Türkiye’de “Yeni Zaharof”lar Kimlerdir? Türkiye’de “Hellen Propagandası”nın Sütun Santimi Kaç Para

Türkiye’de “Yeni Zaharof”lar Kimlerdir? Türkiye’de “Hellen Propagandası”nın Sütun Santimi Kaç Para / Cengiz ÖZAKINCI

Sayın Orhan Bursalı,

10 Ekim 1996 günlü Cumhuriyet’ten yayımlanan “Tartışmama” başlıklı yazınızı okudum. Bu yazınızda şunları söylüyorsunuz:

“Tartışma girişimleri… hep sert kayalara çarpıyor” “tartışır gibi yapıyoruz ama aslında tartışmama yapıyoruz”, “Cumhuriyet’in ikinci sayfasında Yunan Mucizesi üzerine bir tartışma başladı”, “Metin Erksan, bilim ve felsefede sanıldığı gibi ‘Yunan mucizesi’ diye bir olgunun olmadığını, bunun batının bir uydurması olduğunu yazdı. Yazı Türk milliyetçiliği siyasal zemininde geziniyordu. Ama yazıda önemli olan sayın Erksan’ın ortaya attığı teze karşı tez/iddia idi… Derken, bu konunun uzmanı ve muhatabı sayın Ekrem Akurgal’ın Erksan’a kısa ve öz yanıtı yayım-landı. Kendi adıma, Akurgal’dan kapsamlı bir yanıt bekliyordum. Arkasından, Erksan’ın Akurgal’a, tezini tartışma dışı tutan, tartışma sevmeyen ve biraz kızgınlık kokan yanıtını okuduk. Bu defa sahnede Celal Şengör boy gösterdi. 2. sayfamızın editörü sayın Sami Karaören tartışmayı biraz kızıştırarak Şengör’ün yazısını “Yunan mucizesi vardır” başlığı ile yayımladı. Şengör, Yunan Mucizesi’ni, ilk kez bir toplumda eleştirel aklın benimsenmesi ve yaygınlaşması olarak olarak açıklıyordu. Olgulara, kanıtlara, yorumlara dayalı; düşünce ve bilgi zenginliğiyle yoğrulmuş bir tartışmayı sürdürmek için her şey var. Tartışan taraflar buna muktedir. Biz okurlar da ilginç bir konuda keyifli bir tartışmanın pususuna yatmış her gün ikinci sayfayı gözlüyoruz… Yanıtı olan var mı?”

Bu sözlerinizden çıkan sonuç şudur:

1-      Cumhuriyet’in ikinci sayfasında “Yunan Mucizesi” konulu bir tartışma başlamıştır.

2-      İkinci sayfanın yöneticisi Sami Karaören bu tartışmayı kızıştırmak için elinden geleni yapmış ve C. Şengör’ ün yazısını salt karşı görüştekileri kızdırmak için “Yunan Mucizesi Vardır” başlığıyla yayımlamıştır.

3-      Gelgelelim size göre karşıt görüşü savunan Metin Erksan tartışmayı siyasal zemine çekerek konunun bilimsel zeminde tartışılmasından kaçınmaktadır.

4-      Size göre “Yunan Mucizesi”ni savunanların yazıları sizin beklediğiniz ölçüde kapsamlı olmamıştır.

5-      Siz, ikinci sayfada “Yunan Mucizesi”ni savunan daha kapsamlı yazılar çıkmasını pusuda yatmış olarak beklemekte ve “Yanıtı olan var mı?” diyerek, Yunan Mucizesini savunanların daha kapsamlı yazılar göndermesini istemektesiniz…

