİLER

Ömer Lütfi TAŞCIOĞLU

Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Öğrencisi ve Temiz Seçim Platformu Kurucu Üyesi, Emekli Kurmay Albay, Araştırmacı

Kaynak: Türkiye Barolar Birliği Dergisi Ocak-Şubat 2014, Sayı 110, ss. 241-280 http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2014-110-1346

Özet: 2003 ve 2008 yıllarında yapılan kanun değişiklikleri ile seçimlerde yazılım alt yapısı olarak SEÇSİS sistemi uygulamaya konulmuş ve seçmen kayıtlarının tutulmasında İçişleri Bakanlığınca yürütülen MERNİS, seçim sonuçlarının aktarılmasında ise Adalet Bakanlığı’nca yürütülen UYAP projesi kullanılmaya başlanmış, böylece anayasaya göre YSK tarafından yürütülmesi gereken seçim siste mi idareye devredilmiştir.

Bu çalışmada seçim sistemleri hakkındaki genel değerlendirmeyi müteakip, MERNİS, UYAP ve SEÇSİS projeleriyle seçimlerin yürütülmesinde ortaya çıkan aksaklıklar ve bunların sonucu olarak referandum ve seçimler yoluyla halkın gerçek iradesinin sandığa tam olarak yansımamasının sonuçları mukayeseli olarak incelenmiş ve sonuç bölümünde bu tür aksaklıkların ortadan kaldırılması için alına bilecek tedbirler ortaya konulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Seçim, Seçmen, YSK , SEÇSİS, Seçim Hileleri

GİRİŞ

Seçim konusunda Türk ve yabancı birçok bilim adamının çalışmaları mevcuttur. Ancak bunlar daha ziyade seçim usulleri, seçimlerde kullanılan farklı yöntemlerin halk iradesini yansıtma oranları, temsilde adaleti sağlamak için alınabilecek yöntemler gibi konuları içermektedir. Oysa Türkiye’deki sorun seçim sistemlerinden ziyade devletin resmi kurumlarının açıkladığı nüfus ve seçmen verilerine ait bilgiler arasındaki büyük farklılıklar, seçmen kayıtlarının tutulmasında ve seçimlerin uygulanmasında karşılaşılan sorunlar ve seçim hileleri ile ilgilidir ki bu alandaki bilgilerin çoğu seçmen verilerine ve seçimlerde bizzat tanık olunan olaylara dayanmaktadır. Bu nedenle geçmişten günümüze kadar kullanılan seçim sistemleri ile ilgili bilgiler özet olarak ele alınmış, konunun asıl can alıcı noktası olan ve günümüzde meclisin yapısını dolayısıyla ülkemizin kaderini etkileyen seçmen verileri ve seçim hileleri ile ilgili bilgilere ise daha geniş şekilde yer verilmiştir.

SEÇİM SİSTEMLERİNİN ÖNEMİ VE SEÇİM UYGULAMALARI

Seçim sistemi seçimlerden sonra seçime katılan parti ve bireylerin seçim sonuçlarının semeresini almasını, başka bir deyişle alınan oyların Parlamentoda sandalyeye dönüşmesini sağlayan en önemli yöntemdir.[1] Seçim sisteminin belirlenmesi, aynı zamanda anayasa ya da kanun koyucunun önündeki en önemli siyasal tercihlerden birini de oluşturmaktadır. Çünkü seçim sistemi, başta siyasal partilerin sayısı olmak üzere, siyasal sistemin birçok unsurunu derinden etkilemektedir.[2] Seçim sisteminin hem oy verenlerin tercihlerini yansıtan, hem de istikrarlı bir hükümet oluşturan bir meclisin oluşumunu sağlayabilmesi yıllar geçtikçe daha da önem kazanmaktadır.[3] Bu açıdan bakıldığında seçimlerin ülkelerin kaderini doğrudan etkilediğini söyleyebiliriz.

Türkiye’de kullanılan seçim sistemleri çoğunlukla seçim konusundaki deneyimleri daha fazla olan ülkelerin sistemlerinden alınmış ve zaman zaman bu sistemler kendi bünyemize uyarlanarak kullanılmıştır. Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet ile başlayan seçim sürecine ilişkin ilk kanun 2 Ağustos 1908 tarihli Milletvekili Seçimi Geçici Kanunu’dur. Cumhuriyet’in kuruluşunu takiben milletvekili seçimi esasları 1924 Anayasası ile belirlenmiş, daha sonra 14 Aralık 1942 tarih ve 4320 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu çıkarılmış ve çok partili sisteme geçişe paralel olarak 5 Haziran 1946 tarih ve 4918 sayılı seçim kanunu, müteakiben, 16 Şubat 1950 tarih ve 5545 sayılı seçim kanunu ve 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun çıkarılmıştır.

Türkiye’de 1950-1960 dönemi arasında gerçekleştirilen üç seçimde de liste usulü çoğunluk sistemi uygulanmıştır. Bu sistemde, bir seçim çevresinde birden çok milletvekili seçilmekte ve siyasi partiler, seçilecek milletvekili kadar aday belirleyerek listelerini oluşturmaktadırlar. Çoğunluk kuralı uygulandığından bir çevrede en çok oy alan parti, o seçim çevresindeki temsilciliklerin tümünü kazanmaktadır. Bu sistem, temsilde adaleti sağlamadığı gerekçesiyle artan tepkiler üzerine kaldırılmıştır.[4]

1950 seçimlerinde Demokrat Parti oyların yüzde 53.4’ ü ile TBMM üyeliklerinin yüzde 83.6’sını kazandığı halde, Cumhuriyet Halk Partisi oyların yüzde 39,8’i ile milletvekilliklerinin ancak yüzde 14,4’ ünü elde edebilmiştir. 1954 ve 1957 seçimleri de benzer sonuçlar vermiştir. Bu aşırı orantısızlık 1950’1i yıllarda demokrasinin kesintiye uğramasında önemli bir etken olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla, 1961 Anayasasını ve seçim kanunlarını hazırlayan Kurucu Meclis, Millet Meclisi seçimleri için seçim çevresi barajı d’Hondt sistemini[5], Cumhuriyet Senatosu seçimleri için de çok isimli basit çoğunluk sistemini kabul etmiştir. 1964 yılında yapılan değişiklikle, her iki Meclis seçimlerinde de d’Hondt usulünün uygulanması kararlaştırılmıştır. 1965 yılında seçim kanunu bir kere daha değiştirilerek, her iki Meclis için milli bakiye (ulusal artık) sistemi kabul edilmiştir.[6] Bu kapsamda kontenjan uygulamaları yapılmış, ülke seçim bölgelerine bölünmüş, bölge ve / veya ülke geneli bazında baraj düzenlemeleri getirilmiştir. Bazı seçimlerde ise bunların tümü bir arada uygulanmıştır.[7]

1961-1980 döneminde Nispi Temsil Sistemi’nin uygulamasıyla birlikte, parlamentoda temsil edilen partilerin sayısında bir artış meydana gelmiştir. Millet Meclisinde, 1961 seçimlerinde 4, 1965 seçimlerinde 6, 1969 seçimlerinde 8, 1973 seçimlerinde 7, 1977 seçimlerinde 6 parti temsil edilmiştir. %10 barajının uygulandığı mevcut seçim sisteminin ise küçük partilerin parlamentoda temsilini engellediği açıktır. Nitekim 1983 ve 1987 seçimlerinde ancak üçer parti parlamentoya girebilmiştir. Buna karşılık 1991 seçimlerinde beş partinin parlamentoda temsil sağladığı görülmektedir.[8] 1987 ve 1991 seçimlerinde hem ülke ve bölge (seçim çevresi) barajı, hem de kontenjan uygulaması kullanılmıştır. 1995 ve 1999’dan sonra da uygulamaya devam edilen %10 ülke barajlı d’Hondt sistemi özellikle 2002 seçiminde ciddi dengesizlikler yaratmış, iki parti dışındaki partilerin ve % 45 civarında oyun temsil edilememesine yol açmıştır.[9]

Seçim sistemleri tercihinde dikkate alınması gereken en önemli husus halkın tüm kesimlerinin temsil edildiği dolayısıyla sesini duyurabildiği bir Parlamento yapısının oluşmasına imkân sağlanmasıdır.

Bu yapılmadığı takdirde tek başına iktidara gelen bir parti diğer partilerin görüşlerini alma ihtiyacı bile duymayan bir eğilim içine girebilir ki bu tür bir yönetimi bir tür diktatörlük olarak adlandırmak da mümkündür.[10]

2002 MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMLERİ

Türkiye üzerinde hedefi olan ülkelerin özellikle Atatürk’ün ölümünden sonraki süreçte kendi çıkarlarına hizmet edebilecek liderleri Türkiye’de iktidara getirmek için çaba harcadıkları gerçeği o dönemde algılanamamışsa da günümüzde artık halkın bir kısmı tarafından bilinmektedir.

2002 yılı milletvekili genel seçimlerinde kesinleşmiş hapis cezası olduğu için AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Anayasa’nın 76. maddesine göre milletvekili adayı olamamış, Erdoğan’ın önünün açılması için CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da oluru alınarak ilgili Anayasa maddesinin değiştirilmesi sonucu, Erdoğan “yasaklı” olmaktan kurtarılmıştır. Daha sonra Yüksek Seçim Kurulu(YSK), bir köydeki birkaç yüz oyun kaybı nedeni ile Siirt seçimlerini iptal etmiş ve Siirt milletvekili olanların milletvekillikleri düşmüştür. Siirt’ten birinci sırada seçilmiş olan milletvekilinin yeniden yapılacak seçimlere girmeyeceğini YSK’ ya bildirmesini müteakip kanuna göre, 2002 seçimlerinde AKP’nin ikinci sıradaki adayının birinci sıraya yükseltilmesi gerekirken ve dışarıdan yeni bir aday atanması da mümkün değilken, Erdoğan Siirt’ten aday yapılmış ve kanuna aykırı olan bu işlem YSK tarafından onaylanarak Erdoğan TBMM’ne milletvekili olarak sokulmuştur.[11]

Benzer şekilde Anayasa Mahkemesi’nce kapatılan HADEP’in yerine kurulan DEHAP’ın yöneticileri seçim evrakında sahtecilik suçundan hüküm giydiğinden DEHAP’ın aldığı oyların geçersiz kalması ve seçimlerin yenilenmesi gerekirken, baraj altında kalan diğer partilerin bu konudaki müracaatları YSK tarafından reddedilmiş ve böylece DEHAP’a ve 2002 seçimlerine YSK eliyle meşruiyet kazandırılmıştır.[12]

Cumhuriyet tarihinin en adaletsiz seçimi 2002’dir. Seçimde % 1’in üzerinde oy almış olmasına karşın 9 parti mecliste temsil edilememiştir. Bu anlamda baraj uygulaması en fazla % 9,54 oy almış olan DYP’yi etkilemiştir. Temsil edilemeyen partinin ve oy oranının en fazla olduğu 2002 seçimlerinde % 1’lik oy 327.530 seçmene (41.407.027 kayıtlı seçmen x % 79,1 katılım oranı x % 1) karşılık gelmektedir. Meclise giremeyen DYP’ye verilen yaklaşık 3 milyon 125 bin oy söz konusu partide temsil edilmezken, toplam 14.846.935 (% 45,33) oy parlamento dışında kalmıştır. Bu seçimlerden sonra birçok siyasi parti adeta siyasetten silinmiş[13] ve meclise sadece AKP ve CHP girebilmiştir. 2002 seçimlerinin Türk siyasi hayatına nasıl yansıdığına biraz dikkat edildiğinde çok partili sisteme geçtiğimiz 1946 yılından beri her seçimde ya iktidar, ya da muhalefet olarak TBMM’de temsil edilen merkez sağın birden bire TBMM dışında kalarak yerine AKP’nin konumlandığı görülmektedir. Bu durum, makalenin devamında ele alınan seçim hileleri ve özellikle elektronik seçim hileleri ile birleştirildiğinde Türkiye’de iktidara istenen partinin taşınabilmesi için Merkez sağın planlı bir şekilde meclis dışında bırakıldığı konusundaki şüphelere ağırlık kazandırmaktadır.

YÜKSEK SEÇİM KURULU ( YSK ) VE SEÇİMLERDEKİ ROLÜ

YSK ilk kez 1961 Anayasası ile teşkil edilmiştir. 1982 Anayasası’nda da muhafaza edilen YSK, “Cumhuriyetin Temel Organları” bölümünde ve “Seçimlerin Genel Yönetimi ve Denetimi” başlığı altında yer almıştır.

1982 Anayasası’nın 79. Maddesinde; “Seçimler yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve TBMM üyelerinin seçim tutanaklarını kabul etme görevi YSK’ nındır. YSK kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz. YSK ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir. YSK, yedi asil ve dört yedek üyeden kuruludur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay genel kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir Başkan ve bir Başkanvekili seçerler” hükmü yer almıştır.

MERNİS, UYAP VE SEÇSİS

Kısa adı MERNİS olan “Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi” kapsamında Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarına sayısal kimlik numarası verilerek nüfus kayıtları veri tabanı oluşturulmuştur. Ancak MERNİS projesi İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ne (NVİGM) bağlı bir sistemdir. Yani idareye bağlı bir birim tarafından yürütülmektedir. Projenin başlatıldığı 1960’lı yıllardan bu yana sistem veri tabanına girilen ölü ve sağ kişi sayısı 120 milyonu geçmiş durumdadır. Buna göre Türkiye’nin nüfusu 75 milyon, kayıtlı kişi sayısı ise 120 milyondur.[14] MERNİS sisteminde adres göstermek kaydıyla inşaat halindeki evlere bile seçmen kaydı yapmak mümkündür. Nitekim farklı illerde yaşayan bazı vatandaşlar, kendileri ve aile fertleri ile hiçbir ilgisi bulunmayan ve hiç tanımadıkları kişilerin kendi evleri adres gösterilmek suretiyle seçmen kaydedildiklerini bildirerek İlçe Seçim Kurulu vasıtasıyla YSK’ ya başvuruda bulunmuştur.