Sayın Orhan Bursalı, sizin tartışmayı kızıştırmak istiyor dediğiniz ikinci sayfa yönetmeni Sami Karaören’in elinde, benim iki ay önce gönderdiğim bir yazım vardır. Celal Şengör’ün ‘Yunan Mucizesi Vardır’ başlığıyla yayımlanan yazısından bir ay önce kendisine ilettiğim bu yazımın başlığı “Yunan (Hellen) mucizesi; bilimin çürüttüğü bir yalan”dır. Sami Karaören’in elinde benim Yunan Mucizesi’nin yalan olduğunu kanıtlayan bir yazım varken, siz sanki Karaören’in elinde bu konuda gönderilmiş yazı yokmuş gibi “yanıtı olan var mı?” diye soruyorsunuz; yoksa siz karşıt yazıları hasır altı edip, Yunan Mucizesi’ni savunan kapsamlı yazılara çağrı çıkartarak, Cumhuriyet’teki tartışmayı bir Hellen propagandasına mı dönüştürmek istiyorsunuz? Cumhuriyet’in ikinci sayfasında, konusu Yunan Mucizesi olan bir tartışma çıkınca, bunu Yunanistan elçilerinin, ataşelerinin, konsoloslarının, kültür ajanlarının dikkatini çekmediği savlanamaz. Yunanlıların kimileri, Cumhuriyet’teki bu tartışmada, Yunan Mucizesi’ni savunanların çok olmasını ve bu tartışmanın “Yunan Mucizesi Vardır” diye sonuçlanmasını elbette ister. Sizin yazınızı okuyunca, kendi kendime şöyle sordum:

Acaba Sevr günlerinde İngiliz ve Fransız gazetecilerini paraya boğarak, onlara para karşılığı Hellen propagandası yaptıran Yunanlı silah tüccarı ünlü Zaharof gibi, şimdi de bir Türk fikir gazetesine paralar saçarak Türklere Yunan propagandası yaptıran yeni Zaharof’lar mı türedi ki, Cumhuriyet gazetesi, Orhan Bursalı’nın köşesinden “Yunan Mucizesini savunacak kapsamlı yazılar aranıyor!” diye duyurular yapmaya başladı?!!!

Sayın Orhan Bursalı, Herkül Millas, Türk Yunan İlişkilerine Bir Önsöz adlı kitabında Yunan Mucizesi konusunda özetle şunları söylüyor: “(Yunan ders kitaplarında) ‘Yunan ulusu yaklaşık olarak 4000 yıldır tarih sahnesindedir. Atina merkez olmak üzere yaratılan uygarlık tüm dünya tarafından hayranlıkla karşılanmaktadır, bu uygarlığı daha sonra Büyük İskender Asya derinliklerine götürmüştür. Sonra bu uygarlık Avrupa’ya geçmiş ve bugünkü dünya uygarlığının temelini oluşturmuştur. Yunanlı bilginler Yunanlı uygarlığını Batı’ya götürmüşler ve Rönesans’a yardım etmişlerdir’ deniyor (sf.36). “Yunanlılar-Yunanlı kitaplara göre- saldırgan veya sömürgeci bir politika izlememişlerdir. Bakın nasıl ikiyüzlü, kaypak bir dille anlatırlar genişleme politikasını: “Büyük İskender İran’ı, Mısır’ı ele geçiren büyük bir fatih değil, aynı zamanda uygarlık getiren büyük bir kimseydi.” (sf. 38). Bütün halkların ortak geliştirdiği insanlık uygarlığı Yunanlılara maledilmek istenmektedir…Bunlar yanlıştır… Bunları okuyan (Yunanlı) çocukların (Türklere) karşı sevgi ve saygı beslemesi beklenemez.” (sf.37). Bu tarih anlayışı ve bu okul kitapları bir ideolojinin sonuçlarıdır (sf.110). (Eleştiriler sonucu) Yunan okul kitaplarında, artık, ‘4000 yıllık Yunan ulusu’ yerine ‘Yunanlı boylar’dan sözedilmekte, ‘Yunan’a duyulan dünya hayranlığı’ ve ‘Avrupa uygarlığını oluşturan Yunan uygarlığı’ gibi aşırılıklar ve övünmeler yoktur.” (sf.43) “(Ancak) kuşaklar boyu çocuklar zehirlenmişler, beyinleri yıkanmıştır. Bu yeni okul kitaplarını okuyarak büyüyen çocuklar ancak 15-20 yıl sonra etkili bir konuma gelecektir” (sf.47)

Sayın Orhan Bursalı,

Herkül Millas’ın sözkonusu kitabından aktardığım bu alıntılar, bize “Yunan Mucizesi” denilen bilimdışı ırkçı savların olduğunu göstermekle kalmıyor, Cumhuriyet gazetesinin tartışma bölümünde yazıları yayımlanan Ekrem Akurgal ve Celal Şengör gibi “bilimsel, “akademik ünvanlı” birtakım “Türk”lerin, günümüzde artık Yunanistan’da dahi ırkçılık sayılarak okul kitaplarından kovulan “Yunan mucizesi” yalanını sanki bilimsel gerçek imiş gibi Türklere yutturmaya kalkıştıklarını ve Türk Irkçılığına kökten karşıt görünen Cumhuriyet gazetesinin, Yunan ırkçı propagandasına alabildiğine açık olduğunu gösteriyor.

Sayın Orhan Bursalı,

Siz, “Yunan Mucizesi” konulu tartışmaların sürmesini istediğiniz yazınızda; “Metin Erksan Yunan Mucizesi diye bir olgunun olmadığını, bunun Batı’nın bir uydurması olduğunu yazdı, yazdıkları Türk milliyetçiliğinin siyasal zemininde geziniyordu”, “Ekrem Akurgal’dan daha kapsamlı bir yanıt beklerdim” diyerek, bu konuda nasıl yazılar beklentisinde olduğunuzu gösterdiniz. Oysa, Metin Erksan’ın görüşleri Yunanistan’daki ve dünyadaki gerçek bilginlerin benimsediği doğru görüşler olup, Türk milliyetçiliğinin değil, bilimsel gerçeklerin zemininde gezinmektedir. Ekrem Akurgal ile Celal Şengör’ün, “Yunan Mucizesi’ni yadsımayalım”, “Yunan Mucizesi Vardır!” gibi yazıları ise, Yunan ırkçı faşizminin siyasal dayanağı olan ‘Yunan Mucizesi’ zemininde gezinen yazılardır. Ekrem Akurgal ve Celal Şengör, ırkçı faşist nitelikte olduğu için Yunan ders kitaplarından bile kovulan “Yunan Mucizesi”ni, Cumhuriyet gazetesinin sayfalarına taşımış, Yunanistan’dan kovulan bu ırkçı faşist görüşleri, Türkiye’de, hem de Cumhuriyet gazetesinde yaşatmaktadırlar. Siz, kendi köşenizden bu Yunan faşist ırkçı görüşlerini daha kapsamlı olarak savunup Türklere benimsetecek yazılar beklediğinizi duyuruyorsunuz. Ben de: Türkiye’deki Yeni Zaharof’lar kimlerdir, Türkiye’de Hellen Propagandasının sütun santimi kaç para? diye soruyorum.

YANITI OLAN VAR MI? diyorsunuz. YANITI OLAN VAR… YAKLAŞIK İKİ AY ÖNCE 2. SAYFAYA GÖNDERDİĞİM BASILMAYAN YANITIM (birkaç yeni ekle) ŞÖYLEDİR:

“Yunan (Hellen) Mucizesi”;

 Bilimin Çürüttüğü Bir Yalan…

Merkezi Londra’da bulunan “Hellenik Çalışmaları Tanıtma Derneği” onur üyesi ve Türk-Yunan Dostluk Derneği başkanı Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, 8.8.1996 günlü Cumhuriyette yayımlanan yazısında, Metin Erksan’ın daha önce yine Cumhuriyet’te yayımlanmış olan ve “Yunan Mucizesi”nin bilime aykırı olduğunu savunan yazısına karşı çıkarak, özetle şöyle demişti. “Yunan Mucizesini yadsımayalım”, “Biz Türklere Yunan (Hellen) Mucizesini yadsımak hiç yakışmaz”, “Miletoslu Thales, tarihte ilk kez, güneş tutulmasını önceden hesaplamış, böylece astronomi bilimini Hellenler kurmuşlardır. Matematik ve geometri bilimlerini de Hellenler kurmuşlardır”; “Atomu Hellenler Bulmuştur”, “bugünkü tıp bilimini Hippokrates ile Hellenler kurmuşlardır”, “İnsan Haklarına tam anlamıyla önem vermek, ‘insan herşeyin ölçüsüdür” diyen Protagoras ile ilk kez Hellenlerde başlamıştır”, “Hellen resim ve heykel sanatında bir insana, hatta bir düşmana kötü davranışta bulunulduğunu gösteren tek tasvir dahi yoktur”, “Hellenler demokrasinin de yaratıcısıdırlar”, “Batı uygarlığı, latin alfabesini Hellenlere borçludur”, “Okuma-yazmayı halk topluluğuna en geniş ölçüde yayan ilk millet Hellenler olmuştur”, “Tarihbilimini, Heredot ve Thukydides ile Hellenler kurmuşlardır”, “halkın spor zevkini artırmak için Olimpiyat oyunlarını kuran, Hellenlerdir”, “bu başarılarla, Hellenler, büyük ve eşşiz bir tansık (mucize) yaratmışlardır. Bu -Hellen Mucizesini- bütün dünya kabul ediyor; onu yadsımamız bizi dünya kamuoyunda küçük düşürür”, “Hellenlere, Hellen Mucizesine haksızlık etmeyelim”…