MERSİN’in Erdemli İlçesi’ne bağlı Ayaş Beldesi’nde, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi verilerine göre nüfusun 4224, seçmen sayısı ise 2693 olarak gözükmekte olduğunu tespit eden Ayaş Beldesi Merkez Mahallesi’nde oturan 100 kişi, muhtarlıklarda asılan listelerde hayali isimler olduğu ve kendi evlerinde tanımadığı kişilerin oturduğunun gözüktüğü iddiasıyla İlçe Seçim Kurulu’na itirazda bulunmuştur. 22 Temmuz seçimlerinde mahallesinde 145 seçmenin bulunduğu hatırlatan Çanakçı Mahalle Muhtarı Hasan Okur, “mahallede askıya çıkan listede 210 seçmen gösterildiğini, listeyi tek tek inceleyerek 55 yabancı isim saptadığını ve bu isimleri tanıyan da bilen de çıkmadığını, bu nedenle Erdemli İlçe Seçim Kurulu’na itiraz ettiğini ve diğer mahallelerde de hayali seçmenlerin bulunduğunu iddia etmiştir.[15]

Ayaş Beldesi’nin Merdivenlikuyu Mahallesi’nde oturan Ahmet Dölek ise seçmen listesini incelediğinde kendi evinde tanımadığı 8 kişinin daha oturduğunun görüldüğünü belirterek bu seçmenlerle ilgili itirazda bulunduğunu bildirmiş, Yemişkumu Mahallesi’nde oturan Kemal Kabar ise, “Listeleri incelediğimde kendi ev adresinde oturan 2 kişi daha saptadığını, bu kişileri tanımadığını, beldeye yabancı kişilerin kayıtlarının yapılmaması ve yapılanların ise yetkililer tarafından silinmesini istediğini belirtmiştir.[16]

İstanbul Beylikdüzü’nde ise CHP İlçe Başkanı Güzel Yücel Aslıoğlu, CHP adayı Vecdet Öz’ün az bir farkla seçimi kaybetmesinin ve AKP adayı Yusuf Uzun’un 942 oy farkla belediye başkanlığını kazanmasının ardından kendisine ulaşan ihbarlar üzerine Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Aslıoğlu, şikayet dilekçesinde, “Otel konaklama listesinden de anlaşılacağı gibi 390 kişi ilçe dışından bölgemize dönemin belediye başkanı eski AKP’li, bağımsız aday Vehbi Orakçı tarafından getirilmiş, seçim sabahı 07.30’da otelden çıkış yapan bu kişiler görevli oldukları sandıklara dağıtılmıştır. Kayıtlı olmadıkları için Beylikdüzü’nde oy kullanamayacak olan bu kişiler eski başkanın yandaşı olması dolayısıyla sandık kurullarında görevli gösterilmiş ve oy kullanmaları sağlanmıştır” iddiasında bulunmuş, ayrıca “Büyükçekmece İlçe Seçim Kurulu Başkanı İbrahim Doğan’ın da maddi menfaat beklentisinde olduğunu, şikayetlerini dikkate almadığını, oylarının kasıtlı olarak geçersiz sayıldığını, sahte oy pusulalarının ele geçirildiğini” öne sürmüştür. 15 ay süren soruşturmanın ardından 23 Haziran’da iddianameyi tamamlayan savcılık; seçimlerde bazı usulsüzlükler yapıldığını belirterek, İlçe Seçim Kurulu Başkanı İbrahim Doğan hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçundan dava açmış, Polis tarafından kaybolduğu ve imha edildiği iddia edilen oy pusulalarıyla ilgili olarak da 29.03.2009 tarihinde tutanak tutulduğuna yer verilen iddianamede, “Sandık kurullarında belirtilen kişilerden sadece 3 tanesinin Beylikdüzü ilçesi seçim listesinde kayıtlı olduğu tespit olunmuştur” ifadesi yer almış ve 387 sandık bulunan Beylikdüzü’nde sadece sandık görevlisi olarak 384 kişinin başka yerden gelerek oy kullandığı tespit edilmiştir.[17]

Basına yansıyan bu örneklerin benzerlerinin Türkiye’nin başka yerlerinde de meydana geldiğini ve aynı adrese birden fazla aile yazıldığını da düşündüğümüzde iktidarın elindeki MERNİS’in seçim hileleri için önemli bir araç olarak kullanılabileceği ortaya çıkmaktadır.

Kısa adı UYAP olan “Ulusal Yargı Ağı Projesi”, sistemin bir diğer ayağını teşkil etmektedir. Esasen yargı faaliyetlerinin tek bir merkezde toplanarak kontrol edilmesi amacıyla hazırlanan UYAP sisteminin seçim sonuçlarının işlenmesinde kullanılmaya başlanmasıyla YSK’ ya ait olan bu görev ve yetki de Anayasa’ya aykırı olarak idareye devredilmiş olmakta, başka bir deyişle seçim sonuçları ile ilgili tüm bilgilere Adalet Bakanlığı’nca dolayısıyla hükümet tarafından erişilebilmekte ve müdahale edilebilmektedir.

AKP iktidara geldikten sonra 25 Nisan 2003 tarihinde “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanuna Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkındaki Kanun Tasarısını TBMM’ne göndermiş[18] ve tasarı kabul edilerek SEÇSİS (Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi) uygulamaya konulmuştur.

Yazılım alt yapısı olarak SEÇSİS’e geçişe paralele olarak seçmen kayıtlarının tutulmasında İçişleri Bakanlığı kontrolündeki MERNİS, seçim sonuçlarının aktarılmasında ise Adalet Bakanlığı kontrolündeki UYAP projesi kullanılmaya başlanmış, böylece anayasanın 79. Maddesinde belirtilen; “Seçimler yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır” hükmüne göre yargı (YSK) tarafından yürütülmesi gereken seçimler, YSK’ nın kendi rızasıyla, ya da göz yummasıyla YSK’dan alınarak dolaylı olarak hükümetin eline teslim edilmiştir. YSK’nın teşkil edildiği 1961 yılından itibaren yapılan tüm mahalli ve genel seçimler YSK yetki ve sorumluluğunda icra edildiği halde YSK’nın seçmen kayıtlarının tutulması, seçimlerin icrası ve seçim sonuçlarının işlenmesi ve değerlendirilmesi yetkisinin YSK’dan alınarak dolaylı yoldan hükümete (idareye) devredilmesi Türk siyasi tarihinde bir ilktir ve kuvvetler ayrılığı ilkesine tamamen aykırıdır. Bu suretle hükümet yürütmenin yanı sıra yargının iktidarları belirleyen seçimleri kontrol etme yetkisine de sahip olan en önemli bölümünü de ele geçirmiş olmaktadır. 12 Eylül referandumuyla yüksek yargı organlarının yapısını değiştirerek yeni ihdas edilen kadrolara atanacakları belirleme imkânını da elde ettiği dikkate alındığında bu son uygulama ile yüksek yargı organlarının neredeyse tamamının hükümetin denetimine girdiğini söylemek abartılı bir değerlendirme olmayacaktır.

SEÇSİS İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

SEÇSİS sistemiyle ilgili çalışmalara 1986 yılında Hacettepe Üniversitesinde başlanmış, 1987 yılında Sistem Çözümleme ve Tasarım Raporu hazırlanmış ve Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğüne 45 uçlu veri giriş sistemi alınmıştır. 1988 yılında ilk pilot uygulama olarak Ankara’nın Çankaya, Bala, Şereflikoçhisar ilçelerinde seçmen yazımı yapılmıştır. 1989 yılında, aynı Üniversite tarafından hazırlanan SEÇSİS Projesi Olurluluk Raporu Yüksek Seçim Kurulu’nca kabul edilmiş ve 2004 yılına değin kullanılan “çevrim-dışı” (off-line) SEÇSİS Sisteminin geliştirilmesi kabul edilmiştir. Bu sistemde, ilçelerden posta yoluyla gelen seçmen yeni kayıt, değişiklik-düzeltme gibi formlardaki bilgilerin Merkezi Seçmen Kütüğüne işlenmesi, bu kütükten yararlanılarak, Merkezde (Ankara’da) seçimlerde kullanılmak üzere, sandık seçmen listeleri, seçmen bilgi kâğıtları ve diğer listelerin dökülmesi ve nakil araçlarıyla ilçelere ulaştırılması öngörülmüştür.

1990 yılında 7, 1991’de 4 il seçmen bilgileri Merkezi Seçmen Kütüğüne katılmıştır. 1992 yılında 110 uçlu UNISYS A16 bilgisayar sistemi satın alınmış ve geliştirilen “Çevrimdışı SEÇSİS Uygulama Yazılımı” kullanılmaya başlanmıştır. 1996 yılında 5, 1997’de 3, 1999’da 2, 2000’de 8, 2002’de 2, 2003’de 1 ve 2004’de de 2 ilde seçmen bilgilerinin Merkezi Seçmen Kütüğüne girişine devam edilmiş ve toplam 35 (otuz beş) ilimize bağlı 421 İlçedeki yaklaşık 26 milyon seçmene ilişkin bilgilere göre Ankara’ da hazırlanan listeler kamyonlarla ilçelere gönderilerek 28.03.2004 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Seçimi’nde kullanılmıştır.

2004 yılı Mahalli İdareler Seçiminden itibaren tüm seçimlerde ve referandumlarda kullanılan SEÇSİS’de 81 İl, 957 İlçe ve MERNİS’e göre belirlenen seçmenlerle ile ilgili tüm bilgiler, yapılan seçimler, kullanılan oylar ve seçim sonuçları tek bir merkezde toplanarak düzenlenip kontrol edilmektedir. SEÇSİS kapsamında ilçe seçim kurullarının yazılım programı ile Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğü’nün tüm ilçelerle bağlantı kurabilmesi için Sun Fire E 6800 sistemini içeren bilgisayar sistemi satın alınmıştır.[19]

SEÇSİS kapsamında Türkiye’de merkezi seçmen kütüğünü kuran “Sun Microsystems” projesi; “The Network is The Computer (iletişim ağı bilgisayardır)” vizyonu ile “herkesin ve her cihazın ağa bağlandığı bir dünyayı” yani “kontrol kulesindeki tek bir el tarafından yönetilebilen dünyayı” öngörmektedir.[20] Sun Microsystems; finans, üretim, medya, savunma sanayii, kamu kesimi gibi alanlarda 100’ün üzerinde ülkede faaliyet göstererek, bu ülkeleri ve dünyayı kontrolü altına almakta ve bu sistemler aracılığı ile “Büyük Ağabey” sistem kurduğu ülkelerin vatandaşlarını gözetlemekte, izlemekte, kontrol etmekte, yönlendirmekte ve denetlemektedir. Gizli servislerin en gizli sistemlerine, en korunaklı bankaların yazılım altyapılarına girip, bilgi ve para aktarımı yapılabildiğine göre, sisteme egemen olan “gizli bir el tarafından” böyle bir şeyin “kullanılan oyların gideceği adres için” yapılabilirliği de göz ardı edilmemelidir. Elektronik aletleri getirip bu sistemi kuranlar, alt yapısını, veri tabanını oluşturanlar ve danışmanlık yapıp düzenleyenler yabancılar olduğuna göre, sisteme hükmetme, verilere sahip olma ve “efendilerinin” istekleri dahilinde sisteme dışarıdan girerek verileri değiştirme olanağına da sahiptir. Sanal iletişimin geçerli olduğu çağımızda, bilgilere ulaşmak için, pencereyi kırarak binalara girmek gerekmemekte, şifreleri kırmak yeterli olmaktadır.[21] Sistemin şifresi elinde bulunan biri tarafından, herhangi bir ülkeden elektronik oy sayımına dışarıdan müdahale edilebilmekte ve istenilen partiye istenilen miktarda oy çıkartılabilmektedir.[22]

SEÇSİS’ İN SEÇİMLERDE KULLANILMASI

Türkiye’de ilk kez AKP’nin oyunun yüzde 34’den yüzde 47’ye fırladığı 22 Temmuz 2007 seçimleri, tamamen bilgisayar destekli yapılmıştır. SEÇSİS sisteminde YSK yabancı bir şirketin (Ofer’lerin) sahibi olduğu Telekom alt yapısını kullanmaktadır. YSK merkezinde mevcut kurulu ana bilgisayar, Sun Fire E 6800’dür)[23]. Ayrıca Adalet Bakanlığı’nın UYAP sistemi ile YSK’ nın SEÇSİS sistemi arasında 10 Mbs. hızında “Metro Ethernet” hattı bulunmaktadır. Her terminalde yapılan işlem ve kayıt, SEÇSİS Java tabanlı yazılım tarafından işlenerek sonuçlar ana bilgisayarda toplanmakta ve istenen bilgiler toplu olarak elde edilmektedir. Sandık kurullarında oyların sayılıp sonuçların elle yazıldığı tutanaklar, ilçe seçim kurulundaki bilgisayarda yüklü olan SEÇSİS yazılımı üzerindeki tutanağa geçirilmekte, daha sonra ilçe seçim kurulları tutanak toplamlarını il seçim kurullarına, bu kurullar da SEÇSİS üzerinden YSK’ ya bildirmektedir. Telekom alt yapısı kullanılarak oluşturulmuş olan bu dışa kapalı ağ ortamı (intranet) dış müdahalelere karşı sadece firewall (güvenlik duvarı) ve VPN’ nin sağladığı MD5 güvenlik seviyesi ile korunmaya çalışılmaktadır ve merkezi sistem ile terminaller arasında her hangi bir özel şifreleme mevcut değildir. SEÇSİS projesinde kullanılan veritabanı (bilgilerin toplandığı yer) yazılımı Java teknolojisi destekli Oracle’dir ve bu yazılımın önemli güvenlik açıkları mevcuttur. Bu nedenle firma sürekli olarak güncellemeler/güvenlik yamaları yayınlamaktadır.[24] YSK, seçimlerde kullanılan “Bilgisayar Destekli Merkezi Seçmen Kütüğü Sistemi” için, yetkili tek kurum olan İstanbul Teknik Üniversitesi Ulusal Yazılım Sertifikasyon Merkezi’nden sertifika da almamıştır.[25] Yani sistemin güvenlik sertifikası yoktur.

Ülkemizde yapılan seçimlerde il ve ilçe seçim kurullarında kullanılan Windows işletim sistemlerinin Microsoft mamulü en büyük “bilgi çalar” sistemi olduğunu öne sürenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Almanya’da, ABD tarafından askeri sırların bu sistemle transfer edildiği yıllar önce tespit edilmiştir. Windows işletim sistemleri ve bu sistem üzerine kurulu ağ ortamları yıllardır “hacker”ler (bilgisayar sistemine izinsiz girenler) tarafından delik deşik edilmektedir[26] ve 5-6 yıldan beri Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok büyük ülkede devlet kurumlarında kullanımı yasaklanmıştır.

ALMANYA’DA KULLANILAN SEÇİM SİSTEMİ VE OY SAYIM YÖNTEMİ

2009 yılında Almanya Federal Seçimlerinde oyların bilgisayar yoluyla toplanması ve sonuçların bu yolla hesaplanması konusu kamuoyu ve partiler tarafından tartışılmıştır. Bilgisayarlı sistemin oy sahteciliğine yol açacağı görüşünün hakim olması üzerine konu Federal Alman Anayasa Mahkemesi’ne intikal ettirilmiştir. Konuyu inceleyen Federal Alman Anayasa Mahkemesi Almanya’da seçimlerden sonra yapılacak oy hesaplarının bilgisayar ile yapılamayacağı sonucuna varmış ve klasik yöntemlerin kullanılmasına devam edilmesine karar vermiştir. Federal Almanya seçim sisteminde mahalle veya köylerde sandıklara atılan oylar orada bulunan ve tüm siyasi partilerin temsil edildiği kurullarca ortak olarak sayıldıktan sonra sayım sonuçları ilçelere, ilçelerden illere, illerden eyaletlere, eyaletlerden de Federal Seçim Bürosu Başkanlığı’na gelmektedir. Tüm bu aşamalarda her siyasi partinin temsilci bulundurma zorunluluğu vardır.[27]

İlçe, şehir düzeylerinde oylar sayılırken bilgisayar yardımı sadece ilk ve kesin olmayan seçim sonuçlarını erken yansıtabilmek amacıyla kullanılmaktadır. Ancak bu sayımlar seçim sonuçlarının kesin tespitine yönelik değildir. Kesin seçim sonucu tespiti için ilçe, il, eyalet ve federal düzeyde her partiden oluşan kurullar elle sayım yaparak sonuçları tek tek toplamaktadır. Birbirine paralel yürüyen bu çok kontrollü sayım ve sonuç sisteminin yanı sıra, bir de Federal Seçim Bürosu’nun sonuçlarını kontrol eden ve tüm siyasi partilerden oluşan bir kurul mevcuttur. Federal Seçim Bürosu sayım sonuçlarını bu kurula teslim ettikten sonra bu kurul tüm oy zincirini yeni baştan ve klasik sayım yöntemiyle yeniden kontrol etmektedir.[28] Türkiye’de ise, her aşamada tüm siyasi parti temsilcilerinin sayım ve toplamada bulunma şartı olmamasının yanı sıra, paralel olarak yürüyen birden fazla zorunlu kontrol sistemi bulunmamaktadır.

PARDUS-LINUX İŞLETİM SİSTEMİ VE SEÇSİS’LE MUKAYESESİ

Linux işletim sistemi 1991 yılında Finlandiyalı üniversite öğrencisi Linus Torvalds tarafından geliştirilen ve bilgisayarlar başta olmak üzere sunucular, mobil telefonlar, iş istasyonları, televizyonlar, oyun konsolları, eğitim simülatörleri, otomobiller ve hatta uçaklar tarafından kullanılan güvenlik sertifikası bulunan bir sistemdir. Dünya üzerinde halen 16 ülkenin resmi ve özel kuruluşlarında kullanılan sistemin Türkiye’ye özgün sürümü TÜBİTAK BİLGEM tarafından 2003 yılında Pardus-Linux adıyla milli yazılım sistemi olarak geliştirilmiştir. Pardus[29]’un ilk ürünü olan Pardus CD 1.0. sürümü 1 Şubat 2005 tarihinde piyasaya sürülmüş olup, bugüne kadar bireysel kullanıcılar için 5 ana, 9 ara sürüm ile, kurumsal kullanıcılar için 2 ana sürüm geliştirilmiştir. Son olarak 2012 yılında sistemin Debian tabanlı yeni bir sürümü piyasaya sürülmüştür. Pardus yazılımı Türkçe’nin dışında Almanca, Azerice, Fransızca, Hollandaca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Katalanca, Lehçe, Portekizce, İsveççe, Rusça ve Macarca dillerini de desteklemektedir. Türkiye’de Pardus-Linux sistemini kullanan kurumlar ile Pardus’un desteklediği diller EK-A’da, Linux işletim sistemi kullanan yabancı ülkelere ait bilgiler ise EK-B’de sunulmuştur.

Günümüzde birçok ülke işletim sistemi olarak Linux altında çalışan kendi işletim sistemlerini kullanırken ve Türkiye’nin kendi geliştirdiği milli yazılım olan PARDUS-Linux işletim sistemi mevcutken, seçim yazılımı gibi güvenlik açısından hayati önemi haiz bir alanda güvenlik sertifikası olmayan ve ABD tarafından müdahaleye açık Windows işletim sistemi altında çalışan SEÇSİS siteminin kullanılması düşündürücüdür.

SEÇSİS projesinde omurga ve portal anahtarı, portal güvenlik duvarı, portal saldırı tespit ve korunma sistemi ve portal yük dengeleyicisi olarak “CISCO” güvenlik ürünlerinin kullanıldığı YSK sitesinde bilgi olarak yer almaktadır. CISCO bir ABD firmasıdır. CISCO güvenlik sistemlerinin nasıl “hack”[30] edilebileceğine ve güvenlik açıklarına dair çok sayıda makale ve yazı bulunmaktadır.

ABD Columbia Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nde doktora öğrencisi Ang Cui ve Cui’nin tez danışmanı Profesör Salvatore Stolfo, Cisco’nun VoIP telefonlarında ciddi güvenlik açıkları tespit ettikleri, yönlendirici (router) ve yazıcılar gibi gömülü sistemlerde çalışacak bir güvenlik yazılımı hazırlarken bu açıklardan bazılarını bulduklarını ve söz konusu açıklar sayesinde Cisco VoIP telefonların rahatlıkla birer dinleme aygıtı olarak kullanılabileceğini ortaya çıkartmıştır.[31]

Bilişim uzmanı Ertan Kurt ise Cisco IOS yazılımı ağ adres çevirme (NAT) özelliğinin sistem protokollerin çevriminde çeşitli servis kullanımı engelleme (DoS) açıklarından etkilendiğini ve birden fazla güvenlik açığının bulunduğunu rapor etmiştir.[32]

Cisco IOS yazılımının güvenlik açıklarına ilişkin olarak ABD başta olmak üzere yabancı basında da birçok bilgi mevcuttur. Konuyla ilgili detaylara Cisco’nun kendi web sayfasında; “Cisco IOS Software Protocol Translation Vulnerability” başlığı altında da yer verilmiştir.[33]

ABD’NİN SİBER CASUSLUK İMKÂN VE KAABİLİYETİ

Diğer yandan, SEÇSİS yazılım sistemi kesinlikle üçüncü bir güvenlik yazılımıyla içsel olarak korunmamakta ve/veya çalışmasının doğruluğu kontrol edilmemektedir. Yani mevcut yazılıma dışarıdan bir Script(küçük program) ile müdahale edilebilir. Daha açık bir ifadeyle sistem veritabanı, işletim sistemi, yazılım ve güvenlik olarak tamamen ABD teknolojisi olan SEÇSİS sisteminin bütün anahtarları ABD’nin elindedir ve sisteme her an dışarıdan müdahale edilmesi, dolayısıyla hile yapılması mümkündür. Washington’un 15 mil kuzeyinde bulunan National Security Agency(NSA) vasıtasıyla son dönemde büyük ölçüde elektronik ve data istihbaratına yönelen ABD ihtiyaç duyduğu bilgilere büyük ölçüde bilgisayar ağları üzerinden erişmektedir. ABD eski Başkanı George W. Bush’un Milli İstihbarat Direktörlüğü’nü yapan Mike McConnell, Başkan Obama’ya verilen günlük istihbarat brifinglerindeki bilgilerin en az % 75’inin siber casusluk yoluyla elde edildiğini bildirmektedir.[34] Başkan Bush döneminde NSA başkanlığı, daha sonra ise CIA başkanlığı görevini yürüten Michael Hayden, konuyu şu sözlerle özetlemektedir; “İhtiyaç duyduğunuz bilgileri diğer ülkelerin network sistemlerine girerek elde ediyoruz. Bu işi yapan en başarılı ülke biziz”.[35]

NSA için internet ağı üzerinden bilgi hırsızlığı yapan kuruluşun adı Tailored Access Operations(TAO)’dur. TAO görevlilerinin büyük bölümü siber casusluk konusunda özel eğitim almış ordu mensuplarından oluşmaktadır. TAO personeli bilgi çalmak üzere hazırlanmış özel yazılımlar yüklenmiş bilgisayarlar üzerinden dünya üzerindeki tüm bilgisayarlara girebilmekte ve elde ettiği bilgileri değerlendirilmek üzere Fusion Center (Birleştirme Merkezi)denilen merkeze aktarmaktadır. ABD, NSA üzerinden yabancı ülkelerin bilgisayar ağlarına girerek saatte 2 petabytes (2,1 milyon gigabytes) bilgi toplamaktadır ki bu miktar yüzmilyonlarca sayfa dokümana denk düşmektedir.[36] Bu veriler ışığında Çin Halk Cumhuriyeti’nde yayınlanan Official People’s Daily gazetesinin ABD’yi; Real Hacking Empire (Gerçek Bilgi Hırsızlığı İmparatorluğu) olarak adlandırmasına şaşırmamak gerekmektedir.

ABD VE YUNANİSTAN SEÇİMLERİNDE BİLGİSAYAR KULLANIMI

Yukarıda verilen bilgiler ışığında benzer bilgisayar destekli seçim sistemi, ABD’nin bazı seçimlerinde kullanılmış ve bazı bölgelerde hile yapıldığı tespit edilmiştir.

2000 yılında ABD başkanlık seçimlerinde George W.Bush lehine seçimlere hile karıştırıldığı iddialarından sonra bizzat hileyi yazılımı üreten bilgisayar programcısı Clint Eugene Curtis’in 13 Aralık 2004 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu Demokrat Parti üyeleri önünde verdiği yeminli ifadenin bant çözümü EK-C’de sunulmuştur.

Clint E. Curtis; yeminli ifadesinde; “seçim sonuçlarını dışarıdan fark edilmeyecek, anlaşılamayacak şekilde ayarlayabilecek yazılımların üretildiğini, 2000 yılı Ekim ayında, şu anda Kongre üyesi olan Tom Feeney için Oviedo Florida’da çalıştığı şirket adına bir prototip programı bizzat kendisinin ürettiğini, söz konusu yazılımlarla seçimleri kazanması istenen adayın oy miktarı istendiği oranda yükseltilirken, rakibinin oy miktarının düşürüldüğünü, yapılan hileyi sandık görevlilerinin de, seçim kurulunun da görmesinin imkânsız olduğunu, böyle bir hileli yazılımın seçim programı içine yerleştirildiğinin ancak bilgisayar programcıları tarafından yazılımın içine girerek araştırma yapılması sonucunda saptanabileceğini, ya da tüm oy pusulalarının elle tek tek sayılarak çıkan sonucun ilan edilen sonuçla karşılaştırılması suretiyle belirlenebileceğini, gizli yazılımın başka türlü belirlenmesinin imkânsız olduğunu, bu kapsamda Ohio’da yapılan başkanlık seçimlerinin de hileli olduğunu, söz konusu hilenin belirlenebilmesi için tüm partilerin ortak çaba harcayarak bilişim uzmanlarına seçim yazılımlarını inceletmeleri gerektiğini”[37] belirtmektedir.

14 Eylül 2007 Yunanistan seçimlerinde de benzer bir yazılım kullanılmak istenmişse de ABD seçimleri örnek gösterilerek yapılan yoğun baskılar sonucu kullanılmaktan vazgeçilmiştir.