Kazıbilimci Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, sanki yeryüzündeki bilginlerin tümü “Yunan (Hellen) Mucizesi” yalanını gerçek sayıyorlarmış da, bu “bilimsel gerçeklik” (!!!), yeryüzünde yalnızca Türkiye’de, kimi Yunan düşmanı Türklerce, bağnazlıkla yadsınıyormuş gibi bir yargı uyandırıyor. Akurgal’ın; “Hellenler büyük ve eşşiz bir mucize yaratmışlardır. Bunu bütün dünya kabul ediyor. Hellen mucizesini yadsımamız, bizi dünya kamuoyunda küçük düşürür” tümcesini başka türlü anlamanın olanağı yoktur. Oysa, gerçek, Akurgal’ın dediğinin tümüyle tersidir. Bugün, yeryüzünde, “Yunan (hellen) Mucizesi Yalanı”nı gerçek saymakta direnen pek az sayıda Prof.’a karşılık, “Yunan (Hellen) Mucizesi”nin 1800’lerde uydurulmuş ırkçı faşist bir yalan olduğunu herbiri kendi bilim dalında kanıtlamış binlerce namuslu bilgin vardır. Bunlardan biri olan Kazıbilimci Sir Leonard Wolley, şöyle der: “BİZ BÜTÜN YARATILARIN KÖKÜNÜ YUNANİS-TAN’A (YUNAN MUCİZESİNE) BAĞLADIKLARI BİR DÖNEMDE (1880-1900) YETİŞTİK. SANILIRDI Kİ YUNANİSTAN, TIPKI PALLASA GİBİ, OLYMPOSLU ZEUS’UN BAŞINDAN DOĞMUŞTUR. AMA SONRADAN BU KÜLTÜR ÇİÇEKLERİNİN YAŞAM GÜÇLERİNİ NASIL LİDYALILARDAN, HİTİTLERDEN, FENİKEDEN, GİRİT’TEN, BABİL’DEN VE MISIR’DAN ALMIŞ OLDUKLARINI GÖRDÜK. KÖKLER DAHA DA GERİLERE GİDER: BÜTÜN BU ULUSLARIN ARDINDA SÜMERLER VARDIR” (1) Kazıbilimci Sir Leonard Wolley (doğ:1880, öl:1960), “Yunan Mucizesi” yalanıyla yetiştirilmiş, ancak bunun bir yalan olduğunu, yürüttüğü kazılarda doğrudan kendi gözleriyle görmüş ve göstermiştir. Wolley’den önce yine “Yunan Mucizesi” yalanıyla yetiştirilen, ancak bunun yalan olduğunu Wolley’den önce yürüttüğü kazılarda görüp göstermiş olan diğer bir kazıbilimci de, Girit’i kazıp Minos Uygarlığını ortaya çıkararak bu uygarlığın Mısır, Babil, Hitit uygar-lıklarının bir uzantısı olduğunu bulgularla gözler önüne seren, Sir Arthur Evans’tır (doğ: 1851, öl:1941) (2). Dünyada adları kazıbilimin babaları olarak geçen Wolley ve Evans, Yunan Mucizesi’nin yalan olduğunu savunurken, kazıbilimci Ekrem Akurgal’ın, “Yunan Mucizesini bütün dünya kabul ediyor, onu yadsımak bizi dünya kamuoyunda küçük düşürür” demesi, bilim erdemiyle bağdaşmaz. “Yunan (Hellen) Mucizesi Yalanı”nı belge ve bulgularla çürüten çok sayıda namuslu bilgine göre, Akurgal’ın bize bir Hellen olarak tanıttığı Thales, bir Hellen değil, bir Fenike’lidir. (3) Güneş tutulmasını önceden saptamayı ilk becerenler, Hellenler değil, Fenikeli Thales değil, Babillilerdir. Fenikeli Thales, güneş tutulmasının 18 yılda bir gerçekleştiğini Babillilerden öğrenip Hellenlere öğretmiştir. (4) Eğer, Akurgal’ın dediği üzere, astronomi bilimi, güneş tutulmasının önceden saptanmasıyla başlamışsa, astronomi bilimini kuranlar, Hellenler değil, Babilliler olmuştur. Geometri ve matematik de birer Hellen buluşu olmayıp, Mısır, Babil üzerinden Fenikelilerce Hellenlere ulaştırılmış bilimlerdir. (5) Pisagor Denklemi diye adlandırılarak Hellen buluşu sayılan ünlü denklemin, Pisagor doğmadan 1300 yıl (45 kuşak) önce Babillilerce bilinip kullanıldığı, kazıbilim bulgularıyla saptanmış bilimsel bir gerçektir. (6) Babillilerin Pisagor doğmadan 1300 yıl önce bilip kullandıkları o ünlü denklem, Pisagor’un ölümünden yaklaşık bin yıl sonra Proklos (İS 412- İS 485) tarafından Pisagor’a maledilmesi (7) İÖ 1800’lerde Babillilerce bulunmuş bir denklemin İS 450’lerde (Babillilerce bulunuşundan 2250 yıl sonra), bir Yunanlı (Proklos) tarafından (8) bir başka Yunanlıya (Pisagor’a) maledilmesi, namuslu bilginlerce bir haksızlık, bir patent soygunculuğu olarak kınanması gerekirken, tepeden tırnağa bu gibi haksızlıklara ve uluslararası patent soygunculuğuna dayalı olan “Yunan Mucizesi” yalaınını savunmayı sürdürmek, bilim erdemiyle bağdaşmaz. Bugünkü anlamda tıp bilimi, sayrılıkları üfürükçülük yerine, nedenlerini araş-tırıp uygun araçlar kullanarak gidermekle başlamışsa, bunu ilk başlatan Hippokratos adlı bir Hellen olmayıp, ondan 1400 yıl (45 kuşak) önceki Babillilerdir. Bir kazıbilim bulgusu olan Hammurabi Yasalarının, İÖ 1700 yıllarında taşa kazınan 215. maddesi: “Eğer, bir hekim, ağır yaralı bir adamı bronz neşterle ameliyat edip, adamın hayatını kurtarırsa veya adamın alnını ya da şakağını bronz neşterle açıp, adamı kurtarırsa, 10 şekel gümüş alacaktır”.. 221. maddesi: “Eğer bir hekim, bir adamın kırık kemiğini iyileştirir ve tıkalı bir damarı, hasta bir kası iyi ederse, yaralı hekime 5 şekel gümüş ödeyecektir”… 224. maddesi: “Eğer bir öküzün ya da eşeğin hekimi, ağır yaralı bir öküz ya da eşeğin üzerinde neşterle çalışır ve onu kurtarırsa, 1/6 gümüş şekel ödenecektir” der.(9) Heredot da, “Mısır’da bir hekim yalnızca bir hastalığa bakar, bundan ötürü hekim sayısı çoktur, göz, baş, diş, karın ağrılarına, iç hastalıklarına ayrı ayrı hekimler bakar” demektedir. (10)

Bütün belge ve bulgular, tıp biliminin bir Hellen icadı olmadığını gösterirken ve gerçekte Hellenler tıp bilimini Mısır’a, Babil’e borçluyken; tutup, ‘insanlık tıp bilimini Hellenlere borçludur’ demek, bilim erdemiyle bağdaşmaz. Hellenlere yazıyı öğreten Fenikelilerdir. Herodot bu konuda “Fenikeli (Thales’in dedesi) Kadmos, Yunanistan’a pek çok bilgi getirmiş ve yazıyı sokmuştur. Yunanlılar Fenike yazısını almış, biraz değiştirerek kullanmış ve bu yazıyı ‘Fenike Yazısı’ diye adlandırmakta hiçbir sakınca görmemişlerdir, ki doğrusu da budur”der (11) Kazıbilim bulguları da bunu kanıtlamıştır. (12) Gerçekte Hellenler yazıyı Fenikelilere borçlu iken, tutup Batı uygarlığı yazısını Helenlere borçludur demek, bilim erdemiyle bağdaşmaz. demokrasi de bir Helen icadı değildir. Heredot bu konuda: “Damarlarında Fenike kanı dolaşan Thales, İyonya yıkıl-madan önce, merkez (Teos’ta) kurulacak bir tek yüksek meclisin tanınmasını ve böylece halkın kendi kendini yönetmesini önermişti” der. (13) Kazıbilim bulguları, Fenikeli Thales’in önerdiği bu demokratik yönetim biçiminin önce Fenikede ve Akdeniz’deki Fenike kolonilerinde görüldüğünü ortaya koymuştur. (14) Atina’da demokrasinin kuruluşu, iki Fenikelinin Hellen tiranını öldürmesiyle başlamış, Hellenler tiranlarını öldüren bu iki Fenikelinin anıtını dikip altına: “Tiranı öldürüp eşitliği (isonomi’yi, demokrasiyi) kuranlar” diye yazmış ve adlarına marş bestelemişlerdir.(15) Gerçekte Hellenler demokrasiyi Fenikelilere borçlu iken, tutup tüm dünya demokrasiyi Hellenlere borçludur demek, bilim erdemine sığmaz. İÖ 320’lerde, yani Atina’da “demokrasi” kurulduktan 188 yıl sonra, hala Aristotales’in, bir Fenike kolonisi olan Kartaca’daki yönetim biçimini Hellenlere örnek göstermesi, demokrasinin bir Hellen Mucizesi olmadığını kanıtlamaktadır. (16) Hellen düşünsel mucizesi diye diye adlandırılan İyonya Okulu, bir Hellen Okulu değil, Fenikelilerin kurduğu bir okuldur. Kurucusu Thales, bir Fenikeli olduğu gibi, ardılı Anaksimandros da Thales’in kabilesinden, Thales’in soydaşı olan bir Fenikelidir. (17) Günümüz Yunan (Hellen) dilindeki sözcüklerin yüzde elliden çoğu, Sami dillerinden Mısır, Fenike kaynaklı sözcüklerdir.(18) Tarih içinde geriye doğru gidildikçe, Yunan (Hellen) dilindeki Sami kökenli sözcüklerin oranı yüzde yetmiş, seksenleri bulmaktadır. Bu da, Hellen dil ve düşüncesinin çok yoğun Mısır, Fenike etkisi altında biçimlediğini kanıt-lamaktadır. (19) “Yunan (Hellen) Mucizesi “, “Yunan (hellen) Dehası” diye sunulan hiç bir buluş yoktur ki, o daha önce Helenlerden başkaları tarafından yaratılıp Hellenlere öğretilmiş olmasın. Öyle ki, “Yunan (Hellen) Mucizesi Yalanı”nı icad edenler dahi Hellenler değil, başkaları olmuştur.(20) Hellenler ta 1800’lere dek kendi kendilerini mucize yaratmış bir soy olarak görmez, ne biliyorlarsa hepsini Mısır’dan, Fenike’den, Babil’den, Perslerden, Anadolu’dan öğrenmiş olduklarını açık yüreklilikle belirtirlerdi.