Dünyanın en büyük yatırım bankalarından JP Morgan’ın seçim sonuçlarının sanal ortamda aktarılmasını sağlayan Sun Microsystems şirketine bu sistemi kurabilmesi için kredi kullandırmış ve Sun Microsystems’ın benzer bir yazılım programı için Yunanistan’da da ihaleyi kazanmış, ancak Yunan hükümeti “Bu şirketin Amerika’daki seçimlere hile karıştırdığı yolunda bilgiler var” gerekçesiyle ihaleyi iptal etmiştir.[38] Türkiye’nin ihaleyi bu şirkete verirken bunu göz önüne alıp almadığı ise merak konusudur. Bunun da ötesinde JP Morgan’ın seçimlerden önce bir anket yaptırmış, Bankanın anket yaptırdığı Türk kamuoyu araştırma şirketinin “AKP’nin 2007 seçimlerini yüzde 48 oyla kazanacağı bilgisini verdiği, seçim skandalı iddialarının ortaya çıkmasından sonra şirketin sahibinin, sanki kendi araştırması kastediliyormuş gibi “Hile yok, varsa söyleyen belgesini getirsin” diyerek öfkelendiği bilinmektedir.[39]

SEÇSİS SİSTEMİNDE UYGULANABİLECEK HİLELER

Yukarıda aktarılan bilgiler ışığında; “SEÇSİS sisteminde hile yapmak mümkün müdür?” sorusunun yanıtı, “evin anahtarını emanet ettiğimiz bekçi, isterse evi soyabilir mi?” sorusunun yanıtı ile aynıdır.[40] Ancak konuya ilişkin olarak medyada yer alan tüm eleştirilere rağmen Türkiye’de yapılan referandum ve seçimlerde SEÇSİS sisteminin kullanılmasına devam edilmektedir.

Bu sistemle uygulanabilecek iki aşamalı bir hile senaryosu şöyle olabilir: Sandık tutanakları Windows XP işletim sistemi yüklü bilgisayarların bulunduğu ilçe seçim kurulundaki bilgisayara işlenir. Bu sırada minik bir programcık sisteme girerek, (A) sütunundaki (X) partisinin oy toplamını % 20 arttırıp, (B) ve (C) sütunlarındaki (Y) ve (Z) partilerinin oy toplamını % 10’ar düşürür. Tuşa basıp genel toplam alındığında, yapılan müdahaleyi ancak o ilçedeki tüm sandık sonuçlarını elle tek tek sayıp toplayabilirsek tespit edebiliriz. Aksi halde, itiraz süresi sonunda, bilgisayar tuşuna basılarak alınan hileli rakamlar, resmî seçim sonucu haline gelecektir![41] Bunu önlemenin tek yolu ise YSK’ nın siyasi partilere oy sayım ve sonuçlarını izleyebilme ve kaydedebilme imkânını tanımasından geçmektedir. Bu imkân tanındığı takdirde partiler SEÇSİS sonuçlarıyla sandık sonuçlarını karşılaştırarak farklılıkları ortaya çıkarabilecektir. 2007 seçimlerinden sonra bu konudaki eleştirilerin artması üzerine YSK 2011 seçimlerinde siyasi partilere bu imkânın tanınacağını bildirmiş ancak il seviyesinden aşağıdaki bilgilere erişilmesine izin vermemiştir.

Bu konudaki bir diğer iddia; “Türkiye genelinde kayıtlı seçmen sayısının % 25’i kadar oyun, seçim bittiği andan itibaren ilk bir saat içinde merkez bilgisayarı üzerinden tamamen AKP’ ye aktarıldığı ve AKP sayıma % 25 oyla başlarken, diğerleri sıfır oyla başladığı, sonraki oylar ise normal dağılıma bırakıldığı” şeklindedir.[42] Bu görüşe göre AKP’nin gerçek oyları % 47 değil, % 22 – % 28 arasındadır.[43] Bu görüşü savunanlar bunun en büyük kanıtı olarak tüm YSK sonuçlarında AKP nin oy alması beklenmeyen illerde bile hiçbir sandıkta AKP oyunun % 25’ in altına düşmemesini göstermektedir. Gerçekten de Türkiye’nin her sandık bölgesinde dört kişiden en az birinin AKP’ye oy vermesi matematik olarak milyonda bir ihtimaldir. Bu görüşe göre seçimden Türkiye’nin verdiği oylar değil, AKP’nin iktidara gelmesini isteyen güçlerin istediği sonuçlar çıkmıştır. Peki bu % 25’e karşılık olan yaklaşık 7- 8 milyon oy nereden ortaya çıkmıştır? Nüfus kütükleriyle seçmen kütükleri arasındaki 7 milyon farktan mı, yoksa diğer partilerin oylarının seçimin ilk bir saatinde sıfırlanıp AKP’ye aktarılması ve diğer partiler % 0 ile başlarken AKP’ nin % 25 ile başlamasından mı? Her ikisi de mümkündür. Fakat bir gerçek var ki kesinlikle göz ardı edilemez; seçimin ilerleyen saatlerinde oyları düşen AKP’nin kaybetmesi imkânsızdı. Çünkü ilk bir saatte % 25’ i garanti idi! İlk seçim sonuçlarının gelmeye başladığı saat 17.30 civarında, onbeş-yirmi dakikada bir bilgisayar başındaki görevli tarafından programa müdahale edilmiş ve AKP % 25 oyla seçim yarışına başlarken diğerleri de % 0 oyla başlamış ve daha sonra o ana kadar alınan sonuçların Türkiye’nin % 50’ si olduğu ilân edilmiştir.[44] Bu ayarlamadan sonra AKP’nin oyları düşse de seçimi kaybetme ihtimali ortadan kalkmış olmaktadır. Plân AKP’nin en az 367 milletvekili çıkaracak kadar, yani Türkiye’nin en az % 50 oyunu alabilecek şekilde yapılmış, ilerleyen saatlerde yeni bir müdahale yapılamamış ve bu yüzden AKP’nin oyları düşmeye, CHP ve MHP’nin oyları yükselmeye başlamıştır. GP ve DP’nin oyları da sıfırdan başladığından oyları yükselse bile artık % 10 barajını aşma şansları kalmamıştır. Seçim sonuçlarına müdahale edilmemiş olsaydı AKP’nin gerçek oyları % 22 + % 6 veya % 8 = % 28 – % 30 civarında olacaktı. Bu görüşe göre CHP, MHP ve diğer partilerin gerçek oyları, seçim sonucunda ilan edilen oylarının bir buçuk katlarına yakındır. CHP özellikle İzmir’de 1 milyon seçmen üzerinden oyların % 60’ ını alıp 5 milletvekili yerine 8-9 milletvekili çıkaracaktı ve AKP’ nin İzmir’deki toplam oy oranı % 13 olacaktı. Aynı oranı Türkiye’ye uygularsak AKP’nin gerçek milletvekili sayısı 190, CHP’nin 190, MHP’nin ise 150 olacaktı.[45]

2007 seçimlerinde yukarıda belirtilen hile yönteminin bir benzerinin uygulandığı ve AKP oylarının 1,6 rakamıyla, muhalefet oylarının ise 0,7 rakamıyla çarpılmak suretiyle gerçekte % 29 olan AKP oylarının 17,4 puan artırılarak % 46,4’e çıkarıldığı, toplam % 71 olan muhalefet partilerinin oylarının ise 21,3 puan azaltılarak % 49,7’ye indirildiği, bu iki oy yüzdesinin toplamından artan % 3,9’luk oyun ise sayılmadan çöpe atıldığı da öne sürülmektedir.[46] Türkiye’nin birçok bölgesinde çöp bidonlarından oy pusulalarının çıkması bu tezi savunanlara da haklılık kazandırmaktadır.

2004 yılı mahalli seçimlerinde DYP’nin Dikili Belediye Başkan adayı Yüksel Uçar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, seçim sandık kurullarında oy sayımı sırasında 200 kadar hatalı oyun iptal edildiğini, seçim sonuçlarına CHP, DYP, MHP ve YTP’nin de itiraz ettiğini ve çöp bidonlarında mühürlü oyların bulunduğunu bildirmiştir. Uçar, Dikili Lisesi önündeki çöp bidonunun yanında bir vatandaşın dağınık halde mühürlü oy pusulaları bulduğunu, oy pusulalarının arkasının mühürlü olduğunun tespit edildiğini ve konunun Emniyet Müdürlüğü’ne aktarıldığını, savcılığın olay yerinde inceleme yapılması ve tutanak tutulması için talimat verdiğini belirtmiştir. Yüksel Uçar, 12.500 nüfusa sahip olanilçede10.431 kişinin seçmen olarak oy kullandığını belirterek, ‘’seçim günü dışarıdan adam getirildiğini, ayrıca ölüler adına da oy kullandırıldığını saptadık’’ iddiasında bulunmuştur.[47]

2009 yılı mahalli seçimlerinde adayların birbirine çok yakın oy aldığı Adana’da üç okuldaki çöp konteynerinde oy pusulaları ve tutanaklar bulunması üzerine seçimi dört puan farkla kaybeden CHP’nin büyükşehir adayı Ümit Özgümüş, konuyu yargıya taşımıştır.[48] Bu ve benzeri iddialar Türkiye’nin birçok bölgesinde gündeme taşınmıştır. Ancak basına yansıyanlar sadece tespit edilebilen iddialarla sınırlı kalmıştır.

Seçim hileleri konusundaki şüpheler sadece genel ve mahalli seçimlerle sınırlı olmayıp, referandumlarla da doğrudan ilgilidir. Zira tüm referandumlarda mevcut seçim sistemi altyapısı ve usulleri kullanılmaktadır.

Yüksek yargı organlarının iktidarın eline geçmesi sonucunu doğuran, 12 Eylül döneminin yargılanmasının önünü açan referandumundaki bazı uygulamalar halkın bir bölümünün haklı tepkisine neden olmuştur. Referandum tarihi olarak 12 Eylül gününün seçilmesi suretiyle 12 Eylül’de mağduriyet yaşadığı için 12 Eylül’e tepki duyan kitlelerin hayır oyu vermeleri yönünde bu kitleler üzerinde bir tür psikolojik baskı kurularak 12 Eylül’den rövanş alma dürtüsü harekete geçirilmiştir. Diğer yandan hayır oyu verecekler bile evet mührü basmak zorunda bırakılarak oy kullanan halkta kafa karışıklığı yaratılmıştır. Konuyu gündeme taşıyan Hürriyet yazarı Ayşe Arman “evet” ve “hayır” seçenekleri bulunan bir referandumda basılacak mührün üzerinde “evet” yazmasının oy kullananları ikilem içinde bıraktığını, ayrıca “sen hayır da desen, sonuç evet çıkar” hissi uyandırarak bir tür psikolojik baskı etkisi yarattığını köşesine taşımıştır.[49] Aynı konu Necati Doğru tarafından da gündeme taşınmış ve kötü niyetli bir iktida- rın ABD ve Yunanistan’da terk edilen seçim yazılımını kullanarak hile yapabileceğini ve oy sonuçlarının istediği gibi resmileştirilmesini sağlayabileceğini belirtmiştir.[50] Referandum öncesinde seçmen sayısının 7 milyon kişi artması bazı kişilerin birden fazla sandıkta kayıtlı olduğu ve mükerrer oy kullanacağı şüphesini akla getirmektedir. Referandum öncesinde bir açıklama yapan CHP Adana milletvekili Tacider Seyhan ise referandumun oy tasnifinde kullanılan bilgisayar yazılımının % 53 evet oyu çıkacak şekilde ayarlandığını ve oy kullanmayanların bir kısmının oy kullanmış gibi gösterilerek evet hanesine kaydırılacağını öne sürerek elektronik hileye vurgu yapmıştır.[51] Tüm bu iddialar karşısında YSK’nın sessizliğini koruyarak tatminkâr bir açıklama yapmaması ve referandum sonucunda Türk halkının beklentilerinin ve kamuoyu araştırmalarının aksine % 56 evet oyu çıkması referandum öncesinde yapılan açıklamalarda dile getirilen hile senaryoları konusundaki şüphelere haklılık kazandırmaktadır.

SEÇSİS SİSTEMİNDE İZMİR ÖRNEĞİ

Özellikle İzmir’de ortaya çıkan durum yukarıdaki tezleri savunanları doğrular niteliktedir. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin İzmir’de yaptığı tespitler partinin Karşıyaka İlçe Başkanı Cengiz Önbaş tarafından yargıya taşınmıştır. Önbaş’ın tespitlerine göre 27 sandıkta MHP’nin 820 olan oy sayısı 578’e, CHP’nin 3390 olan oy sayısı 2436’ya düşürülürken, AKP’nin oyu 1507’den 2433’e çıkarılmıştır (Öztürk, 2007). Bu sonuçlara göre Karşıyaka ilçesindeki gerçek dağılım aşağıdaki şekilde ortaya çıkmaktadır:

CHP 3390 (% 59,29)

AKP 1507 (% 26,35)

MHP 820 ( % 14,34)

Toplam oy: 5717

YSK ise bu ilçedeki 27 sandığa ait seçim sonuçlarını aşağıdaki şekilde ilan etmiştir:

CHP 2436 (% 42,60) (954 oy eksik ve CHP oylarının % 28’i kayıp)

AKP 2433 (% 42,55) (926 oy ilave edilerek AKP’ye aldığı oyların % 61,44 fazlası eklenmiştir).

MHP 578 (% 10,11) (242 adet oy eksik ve MHP oylarının % 29,5’i kayıp)

Toplam oy: 5447

YSK toplam oy sayısını 5447 olarak bildirdiğine göre toplam oyların % 4,47’sinin sayılmadan çöpe gittiği anlaşılmaktadır. Nitekim bir sandıktan 161 oy çıkarken sonuçta 16 oya düşürülmüştür.[52] Bu sayının Türkiye’nin bir ilçesindeki 27 sandığa ait olduğu dikkate alındığında Türkiye genelinde yapılan oy sahtekârlığının boyutlarının nerelere varabileceği daha iyi anlaşılmaktadır.