Gelgelelim, Avrupa emperyalistleri, Doğuya karşı giriştikleri yayılmacı, sömürgen, soyguncu eylemlerini haklı gösterebilmek için, kendilerini ırklarının üstün olmasından kaynaklanan üstün bir uygarlığın sürdürücüleri ve yayıcıları olarak sunmayı gereksinmiş ve Doğudan hiçbirşey almaksızın Batıda gerçekleşen üstün bir Batı Uygarlığı söylencesi uydurarak, bunu “Yunan (Hellen) Mucizesi”adıyla kutsayıp, böylelikle bütün doğuyu Hellen karşıtı=Barbarlar olarak göstermiş ve bu yolla kendilerine bütün Doğuyu barbar diye kılıçtan geçirme hakkı vermişlerdir. Türkler, Kurtuluş Savaşı’nı, saldırganlıklarını “Yunan Mucizesi” yalanıyla haklı gösteren emperyalistlere karşı vermişlerdir. Bu yüzden Ekrem Akurgal’ın: “Yunan Mucizesi’ni yadsımak Türklere yakışmaz, Türkleri dünya kamuoyunda küçük düşürür” demesi, onurlu bir davranış değildir. “Yunan (Hellen) Mucizesi” bilimsel bir gerçeklik değil, tersine savunusu ancak bilimsel gerçekleri çiğnemekle yapılabilen, bilimdışı, ırkçı bir yalandır. “Yunan (Hellen) Mucizesi” yalanı, kazıbilimsel belge ve bulgulara ve bilimsel gerçeklere bir hakaret olduğu denli, Batının Doğuya yönelttiği en tiksinç, en utanmaz, en haksız aşağılamadır. “Yunan (Hellen) Mucizesi Yalanı”nın nasıl emperyalist saldırganlığın bir aracı olduğu, nasıl Nietzsche’nin Üstinsan düşüngüsünü ve Hitler Faşizmini doğurduğu, yakında yayımlanacak olan Hellen Mucizesi’nden Hitler Faşizmi’ne adlı kitabımda tüm ayrıntılarıyla görülecektir…

 

Cengiz Özakıncı, Yeni Hayat, 54. Sayı, Nisan 1999

 

 Dipnotlar:

1- C.W. Ceram, Tanrılar Mezarlar ve Bilginler, Remzi Kİtabevi, İst. 1986. 265.s.

2- Styhanos Alexıou, Minos Uygarlığı, Arkeoloji ve Sanat Yay. İst. 1991 (bkz. kitabın bütünü)

3- Herodotos, Herodot Tarihi, Remzi Kitabevi, I/74,75,170- Walther Kranz, Antik Felsefe, Sosyal Yay. sf.208

4- George E. Bean, Eski Çağda Ege Bilgesi, Arion y. 1995, sf.33

5- Herodotos, age.II/109

6- Georges Ifrah, Rakamların Evrensel Tarihi, TÜBİTAK y. c.2, sf.178. Şekil 13.58

7- Bkz. Büyük Larousse, Pythagoras maddesi.

8- Bkz. Büyük Larousse, Proklos maddesi.

9- Prof. Dr. Mebrure Tosun-Doç.Dr. Kadriye Yalvaç, Sümer Babil Assur ve Ammi-Şaduqa FermaA-nı, TTK y. 1989, sf.206-207

10- Herodotos, age.II/84

11- Herodotos, age. V/58

12- Şemsettin Günaltay, Yakın Şark III, Suriye ve Filistin, TTK y. 1947, sf.227-250

13- Herodotos, age.I/170

14- Şemsettin Günaltay, age. sf.196

15- Herodotos, age. V/57, dipnot 190

16- Aristoteles, Politika, remzi k. 1990, sf.62, 63, 64.

17- Özcan Buze, Kara Atina’nın Öyküsü, Bilim ve Ütopya Dergisi, Mart 1996, sf.8

18- Özcan Buze, age. s.8

19- Mıchael C. Astour, Hellenosemitica, An Ethnic And Cultural Study In West Semitic İmpact On Mycenaenan Greece. Leiden, E.J.Brill, 1967

20- Özcan Buze, Kara Atina: Klasik Uygarlığın Afroasiyatik Kökleri, agd. sf.9,10,11,12

Leave a Reply

^
Seo wordpress plugin by www.seowizard.org.