BİR BİLGİSAYAR MÜHENDİSİNİN ELEKTRONİK MÜDAHALEYE İLİŞKİN TESPİTLERİ

Seçim hileleri ilgili olarak bir bilgisayar mühendisinin verdiği bilgilere dayanarak çok önemli bir tespit de gazeteci Hasan Mutlu tarafından okuyuculara aktarılmıştır.

Aylin Yorulmaz adlı bilgisayar mühendisi bir vatandaşımız, bir web sitesinin ana sayfası için iki anket hazırlamış, “ilk ankette ‘Genel seçimlerde hangi partiye oy vereceksiniz’ diye sormuş ve daha anketi sayfaya koyar koymaz denemek için ilk oyu kendisi vererek CHP’yi işaretlemiş. Sonuçlara baktığında; 1 oy CHP’ ye giderken, 1 oyun da AKP’ ye verilmiş olduğunu tespit etmiş. Bu sitenin varlığından bile henüz kimsenin haberdar olmadığını söyleyen Aylin Yorulmaz, ertesi gün ilk oyu AKP’ye vermiş bu sefer başka bir partiye oy verilmediğini görmüş!

İkinci anketi, ‘Seçimlerden sonra AKP Hükümeti Yüce Divan’a gönderilmeli mi’ diye yapan Aylin Yorulmaz sistemin çalışıp çalışmadığını test etmek için “evet”i tıkladığında 6 adet de hayır oyunun kaydedildiğini görmüş! AKP ile ilgisi olmayan, örneğin ‘Kedi mi seversiniz köpek mi’ diye başka anketler de hazırlayan A. Yorulmaz onların ise düzgün çalıştığını tespit etmiş. Bilgisayar Mühendisi Aylin Yorulmaz söz konusu çalışmalardan ulaştığı sonuçları şu şekilde açıklamıştır: “Dolayısıyla internet ortamında AKP lehine anketleri tarayan ve otomatik olarak oylayan programlar olduğundan kuşku duyuyorum. Sitesi olanlar benzer bir anket yaparak bunu denerlerse bu müdahaleyi gözleriyle görecekler. Sitemizin hosting’i (İnternet kullanıcılarına sunucu desteği sağlayan ana firma ) Amerika’da bulunmaktadır…Bunu da belirtmekte yarar var…”.[53]

SEÇİM SONUÇLARININ AÇIKLANMASI VE SEÇSİS KONUSUNDA TBMM’NDE VERİLEN ÖNERGELER

Seçimlerde dikkati çeken bir diğer uygulama da seçim sonuçlarının açıklanması süreci ile ilgilidir. Önceki seçimlerde seçimler bittikten 20 gün sonra bile bazı yörelerdeki seçim sonuçları kesinleştirilemezken ve en gelişmiş teknolojiye sahip ABD’de ve dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile seçim sonuçları yaklaşık bir hafta süre sonunda ancak kesinleşirken, Türkiye’de oy verme işlemini takip eden iki saat içinde seçim sonuçları açıklanmış, hatta bazı TV kanalları ve gazeteler milletvekili isimlerini bile vermiştir.

SEÇSİS sistemi ile yapılan seçimler hakkında 18 Ocak 2010 tarihinde, başbakan tarafından cevaplandırılması istemiyle TBMM’ne bir önerge veren MHP Adana Milletvekili Yılmaz Tankut; “YSK’ nın güvenliği çok tartışmalı olan bir işletim sistemi kullandığını, bu sistemin Avrupa’da devlet kurumlarında yasaklandığını bildirerek, SEÇSİS projesi ile ilgili olarak mevcut şaibe ve iddiaların ortadan kaldırabilmesi için, uzmanlardan kurulu siyasi parti temsilcilerinin de katılacağı bağımsız bir bilişim heyetine projenin incelettirilerek güvenlik testlerinin yapılması ve sonuç raporunun kamuoyu ile paylaşılması” talebinde bulunmuştur.[54]

Konuyu başbakan yerine cevaplayan Adalet bakanı Sadullah Ergin 17.03.2010 tarihinde gönderdiği yazılı cevabında özetle; “kurulun görev alanına giren konular hakkında başbakan ve bakanlardan yazılı soru yoluyla bilgi istenilmesinin, Anayasanın ve yasama bölümünde yer alan Yüksek Seçim Kurulu’nun yargısal niteliği ve konumu ile bağdaşır görünmediği ve soru önergesi ile sorulan hususlara cevap verilmesine ilişkin istemin uygun bulunmadığı değerlendirilerek istemin oybirliği ile reddine karar verildiğini” bildirmiştir.[55] Adalet Bakanı’nın başbakan adına verdiği cevabın konunun üzerinin örtülmesi amacıyla kaleme alındığı ve sorulan soruların cevabı ile hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır.

Benzer şekilde 22 Eylül 2010 tarihinde CHP Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli, 12 Eylül 2010 referandumunda yaşanan bazı olaylarla ilgili olarak İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevaplandırması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi vermiştir. Önergenin Bakan tarafından cevaplandırılmaması üzerine 12 Ocak 2011 tarihinde yeni bir soru önergesi veren Tayfun İçli; seçmen sayısının yılda ortalama olarak 1 milyon kadar arttığını, YSK verilerine göre 22 Temmuz 2007 seçimlerinde 42.799.303 kişi olan seçmen sayısının 12 Eylül 2010 referandumunda 9.252.525 kişi artarak 52.151.828 kişiye çıktığını bildirerek bu anormal artışın gerekçesinin açıklanmasını talep etmiş, ancak ikinci önergesine de cevap alamamıştır.

SEÇMEN KAYITLARININ İDAREYE DEVRİ

AKP 2007 seçimlerinden sonra 13.03.2008 tarih ve 5749 sayılı Kanunla 298 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinde değişiklik yapılarak daha önce YSK yetkisinde bulunan seçmen tespiti işlemlerinin “Adres Kayıt Sistemi” esas alınarak oluşturulması[56] hükmünü getirmiş, böylece seçmen kayıtlarının oluşturulması yetkisi dolaylı olarak İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ne (NVİGM) devredilmiştir.

Daha önce YSK yetkisinde bulunan seçmen tespiti ile ilgili yetkinin Anayasa’nın 79. Maddesine aykırı olarak yapılan yasa değişikliğiyle NVİGM’ye (MERNİS sistemi) devrine seyirci kalan Meclisteki siyasi partiler Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmadıkları takdirde bundan sonraki referandumlarda ve seçimlerde yapılabilecek hilelere de rıza göstermiş olacaktır ve bu nedenle hileli referandum sonuçlarıyla yargı sisteminin idarenin emrine verilmesinden, yeni yargı sistemiyle yapısı değiştirilen yüksek yargı organlarının vereceği hatalı kararlardan ve hileli oylarla iktidara taşınan partilerin ülkenin bölünmesi sonucunu doğurabilecek uygulamalarından doğrudan sorumlu olacaklardır. Ancak bu konuda halkı aydınlatacak bilgi ve yayınlara merkez medya tarafından yer verilmediğinden halkın önemli bir kısmı durumdan habersizdir. Konuya ilişkin olarak çeşitli kanallarda programlara çıkan ve tartışmalara katılanlar aydınların önemli bir bölümü ise yapılan hileleri halkın algılamasını önlemekle görevli oldukları izlenimini vermektedir.

YSK ise Anayasa ile kendi yetkisine ve sorumluluğuna verilen seçmen tespiti yetkisinin İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir Genel Müdürlüğe dolayısıyla hükümete devredilmesi karşısında hiçbir tepki ortaya koymamış ve NVİGM tarafından düzenlenen seçmen kayıtlarını seçime esas veri olarak kabul etmiştir. YSK’nın kendisine ait olan Anayasal yetki ve sorumluluğun bir başka makama devrine seyirci kalmasının sebeplerini Türk halkına açıklaması gerekmektedir.

SEÇMEN SAYILARININ MUKAYESESİ

Secmen-Sayilarinin-Mukayesi-Tablo

[57]

Kaynak: http:// www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2011MilletvekiliSecimi/SecSay01062011.pdf

Yukarıdan beri incelenen veriler ışığında seçmen sayılarını mukayese edebilmek için önce YSK’ nın belirlediği yıllık seçmen sayısı artış oranına bakmakta yarar vardır. YSK, 01.06.2011 tarihli açıklamasında yıllık ortalama seçmen sayısı artış oranını 1 milyon kişi olarak belirtmektedir.[58]

Yukarıdaki tabloya bakıldığında 1999 yılında 37.495.217 kişi olan seçmen sayısının YSK’ nın belirttiği yıllık artış oranına uygun şekilde 3 yıl 7 aylık sürede 4 milyon kadar artarak 2002 yılında 41.407.027’ye çıktığı, ancak 2004 yılı yerel seçimlerinde 43.552.931 olan seçmen sayısının 2007 seçimlerinde 3,5 milyon kadar artması gerekirken tersine 1 milyon kadar azalarak 42.571.284’e indiği görülmektedir.

Benzer şekilde 2007 seçimlerinde 42.571.284 kişi olarak tespit edilen seçmen sayısının 1 yıl 8 ay sonra yapılan 2009 yılı yerel seçimlerinde 1,7 milyon kadar artması gerekirken 5.478.162 kişi artarak 48.495.493 kişiye ulaştığı görülmektedir.

YSK‘ nın resmi verilerine göre hazırlanan yukarıdaki tabloda 2007 yılı genel seçimlerindeki seçmen sayısı ile 2011 yılı genel seçimlerindeki seçmen sayısı arasında ise uçurum vardır. 2007 yılında 42.571.284 kişi olan seçmen sayısının 2011 yılında 10.235.038 kişi artarak[59] 52.806.322’ye çıktığı görülmektedir.

YSK, bu konudaki eleştirilerin artması üzerine kendini aklamak için 1 Haziran 2011 tarihinde bir açıklama yaparak; seçmen sayısındaki artışın 13.03.2008 tarih ve 5749 sayılı Kanunla, 298 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinde değişiklik yapılarak daha önce YSK yetkisinde bulunan seçmen tespiti işlemlerinin İçişleri Bakanlığı NVİGM kontrolündeki “Adres Kayıt Sistemi” esas alınarak oluşturulmasından, ayrıca yurtdışı seçmenlerin de listelere ilavesinden kaynaklandığını bildirmiştir. YSK’nın kendi açıklamasında verilen sayılar da ilave edilse bile seçmen sayısı hiçbir şekilde 52.806.322’ye ulaşmamaktadır. Diğer yandan YSK’nın gerekçesi sadece yasal değişikliğin yapıldığı 2008 yılı Mart ayı sonrasını kapsamaktadır. Oysa 2004 yılı yerel seçimlerindeki seçmen sayısının 2007 yılı yerel seçimlerinde 4 milyon kişi artması gerekirken nasıl olup da 1 milyon kişi azaldığına açıklık getirememektedir. 2007 seçimleri ile 2011 seçimleri arasındaki 10.235.038 kişilik farkı seçim kanununda yapılan değişiklikle seçmen tespit yetkisini İçişleri Bakanlığı’na devreden kanun değişikliğine bağlayan YSK, yapılan kanun değişikliği Anayasa’ya aykırı olduğu halde bu hukuksuzluğa neden sessiz kaldığını da açıklayamamaktadır.

Diğer yandan AKP hükümetinin 2014 yerel seçimlerinde bazı bakanlarını Belediye Başkan adayı olarak açıklamasını takiben kamuoyunda sürdürülen söz konusu bakanların bakanlık görevlerinden ayrılmaları gerektiğine ilişkin eleştirileri müteakip AKP hükümeti 28.11.2013 tarihinde YSK’ya başvuruda bulunarak[60] kabine üyelerinin görevlerinden ayrılmaksızın yerel seçimlerde aday olup olamayacaklarının açıklığa kavuşturulması talebinde bulunmuştur. 28.11.2013 tarihinde konuyu görüşen YSK; “30 Mart 2013 seçimlerinde kabine üyelerinin(bakanların) aday olabilmek için görevlerinden çekilmelerine gerek olmadığına” oy birliği ile karar vermiştir.[61] Bırakın bizzat aday olmayı, Anayasa’nın 114. maddesi gereğince genel seçimler öncesinde kamu görevinin yanlı kullanılmasının seçim sonuçlarını etkileme ihtimalini ortadan kaldırmak üzere, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları’nın görevlerinden ayrılmalarına ilişkin Anayasa hükümleri ortadayken YSK’nın bakanlara görevden ayrılmadan yerel seçimlerde aday olma hakkını tanıması YSK’nın tarafsızlığı konusunda ciddi şüpheler uyandırmıştır.

19 MİLYON FAZLA OY PUSULASI BASILMASI VE TIRNAK BOYASININ KALDIRILMASI

Bir an için Türkiye’de 2007- 2011 yılları arasındaki seçmen sayısının % 24 arttığını ve İçişleri Bakanlığı’nın MERNİS sistemi ile belirleyerek YSK’ nın önüne koyduğu seçmen sayısının doğru olduğunu varsayalım. 52 milyon seçmen için ne kadar oy pusulası basılır? 52 milyon. Ancak uygulama böyle olmamıştır. 2011 seçimleri için olması gerekenden 19 milyon fazla oy pusulası basılmıştır.[62]

Liberal Demokrat Parti (LDP) Genel Başkanı Cem Toker, Yüksek Seçim Kurulu’na dilekçe vererek, fazladan basılan 19 milyon ve kullanılmayan 6 milyon olmak üzere 2011 seçimlerinde kullanılmayan toplam 25 milyon oy pusulasının akıbetini” sormuştur. YSK’nın LDP’ye verdiği cevapta da 25 milyon rakamı teyit edilmektedir. Bu rakam YSK tarafından ilan edilen seçmen sayısının % 47’ sini, oy kullanan seçmenlerin ise % 57’sini oluşturmaktadır. Bu durumda SEÇSİS üzerinden yapılabilecek elektronik hileleri göz ardı etsek bile kullanılan oyların önemli bir kısmının kanuna aykırı olarak kullanılan mükerrer oy olduğunu kabul etmek gerekmektedir.

Konuyu değerlendiren CHP eski İstanbul Milletvekili Bülent Tanla; “2002 yılında 41.407.000 olan seçmen sayısının 800.000 kişi artarak 2007 yılında 42.799.000’e çıktığını, 12 Haziran 2011 seçimlerinde ise bu sayının 10 milyon kişi artarak 52.700.000 olarak açıklandığını, yaşanan anormal artışın YSK yetkilileri tarafından açıklanması gerektiğini, önceki rakamlar yanlış ise parlamentonun meşruiyet sorunuyla karşı karşıya olduğunu, bir yanlışlık yok ise artışın nedeninin açıklanması gerektiğini, söz konusu artış nedeniyle % 10 baraj sayısının bir anda yükseldiğini ve bu suretle baraj limitinde olan partilerin oylarının durup dururken yükselip azaldığını, ancak bu çok önemli konunun kimsenin dikkatini çekmediğini”[63] belirtmiştir. Esasen Tanla’nın açıklamalarına YSK’ nın DTP’ li bağımsız milletvekili adaylarını önce veto edip son anda seçimlere katılmalarına izin vermesi ve böylece diğer partiler baraj altında kalırken DTP’lilerin seçimden sonra grup oluşturarak TBMM çatısı altında partileşmesine fırsat sağlamasını da katmakta yarar bulunmaktadır.

Diğer yandan, AKP hükümeti 13.03.2008 tarih ve 5749 sayılı Kanunla 298 sayılı kanunun bazı maddelerini değiştirirken kanunun altıncı maddesinde yaptığı değişiklikle parmak boyası uygulamasını da kaldırmıştır.[64] Seçimlerde hile yapılmasını ve mükerrer oy kullanılmasını önlemenin en önemli şartı olan parmak boyasının kaldırılması mükerrer oy kullanıcıların tespitini imkânsız hale getirmiş ve seçimler konusundaki şüpheleri artırmıştır. Yıllık seçmen artış oranının üzerinde kaydedilen 6 milyon seçmen ve fazladan bastırılan 19 milyon oy pusulasına bir de parmak boyasının kaldırılmasının[65] eklenmesiyle İçişleri Bakanlığı kontrolünde oluşturulabilecek 23 milyon seçmene birden fazla oy pusulası düzenlenerek farklı sandıklarda oy kullandırılması imkân dahiline girmiş ve mükerrer oy kullanılması konusundaki şüpheleri artırmıştır.[66] TUİK Başkanvekili Ömer Toprak’ın da “Biri sahte, iki TC numarasıyla mükerrer oy kullanmak mümkündür” açıklamasında bulunması mükerrer oy kullanılması iddialarını doğrular niteliktedir. Bu açıklamalar nüfus idarelerinin art niyetli desteğiyle, farklı adreslerde, kayıtlı gösterilmiş birden çok sahte TC kimlik numarası ve nüfus cüzdanı alınabilmesinin mümkün olduğunu göstermektedir.[67]

Bunlara, isterse kendi sandığında isterse görevli olduğu sandıkta oy kullanma hakkı verilen 2 milyon sandık görevlisini de eklediğimizde parmak boyasının kaldırılmasının sonuçlarının nerelere varabileceği daha iyi anlaşılacaktır. İşin garip tarafı 12 Haziran günü sandık görevi isteyen ama görev alamayanların nedense hepsi aynı sendika üyeleridir.[68]

Diğer yandan 2011 yılında oy pusulası basım ihalesini 12 milyon 980 bin liraya kazanan hükümet yanlısı firma, Danıştay’ın ihaleyi usulsüzlük nedeniyle iptal etmesinden sonra yenilenen ihaleyi bu kez 925 bin liraya kazanmış ve yukarıda açıklandığı üzere fazladan 19 milyon oy pusulası bastırılmıştır. Bu konudaki şaibeler ortadayken Hükümet bu defa Kamu İhlale Kanunu’nun 22. Maddesinde yapılan değişiklikle, cumhurbaşkanlığı seçimi, anayasa referandumu, yerel ve genel seçimlerde kullanılacak oy pusulaları ile zarfların basımını ve alımını ihale yasasının dışına çıkarmıştır.[69] Böylece oy pusulası basımında artık ilana çıkılmasına gerek kalmayacağından fazladan kaç milyon oy pusulası basıldığının tespiti de imkânsız hale getirilmiş olacaktır.

NÜFUS VE SEÇMEN SAYILARI ARASINDAKİ FARKLAR

Konuya ilişkin olarak resmi kurumların yaptıkları açıklamalarda verdikleri nüfus ve seçmen sayıları arasında da büyük farklılıklar mevcuttur. Gazeteci Neval Kavcar, 27 Mart 2010’da Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü (NVİGM)’den Türkiye’nin nüfus sayısına ilişkin bilgi talep ettiğinde NVİGM 2008 yılı nüfus rakamını 76.175.083 olarak[70] bildirmiştir. Oysa Başbakanlığa bağlı Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) 31 Aralık 2009 tarihi itibariyle (yaklaşık bir yıl sonra) nüfus sayım sonucunu 72.561.312 olarak vermiştir. Yani Türkiye’nin nüfusunun bir yıl sonra artması gerekirken, tersine 4,5 milyon azalmış görünmektedir ki nüfus artış hızı pozitif olan bir ülke için bu mantıken imkânsızdır.

NVGİM verilerine göre 2008 yılı için 18 yaş ve üstü vatandaş, yani seçmen sayısı 53.950.192 kişidir.[71] Oysa YSK verilerine göre kayıtlı seçmen sayısı: 48.049.446 olarak[72] gösterilmektedir. TUİK verileriyle YSK verileri arasındaki farklılık daha küçük ölçeklerde il ve ilçe bazında da mevcuttur. Mardin’in Midyat ilçesi Gelinkaya Beldesi’ndeki nüfus sayısı ile seçmen sayısı neredeyse aynıdır. TÜİK’ in 2009 Verilerine göre Gelinkaya Beldesi’nin toplam nüfusu 5.738 kişi, YSK’ nın 2009 yılı verilerine göre ise seçmen sayısı 5.394 kişidir. Bu durumdan Gelinkaya’da yaşayan nüfusun neredeyse tamamının, 2009 yerel seçiminde seçmen kaydedildiği ve yazarın makalesinin başlığında belirttiği gibi Gelinkaya’da bebeklerin bile oy kullanmış olduğu ortaya çıkmaktadır.[73]

YSK verilerine göre 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Gelinkaya’da 4590 kişi oy kullanırken, 1,5 yıl sonra 12 Eylül 2010 referandumunda 2939 kişinin oy kullandığı görülmektedir. 1,5 yıl sonra artması gereken seçmen sayısı bu kez tersine 1451 kişi azalmıştır. Bu tür anormalliklerin seçim hilesinin dışında açıklanması mümkün görülmemektedir. Neval Kavcar “Bu seçim sistemiyle AKP bin yıl daha seçilir” demektedir.

Seçimlere ilişkin bir diğer mesele de ölülere oy kullandırılmış olması ihtimalidir. Gazeteci Arslan Bulut; kendisine gönderilen bir seçmen bilgi kâğıdında 1957 yılında doğan ve 2 yaşında iken ölen Hasan Türkmaya adlı merhuma ölümünden 50 yıl sonra seçmen kâğıdı gönderilmesinin ve ölü vatandaşa TC kimlik numarası verilmesinin ölüler adına da seçmen kaydı yapılarak oy kullandırıldığını ortaya koyduğunu ve son üç yılda seçmen sayısında 6 milyonluk artış yapılmasının ölülere seçmen kaydı yapılmasından kaynaklandığını söylemekte ve bir CFR[74] memorandumunu program haline getirerek kurulmuş bir parti olan AKP’nin, seçimleri ve referandumları bu tür yöntemleri kullanarak kazandığını ifade etmektedir (Bulut, 2010).[75] Bu iddiaya bugüne kadar doyurucu bir cevap verilmemiş olması düşündürücüdür.

MEKANİK HİLE İDDİALARI

Başından beri aktardığımız bilgiler seçimlerde elektronik hile yapıldığını ve mükerrer oy kullanıldığını göstermektedir. Ancak elektronik seçim hilelerine 2009 yerel seçimleri, 2010 Anayasa referandumu ve 2011 seçimlerinde mekanik seçim hileleri de eklenmiştir. 2009 yerel seçimleri sırasında Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde elektrik kesintisi ardından çuvallarla oy pusulalarının taşınması, 2011 seçimlerinde Sarıyer’de bir apartmanın 5 numaralı dairesine ev halkının yanı sıra Türkiye’nin farklı yörelerinden seçmen kaydedilerek 5 olan hane halkı sayısının 17’ye çıkarılması, İstanbul’da AKP’ye evet mührü basılı milyonlarca oy pusulası taşıyan bir kamyonun yakalandığı haberlerinin[76] basında yer alması, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde AKP dışındaki partilere verilmiş oy pusulalarının çöplere atıldığının tespit edilmesi, Ordu’da seçimlerden sonra parklara sıra yapılmak üzere Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne gönderilen oy sandıklarından bir kısmının içlerinden AKP dışındaki partilere verilmiş çok sayıda oy pusulasının çıkması gibi olaylar halâ hatırlardadır.

BİRLEŞTİRME TUTANAKLARI UYGULAMASI

Seçim hilelerinin en önemlilerinden biri de birleştirme tutanaklarında ortaya çıkmaktadır. Bilindiği üzere sandık sonuçları ilçe seçim kurullarında birleştirme tutanaklarına kaydedilerek ilçe ve daha sonra il sonuçları ortaya çıkmaktadır. Halen bir Kamu kuruluşunda görevli olan arkadaşımın bizzat yaşadığı bir olay bu konuda yapılan hilelerin boyutlarını gözler önüne sermektedir. Arkadaşım 2007 seçimlerinde Ankara’nın bir ilçesinde sandık başkanıdır. Kendi sandığında oy kullananların sayımını yaptırarak sandık sonuç tutanağını imzalar ve üyelere de imzalattıktan sonra bizzat İlçe Seçim Kurulu’na götürür. Birleştirme tutanaklarını kaydeden kişinin arkasındaki kuyruğa girer. Sıra kendisine gelince tutanaktaki sonuçları görevliye yazdırmaya başlar. Ancak görevlinin tutanakta yer alan rakamları bir parti lehine ve diğer partiler aleyhine değiştirerek yazdığını görünce itiraz eder. Bunun üzerine görevli bağırmaya başlayarak binadaki polisleri çağırır. Görevine müdahale edildiğini söyleyerek sandık başkanı olan arkadaşımı gözaltına almalarını ister. Bu arada arkadaşım, İlçe Seçim Kurulu’nda görevli olan bir hakimi görerek kendisine seslenir ve durumu anlatarak yardımını ister. Hakim, arkadaşımın göz altına alınmasını engeller ve birleştirme tutanaklarını kaydetmekle görevli olan kişiyi uyararak tutanağa doğru rakamların yazılmasını sağlar. Ancak görevlinin arkasında bekleyen uzun bir kuyruk mevcuttur. Hakim ve arkadaşım oradan ayrıldıktan sonra birleştirme tutanakları görevlisinin benzer uygulamaya devam ettiğine şüphe yoktur. Ankara’nın tek bir ilçesinde meydana gelen bu olayın özel olarak seçilmiş sandık ve birleştirme görevlileri tarafından tüm Türkiye’de uygulanabileceğini dikkate alındığında yapılabilecek sahtekârlığın boyutları ve seçim sonuçlarının halkın iradesini gösterip göstermediği sorusunun cevabı ortaya çıkacaktır. Diğer yandan YSK’nın birleştirme tutanaklarının veri girişini sağlayan taratılmış imzalı sandık sonuçları yerine, sadece birleştirme tutanaklarının sonuçlarını açıklaması bu konudaki endişelerin haklılığını teyit eder mahiyettedir.

SEÇİMLERE İLİŞKİN ANKET ÇALIŞMALARI VE KAMUOYU ARAŞTIRMA ŞİRKETLERİNİN FAALİYETLERİ

Bu ve benzeri hilelerin perde arkasında planlanmasına paralel olarak bir yandan da birtakım Kamuoyu Araştırma Şirketleri kullanılarak tasarlanan seçim sonuçları anket sonucu adı altında TV kanalları ve yazılı basın üzerinden halka aktarılmakta ve halk kitleleri seçimlerden çıkacak hileli sonuçları gerçek sonuçlar gibi algılayacak şekilde istenilen kıvama getirilmektedir.[77]

Bu şirketlerden bazıları “seçim sonuçlarını virgülden sonraki iki hanesine varıncaya kadar doğru olarak tahmin ettik” demek suretiyle halkı seçimlerin adil yapıldığına inandırmaya çalışmakta ve müteakip seçimlerde de bu şirketler üzerinden seçim sonuçlarını yönlendirmek ve meşrulaştırmak isteyen çevrelerin çıkarına hizmet etmektedir. “Seçim sonuçlarını virgülden sonraki iki hanesine varıncaya kadar bildiğini” söyleyen kişiye, “seçimlerden önce 6 milyon fazla seçmen kaydı yapılan, 19 milyon fazla oy pusulası basılan, parmak boyası kaldırılarak mükerrer oy kullanılmasının önü açılan ve güvenlik sertifikasız bir elektronik sistem kullanılan oldukça şaibeli bir seçimin sonucunu virgülden sonra iki hanesine varıncaya kadar bildiğinize göre siz bu işin neresindesiniz?” sorusunu sormak gerekecektir!

Türk halkının bir kısmı seçim hilelerine sadece genel ve mahalli seçimlerde başvurulduğu gibi yanlış bir izlenime sahiptir. Oysa referandumlarda kullanılan oylara ilişkin kayıtlar ve referandum sonuçları da seçimlerde kullanılan sistemler üzerinden işlenmekte ve değerlendirilmektedir. Dolayısıyla tıpkı seçimlerde olduğu gibi referandumlar yoluyla ulaşılan sonuçlar ve yapılan değişiklikler de halkın iradesini yansıtmamasının yanı sıra, 12 Eylül referandumunda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm hukuk sisteminin değiştirilmesi sonucunu doğurabilmektedir. Vasat bir akla sahip olan herkes, yargıyı üçüncü kuvvet olmaktan çıkararak hükümetin emrine verecek olan dolayısıyla demokrasinin vazgeçilmez ilkesi olan kuvvetler ayrılığı prensibini ortadan kaldırarak yasama[78] ve yürütmenin yanı sıra yargıyı da hükümetin emrine veren referandumun gerek AKP, gerekse Türkiye’yi parçalamayı hedefleyen güçler açısından ne kadar büyük önem taşıdığını görecektir.

Bu konuda gerekli tedbir alınmadığı takdirde halen TBMM’de sürdürülen anayasa çalışmalarının referanduma götürülmesi suretiyle gerçekte halkın onay vermediği bir anayasa değişikliğinin halkın isteği olarak sunularak Türk halkının aldatılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hileli bir referandum sonucuna dayanarak bölünmesi ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.

Ancak işbirlikçi televizyon kanalları, gazeteler ve kamuoyu araştırma şirketleri kullanılarak, Türk halkı, referandum ve seçim sonuçlarının doğru olduğuna ve halkın iradesini yansıttığına inandırılmaktadır. Televizyon kanallarına çıkan siyasetçiler, akademisyenler ve gazetecilerin bir bölümü Türk halkının aldatılması planında görev aldıklarından, diğer bölümü ise seçim hilelerinden habersiz olduklarından seçim sonuçlarını meşrulaştıran ifadeler kullanmakta ve Türk halkının iktidara sandıkta gereken dersi vereceğini söylemektedir. Oysa mevcut seçim sistemi değiştirilmediği sürece halkın gerçek iradesinin sandığa yansıması mümkün değildir.

SONUÇ

Seçimler halkın iradesinin Meclis’e yansımasını sağlayan en önemli araçtır. Bu aracın doğru kullanılması demokrasinin sağlıklı işlemesinin olmazsa olmaz şartıdır. Bu şartın gereğinin yerine getirilmesi ise hem siyasi partilerin hem de devlet kavramının temel unsurları olan kurumların temel görevidir. Bu kurumlar içinde yer alan en önemli unsur yargıdır. Nitekim anayasamız seçimlerin adil bir şekilde planlanması ve icra edilmesi görev ve sorumluluğunu bir yargı organı olan YSK’ya vermiştir. Ancak hükümet gerek 12 Eylül referandumundan sonra yüksek yargı organlarının yapısı içine nüfuz etme imkânını elde ederek, gerekse YSK’nın uhdesinde olan bir takım yetki ve sorumlulukları İçişleri Bakanlığı, Adalet bakanlığı gibi idarenin parçası olan kurumlara devretmek suretiyle kuvvetler ayrılığı prensibine aykırı olarak adeta yargıyı kendine bağlı bir kurum haline getirmiştir. YSK ise kendisine ait olan seçimlere ilişkin yetkilerin idareye devredilmesine adeta seyirci kalmaktadır. Bu şartlar altında yapılacak seçimlerde ulaşılacak sonuçlar halkın iradesini değil, iktidarların ve onların yönetimde olmasından fayda umanların iradesini temsil edecektir. Halkın gerçek iradesinin Meclis’e yansıması isteniyorsa mevcut seçim sistemimiz mutlaka ıslah edilmeli ve bu konuda alınacak tedbirlerle seçim hileleri konusunda kamuoyunda yerleşik şüphelerin ortadan kaldırılması sağlanmalıdır.

Siyasetçiler, aydınlar ve vatanseverler, yabancı güçlerin çıkarlarına uygun şekilde Türkiye’yi idare edeceği değerlendirilen kadroların iktidara taşınmasının aracı olarak seçimlerin kullanılmakta olduğunu algılamadıkça iktidara gelenlerin halkın oylarıyla seçildiğini zanneden Türk halkı seçimleri ve referandumları meşrulaştırmanın aracı olarak kullanılmaya devam edilecektir.

HALK İRADESİNİN SANDIĞA YANSIMASI İÇİN ÖNERİLER

Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Türkiye’yi işbirlikçi iktidarlardan kurtarmak için seçim sisteminin halkın gerçek iradesini sandığa yansıtacak şekilde yeniden düzenlenmesi şarttır. Bu amaçla alınması gereken tedbirler aşağıda sunulmuştur:

  1. Türkiye’nin nüfusunun ve seçmen sayısının sağlıklı olarak belirlenebilmesi için acilen nüfus sayımı yapılmalıdır.
  2. Seçimler elektronik ortam yerine mekanik usullerle yapılmalıdır.
  3. Seçim sandıkları seçime katılan bütün partilerin temsilcilerinin huzurunda açılmalıdır
  4. Eğer elektronik sistemde ısrar edilirse seçimlerde TÜBİTAK’ın geliştirdiği ve milli yazılım olan güvenlik sertifikalı PARDUS-Linux işletim sisteminin kullanılması sağlanmalıdır. Bu konudaki talep, YSK’ nın daha önce yaptığı gibi “bu değişikliği yapmak için yeterli süre yok” bahanesinin arkasına sığınamaması için bir an önce YSK’ ya iletilmelidir.
  5. Anayasa’nın 79. Maddesine göre YSK’ nın yetki ve sorumluluğunda olan ancak yapılan kanun değişikliğiyle NVİGM’ ye devredilen seçmen belirleme yetkisi tekrar YSK’ ya verilmelidir. Bu yetkinin Nüfus İdaresi Genel Müdürlüğü’ne devredilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesi ile açılan ancak sürüncemede olduğu belirtilen davanın takibi ve sonuçlandırılması için siyasi partilerce çaba harcanmalıdır.
  6. Parmak boyası uygulaması geri getirilmelidir. YSK’ nın süre yetersizliği gerekçesini öne sürmemesi için bu konudaki talep de bir an önce YSK’ ya bildirilmelidir.
  7. YSK’ nın oy sayımı aşamasındaki seçimle ilgili verilerine tüm siyasi partilerin eş zamanlı olarak ulaşmasına imkân sağlanmalıdır.
  8. YSK’nın seçim sonuçlarının kendi sonuçları ile karşılaştırılabilmesine ve denetlenebilmesine imkân sağlamak üzere Siyasi partiler kendi network sistemini kurmalı ve YSK’dan önce sandık sonuçlarını belirleyebilmelidir.
  9. Seçim kurullarında görev yapacak başkan ve üyeler ile sandık başkanları, üyeleri ve seçim güvenliği için görevlendirilecek emniyet personeli kura yoluyla belirlenmelidir. Bunlar önceden ilan edilmeli ve partiler tarafından bu personelin hem kendi sandıklarında hem de görev yaptıkları sandıkta oy kullanıp kullanmadıkları denetlenmelidir.
  10. Seçim kurullarında, ayrıca birleştirme tutanaklarının yazılmasında görev alan kişilerin yanında, bilgi işlem merkezlerinde ve terminallerin başında mutlaka her partiden temsilci bulunması sağlanmalıdır.
  11. Oy pusulalarında seçim bölgesi ve sandık numarası yazılı olmalı ve sandık sonuçları YSK’nın ilgili sayfasına YSK’nın elektronik ortamda oluşturduğu tablolar şeklinde değil de, tarayıcıdan geçirilmiş imzalı nüshalar halinde yüklenmelidir.
  12. Mükerrer oy kullanılmasının ve fazla basılan pusulaların başka sandıklara kaydırılmasının önlenebilmesi için oy pusulalarının üzerine il kodları, ilçe kodları yazılmalıdır.
  13. Oy pusulalarında bağımsız adayların isimleri partilerle aynı büyüklükte yazılmalıdır.
  14. Kamu kuruluşları ve yerel yönetimlerin seçimlerde siyasi partilere ve adaylara desteği önlenmeli, destek veren kuruluşlara ve seçimlerde hile yaptığı belirlenen partilere ve kişilere verilecek cezalar ağırlaştırılmalıdır.
  15. TSK personelinin siyasetin içine çekilmesine, birlik içindeki disiplinin zedelenmesine ve gruplaşmalara yol açan askerlerin oy kullanması uygulaması kaldırılmalıdır.
  16. Oy oranı düşük olan Partilerin Meclis dışında kalmasına neden olan seçim barajı kaldırılmalı veya düşürülmelidir. Ancak barajın kaldırılmasının seçenekleri gibi sunulan dar bölge ve daraltılmış bölge sistemleriyle yapılacak seçimlerin gerçekte barajı daha yüksek oranlara çıkardığı dikkate alınarak bu tür yaklaşımlara itibar edilmemelidir.
  17. Ankara, İstanbul, İzmir gibi nüfusu fazla olan illerde ortalama 100.000 seçmenin oyuyla bir milletvekili seçilebilirken Hakkâri, Bitlis gibi nüfusu az olan illerde ortalama 34.000 seçmenin oyuyla milletvekili seçilebilmektedir . Seçmenler arasında eşitsizliğe neden olan ve halk iradesinin doğru olarak seçim sonuçlarına yansımasına engel teşkil eden bu uygulama değiştirilmelidir.
  18. Seçim sonuçlarını halkın zihninde meşrulaştıran TV kanallarının, yazılı basının ve kamuoyu araştırma şirketlerinin yurtiçi ve yurtdışı bağlantıları araştırılmalı ve yurtdışından parasal yardım almalarını önleyecek hukuki düzenlemeler getirilmelidir.
  19. Seçim sisteminde ve referandumlarda hile yapılmasını önleyecek değişiklikler yapılıncaya kadar siyasi partiler seçimleri ve referandumları boykot etmelidir. Bu yapılmadıkça gerek siyasi partiler, gerekse Türk halkı, hile ile seçilecek partilerin iktidarını ve referandum sonuçlarını meşrulaştırmanın araçları haline gelerek ülkenin gelecekteki durumundan sorumlu olacaklardır.
  20. TV ekranlarına çıkan siyasetçiler, aydınlar ve gazeteciler referandumla yapılan değişikliklerin ve seçim sonuçlarının şaibeli olduğunu, dolayısıyla referandum sonuçlarına dayanarak yapılan ve yapılacak olan hukuki düzenlemelerin ve seçim sonuçlarının yok hükmünde olduğunu halka anlatmalıdır. Böylece seçim hilelerine karşı halk bilinçlendirilmeli ve oyuna sahip çıkması sağlanmalıdır.

KAYNAKLAR

298 sayılı kanunun bazı maddelerini değiştiren 13.03.2008 tarih ve 5749 sayılı Kanun Adalet Bakanlığı’nın 17.03.2010 tarih ve Sayı: .03.0.KGM.0.00.00.05/684/1470 sayılı resmi yazısı

Akgüneş Gürkan, Kesler Musa, “Seçime Hile Karıştı”, Milliyet, 14 Temmuz 2010

“AKP’nin Oyu Yüzde Otuzun Altındadır”, ODA TV, 16.06.2011

AKP’nin 28.11.2013 tarih ve SEÇ.81.03/2013-2154 sayılı başvuru yazısı

“AKP oyun peşinde”, Yeniçağ, 2 Kasım 2013

Akyüz, A. Erdem , Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı, “SECSİS, MERNİS, UYAP VE SEÇİM”, İlk Kurşun, 10 Mayıs 2011

Arman Ayşe,“Referandum mühründe neden ‘Evet’ yazıyor?”, Hürriyet, 11.08.2010

Aru, Çağdaş, Cisco’nun VoIP Telefonlarını Birer Dinleme Cihazına Çeviren Güvenlik Açığı Keşfedildi, http://www.turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=40647, 14 Ocak 2013

Ataklı, Can, “Skandal büyüyor, muhalefet korkuyor”, Vatan, 25.08.2007

Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Md.lüğünün 25 Nisan 2003 tarih ve Sayı: B.02.0.KKG.010/ 101-626/1794 sayılı yazısı

Bulut, Arslan, “ AKP’nin Seçim Kazanma Sırları” , Yeniçağ, 1 Ekim 2010

”Çöp konteynerinden oy pusulaları çıktı”, Milliyet, 31 Mart 2009

”Dikili’de Seçimlere itiraz”, İHA/İzmir, 30 Mart 2004

Doğaner, Mehmet, “ Beldede Hayali Seçmen İddiası”, (DHA), Milliyet, 4 Aralık 2008

Dura, Cihan, www.cihandura.com, 21.02.2011

Ercilasun, Ahmet B., “Seçimler Milli İradeyi Yansıtıyor mu?”, Yeniçağ, 13 Ocak 2010

Ertuğrul Aytekin, http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3952.0, SEÇSİS (Bilgisayarlı Seçim Sistemi) Güvenli Değil, 02.12.2008

“Fazla Basılan Oy Pusulalarının Başrolde Olduğu Bir Sandık Senaryosu” , Milliyet, 5 Haziran 2011

Göksel, Türkmen; Çınar, Yetkin, Mevcut Seçim Sisteminin İyileştirilmesine Yönelik Sayısal Analizler ve Politika Önerileri, TEPAV Yayınları No: 58, Eylül 2011

Türkmen, Hamdi; Yaraş, Erol; İzgi, Erdal; “Parmak Boyansın, Seçim Rahatlasın”, Milliyet, 24 Nisan 2011

Kavcar, Neval, ” SEÇSİS’in Sertifikası Yok İddiası”, Ortadoğu, 5 Mart 2010

Kavcar,Neval , “22 Temmuz 2007 Seçimi Mercek Altına Alınmalıdır”, kavcar [nevalkavcar@yahoo.com], 20.08.2007

Kavcar, Neval, “Bu Seçim Sistemiyle AKP 1000 Yıl Daha Seçilir”, Son Sayfa, 30.09.2010

Kavcar Neval, “ Bu beldede bebekler bile oy kullandı”, Son Sayfa, 27.12.2010

Kesici, Ufuk, “YSK’ye 2002 Seçimleri Hatırlatması”, Milliyet, 11 Ekim 2011

King, Charles, “Electoral Systems”, GeorgeTown University, 2000

Kurt, Ertan, Cisco IOS NAT güvenlik açıkları, http://.www.olympos.net/guvenlikaciklari/router/cisco-ios-nat-guvenlik-acıklari, 29 Eylül 2011

Mutlu, Mustafa, “Seçimin Kaderini Sandık Görevlileri Belirleyecek”, Vatan, 20.07.2007

Norris, Pippa, Harvard University, “Choosing Electoral Systems:Proportional, Majoritarian and Mixed Systems”, For Contrasting Political Institutions special issue of the International Political Science Review Vol 18(3), edited by Jean Laponce and Bernard Saint-Jacques, July 1997

ODA TV, 16.06.2011, “AKP’nin Oyu Yüzde Otuzun Altındadır”

Önkibar, Sabahattin, “Bu YSK ile Güvenli Seçim Olur mu?”, Yeniçağ, 20 Nisan 2011

Özbudun, Ergun, “Seçim Sistemleri ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1995, Cilt 44, Sayı 1-4

Özdil, Yılmaz, “Hokus pokus…”, Hürriyet, 2 Haziran 2011

Öztürk , Işıl , “Her Sandıktan Oy Tırtıklanmış“, Tercüman, 26.08.2007

298 sayılı kanunun bazı maddelerini değiştiren 13.03.2008 tarih ve 5749 sayılı Kanun

Riley, Michael, “How the US Government Hacks the World , Bloomberg, May, 23, 2013

“Seçmen Artışı Kuşkulu”, Milliyet, 28 Mayıs 2011

Tomanbay, Mehmet, “İleri Demokrasi ve Seçim Sistemi”, Cumhuriyet, 21 Aralık 2011

Türkmen Hamdi, Yaraş Erol, İzgi Erdal, “Parmak Boyansın Seçim Rahatlasın”, Milliyet, 24 Nisan 2011

Yenerer, Vedat, “YSK Neden Saklıyor?”, Yeniçağ, 06.07.2007

Zeyrek, Deniz, “ SEÇSİS Alarm Veriyor, YSK Sessiz”, Radikal, 06.09.2010

“22 Temmuz Seçimlerinin Formülü”, www.acikistihbarat.com, 07.12.2007

http://tools.cisco.com/security/center/content/CiscoSecurityAdvisory/cisco-sa2013.03.27-pt

http://dosyalar.hurriyet.com.tr/almanak2003/“Meclis dışı kalanların son umudu DEHAP oldu”, Aralık 2003

http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler/Istatistikler,Nufus_Kutukleri_Istatistikleri.html, 2008

http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler/Istatistikler,Nufus_Kutukleri_Istatistikleri.html,31Mart 2010

http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2009MahalliIdareler/ResmiGazete/IlGenel.pdf.29.03.2009

http://www.yilmaztankut.org/faaliyetler_(Cevaplanan)18.01.2010

http://www.the.org.tr//secimlerde-bilgisayar-mi-bilgicalar-mi-kullaniliyor/Türk Hukuk Enstitüsü, 5 Nisan 2010

http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2011MilletvekiliSecimi/SecSay01062011.pdf (01.06.2011 tarihli YSK Duyurusu)

http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/Kararlar/2013Pdf/2013-543.pdf (YSK’nın 28.11.2013 tarih ve 543 sayılı kararı)

http://www.temizsecim.org

[1] Charles King, “Electoral Systems”, GeorgeTown University, 2000

[2] Ergun Özbudun, “Seçim Sistemleri ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1995, Cilt 44, Sayı 1-4

[3] Türkmen Göksel, Yetkin Çınar, “Mevcut Seçim Sisteminin İyileştirilmesine Yönelik Sayısal Analizler ve Politika Önerileri”, TEPAV Yayınları No: 58, Eylül 2011

[4] Göksel, Çınar; ”agm”, 2011

[5] 1882’de Victor d’Hondt tarafından ortaya atılan “En büyük ortalama” yöntemi olarak da adlandırılan sistemdir

[6] Ergun Özbudun, “Seçim Sistemleri ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 1995, Cilt 44, Sayı 1-4

[7] Göksel, Çınar;”agm”, 2011

[8] Özbudun; “agm”, 1995, Cilt 44, Sayı 1-4

[9] Göksel, Çınar;”agm”, 2011

[10] Pippa Norris, Harvard University, “Choosing Electoral Systems:Proportional, Majoritarian and Mixed Systems”, For Contrasting Political Institutions special issue of the International Political Science Review Vol 18(3), edited by Jean Laponce and Bernard Saint-Jacques, July 1997

[11] Ufuk Kesici, “YSK’ye 2002 Seçimleri Hatırlatması”, Milliyet, 11 Ekim 2011

[12] “Meclis dışı kalanların son umudu DEHAP oldu”, http://dosyalar.hurriyet.com.tr/almanak2003/ Aralık 2003

[13] Göksel, Çınar;”agm”, 2011

[14] A.Erdem Akyüz, Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı, “SECSİS, MERNİS, UYAP VE SEÇİM”, İlk Kurşun, 10 Mayıs 2011

[15] Mehmet Doğaner, “ Beldede Hayali Seçmen İddiası”, (DHA), Milliyet, 4 Aralık 2008

[16] Doğaner, “agm”, 4 Aralık 2008

[17] Gürkan Akgüneş, Musa Kesler, “Seçime Hile Karıştı”, Milliyet, 14 Temmuz 2010

[18] Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Md.lüğünün 25 Nisan 2003 tarih ve Sayı: B.02.0.KKG.010/101-626/1794 sayılı yazısı

[19] Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’nün 25 Nisan 2003 tarih ve Sayı: B.02.0.KKG.010/101-626/1794 sayılı yazısına ek Genel Gerekçe 4. Paragraf

[20] Akyüz, “SECSİS, MERNİS, UYAP ve Seçim”..agm, 2011

[21] Akyüz, “agm”, 2011

[22] Cihan Dura, www.cihandura.com, 21.02.2011

[23] Dura, “agm”, 2011

[24] Dura, “agm”, 2011

[25] Neval Kavcar, “Bu Seçim Sistemiyle AKP 1000 Yıl Daha Seçilir”, Son Sayfa, 30.09.2010

[26] Dura, “agm”, 2011

[27] Dr. Aytekin Ertuğrul, http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php? topic=3952.0, SEÇSİS (Bilgisayarlı Seçim Sistemi Güvenli Değil), 02.12.2008

[28] Ertuğrul, “agm”, 2008

[29] Anadolu parsının bilimsel adı olan Panthera Pardus Tulliana’ya atfen bu isim verilmiştir.

[30] Bir bilgisayar sisteminin gizli, ulaşılamayan bilgilerini ele geçirmek

[31] Çağdaş Aru, Cisco’nun VoIP Telefonlarını Birer Dinleme Cihazına Çeviren Güvenlik       Açığı    Keşfedildi, http://www.turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=40647, 14 Ocak 2013

[32] Ertan Kurt, Cisco IOS NAT güvenlik açıkları, http://.www.olympos.net/guvenlik-aciklari/router/cisco-ios-nat-guvenlik-acıklari, 29 Eylül 2011

[33] http://tools.cisco.com/security/center/content/CiscoSecurityAdvisory/ciscosa-2013.03.27-pt

[34] Michael Riley, “ How the US Government Hacks the World , Bloomberg, May, 23,2013

[35] Riley, , “agm”, 2013

[36] Riley, , “agm”, 2013

[37] https://www.youtube.com/watch?v=S7R1_ixtlyc

[38] Can Ataklı, “Skandal büyüyor, muhalefet korkuyor”, Vatan, 25.08.2007

[39] Ataklı, “agm”,2007

[40] Dura, “agm”, 2011

[41] Dura, “agm”, 2011

[42] “Secimlerde Bilgisayar mı Bilgiçalar mı Kullanılıyor” Türk Hukuk Enstitüsü, http://www.the.org.tr, 5 Nisan 2010

[43] “Secimlerde Bilgisayar mı Bilgiçalar mı Kullanılıyor”, a.g.m.5 Nisan 2010

[44] “Secimlerde Bilgisayar mı Bilgiçalar mı Kullanılıyor”, a.g.m.5 Nisan 2010

[45] “Secimlerde Bilgisayar mı Bilgiçalar mı Kullanılıyor”, a.g.m.5 Nisan 2010

[46] “22 Temmuz Seçimlerinin Formülü”, www.acikistihbarat.com, 07.12.2007

[47] ”Dikili’de Seçimlere itiraz”, İHA/İzmir, 30 Mart 2004

[48] ”Çöp konteynerinden oy pusulaları çıktı”, Milliyet, 31 Mart 2009

[49] Ayşe Arman,“Referandum mühründe neden ‘Evet’ yazıyor?”, Hürriyet, 11.08.2010

[50] Necati Doğru, “Referanduma Hile Girebilir”, Sözcü, 3 Eylül 2010

[51] Can Ataklı, “Yüksek Seçim Kurulu halkı rahatlatmak zorunda”, Vatan, 2 Eylül 2010

[52] Işıl Öztürk , “Her Sandıktan Oy Tırtıklanmış“, Tercüman, 26.08.2007

[53] Mustafa Mutlu, “Seçimin Kaderini Sandık Görevlileri Belirleyecek”, Vatan, 20.07.2007

[54] http://www.yilmaztankut.org/faaliyetler_.(Cevaplanan)18.01.2010

[55] Adalet Bakanlığı’nın 17.03.2010 tarih ve Sayı: .03.0.KGM.0.00.00.05/684/1470 sa yılı resmi yazısı

[56] http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2011MilletvekiliSecimi/SecSay01062011.pdf (01.06.2011 tarihli YSK Duyurusu)

[57] 2007 Genel Seçimlerindeki seçmen sayısında meydana gelen artıştır

[58] http://www.ysk.gov.tr/ysk/ (01.06.2011 tarihli YSK Duyurusu)

[59] http://www.ysk.gov.tr/ysk/ (01.06.2011 tarihli YSK Duyurusu)

[60] AKP’nin 28.11.2013 tarih ve SEÇ.81.03/2013-2154 sayılı başvuru yazısı

[61] http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/Kararlar/2013Pdf/2013-543.pdf (YSK’nın 28.11.2013 tarih ve 543 sayılı kararı)

[62] Yılmaz Özdil, “Hokus pokus…”, Hürriyet, 2 Haziran 2011

[63] “Seçmen Artışı Kuşkulu”, Milliyet, 28 Mayıs 2011

[64] 298 sayılı kanunun bazı maddelerini değiştiren 13.03.2008 tarih ve 5749 sayılı Kanun

[65] Hamdi Türkmen, Erol Yaraş, Erdal İzgi, “Parmak Boyansın Seçim Rahatlasın”, Milliyet, 24 Nisan 2011

[66] Türkmen, Yaraş, İzgi, “agm”, 24 Nisan 2011

[67] Mehmet Tomanbay, “İleri Demokrasi ve Seçim Sistemi”, Cumhuriyet, 21 Aralık 2011

[68] “Fazla Basılan Oy Pusulalarının Başrolde Olduğu Bir Sandık Senaryosu”, Milliyet, 5 Haziran 2011

[69] “AKP oyun peşinde”, Yeniçağ, 2 Kasım 2013

[70] http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler/Istatistikler,Nufus_Kutukleri_Istatistikleri.html 31 Mart 2010

[71] http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler/Istatistikler,Nufus_Kutukleri_Istatistikleri.html 2008

[72] http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2009MahalliIdareler/ResmiGazete/IlGenel.pdf 2009

[73] Neval Kavcar, “ Bu beldede bebekler bile oy kullandı”, Son Sayfa, 27.12.2010

[74] CFR: Council of Foreign Relations (Dış İlişkiler Konseyi); Walter Lippman önderliğinde kurulan ve ABD’yi Tek Dünya Devleti haline getirmek için çaba harcayan ABD’nin Dış İlişkiler Konseyi

[75] Arslan Bulut, “ AKP’nin Seçim Kazanma Sırları” , Yeniçağ, 1 Ekim 2010

[76] AKP’nin Oyu Yüzde Otuzun Altındadır, Oda TV, 16.06.2011

[77] Neval Kavcar, “22 Temmuz 2007 Seçimi Mercek Altına Alınmalıdır”, kavcar [nevalkavcar@yahoo.com], 20.08.2007

[78] Meclis’te sahip olduğu milletvekili sayısı nedeniyle AKP dolaylı olarak yasama gücüne de sahip bulunmaktadır